Suriye'de Kürtçe ikinci resmi dil oluyor ama 3 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer yok. Daha önce Irak'ta da Kürtçe ikinci resmi dil oldu, 2 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer verilmedi.
Sırf Türkiye'de Kürtler de aynısını ister diye-ki zaten istiyorlar- Türkiye, Bulgaristan'da Türkçenin ikinci resmi dil olmasını istemedi. Suriye ve Irak'ta da istemedi. Ee ne oldu şimdi?
Yakında Kürtçe Türkiye'de de resmen olmasa da uygulama açısından ikinci resmi dil olacak. Fakat en az 30 milyon Türk'ün olduğu İran'da, 1 milyon Türk'ün olduğu Bulgaristan'da, 2 milyon Türk'ün yaşadığı Irak'ta, 3 milyon Türk'ün yurdu Suriye'de Türkçeyi savunan bir Türkiye yok. Türkiye'yi yönetenler Arapları ve Kürtleri savundukları kadar Türkleri ve Türkçeyi savunmuyor.
Mısır'da, Ürdün'de, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da toplam 10 milyona yakın Türk, Araplaşıp eridi.
Çok yazık gerçekten.
Yeter yahu yeter!
Söz milletin!
Haram yemedim de haram yemedim deyip duruyorsun…
Haram yememek tek meziyetin mi?
Zaten olması gereken bu…
Göz kırpmak gibi, nefes almak gibi, güneşin doğması, suyun yüz derecede kaynaması gibi…
Niye bunu ayrıcalıklı bir durum gibi anlatıp duruyorsun?
Halk sana bugün, zengin oldun mu diye sormuyor…
Israrla konuyu çarpıtıyorsun…
Halk sana; neden milyonların umutlarını tüketen bir siyasetin parçası oldun diye soruyor…
Siyaset sadece haksız para kazanmamaksa rahmetli babam da bir kuruş haram yemedi…
Ben de yemedim…
Eeee farkımız ne?
Övünüp durulacak bir durum mu bu?
Olması gereken bu zaten!
Alnımıza, tişörtümüze haram yemedik yazıp gezelim mi?
İnsan cebine haram koymaz, boğazından haram geçmez fakat yılları, ömürleri, enerjiyi, umudu, insanların hayallerini tüketir….
Sen bunu yaptın…
Bizi tükettin…
Anlamıyor musun?
Tüm iyi niyetlerimizi, sana olan inancımızı alıp yere çaldın…
Bunca yıl susamışken kavurucu sıcakta, bir damla suya muhtaçken, tam suyu içecekken, zar zor biriktirdiğimiz bidondaki suyumuza tekme atıp döktün…
Niye diyoruz, niye?
Yapma bunu… Niye döktün suyumuzu diyoruz…
Çıkmış, sadece ben haram yemedim diyorsun…
Suyumuzu dökmek de haram değil mi?
İsraf da haram, günah değil mi?
İnsanlar sana güvenini, yarınlarını emanet etti…
Sen ne yaptın?
Kocaman bir hiç…
Mühürsüz oy pusulalarına sonuna kadar itiraz ettin mi?
Koltuk için gösterdiğin hırsı mühürsüz oy pusulalarında gösterdin mi?
“Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz”, niye bunu dedin?
Niye onca aday varken Ekmeleddin diye bir adayı önümüze koydun?
Niye son seçimde anketlerde senden daha güçlü adaylar varken, kendini aday yaptın?
Niye 13 seçim kaybettin, artık bırakmıyorsun?
Niye kaybettiğin, kaybettirdiğin onca seçimle yüzleşip, arınmıyorsun?
Niye 80 yaşına merdiven dayamana rağmen gençlerin önünü açmıyorsun diyor…
Niye bu hırs, yeter diyor…
Sen ne diyorsun?
Ben, haram yemedim…
Tamam aferin ama tek mesele bu değil ki…
Şimdi dönüp, bir de…
Temiz kurultay, temiz vicdan, arınma diyorsun.
Ama bu toplumun asıl sorduğu başka…
Madem demokrasi esastı;
neden yıllarca parti içinde farklı sesler bu kadar zor duyuldu…
Madem irade kutsaldı…
neden insanlar sadece seçim zamanı hatırlandı?
Madem, kim çıkarsa başının tacıydı…
Neden yıllarca eleştiren herkes hain, nankör, bölücü ilan edildi?
Neden 13 seçim sen çıkmayınca, halk beni istemiyor, seçmiyor, bu karar başımın tacı deyip çekilmedin de her seferinde ısrar ettin…
13 defa küme düşmüş bir takımın teknik direktörü neden hala teknik direktör olarak kalmak için ısrar eder?
Başarısızlığınla neden yüzleşmiyorsun deniliyor…
Cevap ne?
Ben haram yemedim…
Evet, yemedin… Ama yıllarca başarısız oldun…
Bugün sorun bir kişinin dürüst olup olmaması değil artık…
Bir politikacının, liderin kendisine inanan milyonların hayal kırıklığını gerçekten anlayıp anlamadığı…
Anlıyor musun?
Sanmıyorum…
Halk artık romantik cümleler duymak istemiyor; samimi yüzleşmeye ihtiyaç duyuyor…
Gerçek demokrasi, hesap vermeyi de kabul etmektir.
Sen hesap vermiyor bir de bize hesap soruyorsun.
Anlıyor musun?
Sokağın sesini duyuyor musun?
Anketlere bakıyor musun?
İstenmediğini görüyor musun?
Gürsel Bey,
“Cumhuriyet Halk Partisi, bir şahsın veya bir grubun varlığına endeksli bir şirket değil” ise, aylardır CHP’li seçmen Özel’i destekliyor, Kılıçdaroğlu ve çevresini istemiyoruz diye haykırıyorken, CHP’li vatandaşlara rağmen niye partiye kayyım olarak çökmeye çalıştınız?
Burada çok büyük bir tezgah açık edilmiş.
Bir yeri maden sahası ilan edip, orada tarımla geçinen çiftçiyi-köylüyü, maden işçisi olmaya mecbur bırakıyorlar. Sadece Yıldızlar Holding’in elinde 2354 adet maden ruhsatı varmış.
Doruk Madencilik tarafından aylardır maaşları ödenmeyen işçilerimizin haklı direnişlerinde yanlarındayım. Patronların işlerini bir telefonla çözen devlet büyükleri! Aylardır maaşını alamayan, evine ekmek götüremeyen bu emekçileri görmüyor musunuz?
Ankara'da hakkını aradığı için iktidar ve patronların talimatıyla dövülen, biber gazı sıkılan, itilen, aşağılanan o madenciler var ya...
Maraş depremi sonrası geldiklerinde oradaki herkes bir anda kendine gelmiş, yüzleri güldürmüş, umut olmuşlardı. İnsanlara adeta moral enjekte etmişlerdi. Domuz damlarıyla, kazmayla, bilek ve yürekleriyle binlerce insan çıkardılar.
Dövdükleriniz ve gaz sıktıklarınız işte onlar...
Üç gündür Silivri duruşmalarında gördüğüm manzara, hesap gününe inanan biri olarak beni dehşete düşürüyor.
Böyle bir zulüm olmaz. Bu zulümle abad olunmaz.
Hangi davaya bağlı olursan ol.
Hangi koltuğa oturmak için hayatını harcamış olursan ol.
Hangi dine inanırsan inan.
Hangi mahalleden gelirsen gel…
Sen sen ol; insanlığını, vicdanını, merhametini, ahlakını, adaletini ve hakkaniyetini kaybetme.
Şu mübarek Ramazan gününde otur, kısa bir süre de olsa düşün ve kendine sor:
Ben bu kadar gözü yaşlı çocuğun, annenin, babanın, kardeşin hesabını nasıl vereceğim?
Haydı hayırlı iftarlar…
80 yaşında bir anne,
her sabah yüreğini yoklayarak uyanıyor.
Üç yüz gündür sessiz bir nöbette,
bir iyi haberin yolunu gözlüyor.
Seksen yıllık ömrün en uzun günleri,
işte tam da bu bekleyişte uzuyor.
bir annenin kalbi,
zamanı bile geride bırakacak kadar
ısrarla atıyor.
Nusaybin’de PKK’lı teröristler, Kamışlı tarafına geçmelerini engelleyen Türk polisine saldırıyor!
Açın kapıları tamamı gitsin. Ancak tamamı çıktıktan sonra kapatın kapıları: Ülkemizde PKK’lı istemiyoruz.
Fatih yoğun bakımda, ölümle yaşam arasında mücadele ederken annemle aramızda geçen bir anı anlatmak istiyorum.
Fatih ölmeden iki gün önce annemin ayağı kırılmıştı; alçıdaydı ve yürüyemiyordu. İlk haberi alınca babamla hastaneye koştuk, annem evde kaldı. Hastanede sabahladık. Doktorun umutsuz konuşması üzerine sabah annemin yanına döndüm. Ona bu haberi nasıl anlatacağımı bilmiyordum.
Eve girdiğimde annemin Fatih’in kıyafetlerini yıkadığını gördüm.
“Fatih eve gelince giysin,” dedi.
Dayanamadım,
“Anne, yaşayacağını mı düşünüyorsun?” dedim.
“Tabii ki yaşayacak,” dedi. “Gelecek, bunları giyip yatağında yatacak.”
Doktorun söylediklerini anlatamadım. Atar damarının kesildiğini, organlarının ağır hasar aldığını 12 kere bıçaklandığını söyleyemedim. Gittim, ağlaya ağlaya Fatih’in çamaşırlarını astım. Akşamına Fatih’i kaybettik.
Şimdi sizden ricam: Lütfen paylaşımlarımı sadece okuyup geçmeyin. Paylaşın, beğenin, yorum yapın. Bu davada kamuoyunun desteğine ihtiyacım var.
2. Duruşma:
📍 28 Ocak – 14.30
📍 Ankara Adliyesi, Söğütözü Ek Hizmet Binası
Lütfen ses olun. 🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet #FatihEmsalOlsun
#şöyleki #KarneGünü #KademeArtıkŞart
İmamoğlu diploma davasının duruşması görülmesi gereken idare mahkemesi yerine “geniş salon” talebiyle Silivri’ye sürüldü. Buna rağmen cezaevi giriş çıkışı kapatılmış durumda. İçeriye araç giremiyor, araç çıkamıyor.
İlk barikattan yürüyerek geçme hakkı olan az sayıda seçilmiş(!) kamuya açık görülmesi zorunlu olan bir duruşmayı seyretmek için ayrıca bina girişi ve sonra kapısındaki barikatlarını da aşmak zorunda.
Aştınız mı?
Bitmedi.
Silivri’deki salon da yine küçük salon. Kapısında en az 30 avukat meslektaşım ve kimi basın mensupları içeride yer kalmadığı için yine barikat ardında tutuluyor. Biri az önce fenalaştı.
İmamoğlu ise salonda, “savunmasını” yapıyor. 20 yaşında bir öğrenci olarak gazete ilanıyla başvurduğu yatay geçişle ilgili neden “suçlu” olmadığını anlatmaya çalışıyor.
Kendisinin de az önce söylediği gibi şu yaşanan her şey, bir parça haysiyeti olan herkes için, gerçekten utanç verici.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır:
“Düşünün şiddete uğrayan bir kadın var. Nereye başvuruyor, ilk korumayı almak için? Savcılık makamına. Peki kararı kim veriyor, mahkeme, bir hakim. Bugün Muhammet Çağatay Kılıç, 30 yaşındaki bir savcı adliyede eski eşini silahla vurdu. Arkadaşlar biz nereye gidiyoruz? Koruma kararını vermesi gereken savcı, savcılık makamı bir kadın hakimi vuruyor. Endişe verici, dehşet verici bir nokta. Siciline baktığım zaman çok yakın zamanlarda alınmış bir hakim, savcı. Bu mülakat mülakat mülakat, mülakat böyle yapılırsa sonuç böyle oluyor”
"İstanbul'a Pazartesi günü beklenen kar gelmedi ama geceyi bekleyin, her yer bembeyaz olacak" diyen başta Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü olmak üzere tüm hava durumcular, yine yanıldılar!
Çeşitli uydu görüntüleri ve radar verilerine rağmen, eğitimden ekonomiye, hayatın akışını olumsuz yönde etkileyen bu boyuttaki yanılgıya pes doğrusu!
Ey liyakat, bizi bırakıp nerelere gittin?