Kizuna’nın kelime anlamı “bağ” demek. Biz ise bu bağı turistik deneyimlerin ötesinde arıyoruz. Amacımız, tüketim kültürünün yüzeyselliğini aşarak hatırda kalacak gerçek bir temas kurmak.
Bu yüzden rotamızı vitrinlere göre değil, insan hikâyelerine göre belirledik. Japonya’da esnaf ve zanaatkârları ziyaret ediyor; tezgâh başında sohbet ederken bir yandan da Türkiye’den bahsediyoruz.
Eizoh Adachi ile başlayan bu seri, Japonya’nın farklı esnaflarıyla devam edecek.
Adres: 169-0072 Tokyo, Shinjuku, Okubo, 1 Chome−16−26
İyi seyirler! 😊
#japonya #japonyaseyahat #kizuna #japonyaseyahati #kizunaturkiye
Gazze hastanelerinde gönüllü olarak görev yapan Japon hemşire, Japonya'ya döndükten sonra basın toplantısı yaptı:
"Gazze halkı neyi yanlış yaptı? Hayatın ağırlığı herkese eşit değil mi? Bu dünya bir türlü adil olamadı.
Bütün dünya onlara saldırıyor, birey olarak hiçbir hakları yok… Hem topraklarını işgal ediyorsunuz hem de onları öldürüyorsunuz.
Belki bu sözler bile dünyaya ulaşmayacak, hatta görmezden gelinecek… Filistin halkı varoluş mücadelesi veriyor…
Gazze halkının sesini dünyaya duyurmaya çalışacağım…”
Rahmani akla inanlar, akletmisiniz ayetinden çok uzakta yaşarken ,şeytani akla hizmetedenlerin elindeki bir medyadan kamu adına soru sormak, farklı bilimsel görüşlere hakkaniyetle yer vermesini umut edemeyiz.
Halkın hekimlerine sahip çıkalım, kulak verelim.
KAMUOYUNA AÇIKLAMA
Öncelikle iki hususu birbirinden kesin çizgilerle ayıralım.
Bir tıbbi ürünün ruhsatlandırılmış olması (ki bu bile sorunlu görünüyor), o ürün hakkındaki bilimsel değerlendirmenin sona erdiği anlamına gelmez. Ruhsat sonrası güvenlilik izlemi, ürün kullanıldığı müddetçe devam eder. Tıpta “dosya kapanmıştır, artık soru sorulamaz” diye bir hüküm yoktur. Bilim, yeni veriler geldikçe kendisini denetler; hekimlik ise ortaya çıkan her şüpheyi ciddiyetle kayda geçirmekle yükümlüdür.
Bizim yaptığımız da budur.
Hekimlik yeminimize sadık kalarak, hastalarımızdan gelen bildirimleri dinliyor; nedensellik konusunda peşin hüküm vermeden, muhtemel advers etkilerin araştırılmasını ve yetkili farmakovijilans sistemlerine bildirilmesini savunuyoruz. Bu tutum ne bilim karşıtlığıdır ne de herhangi bir tıbbi müdahaleye karşı kör bir husumettir. Aksine, bilimin kendi denetim mekanizmasına sahip çıkmaktır.
Amacımız, “Biz söylemiştik, haklı çıktık” diyerek geçmişin hesabını siyasi veya şahsi bir üstünlük aracına dönüştürmek değildir. İnsanların korkularından ticari kazanç sağlamak da değildir.
Bugüne kadar tek bir kişi dahi çıkıp, “Ferhat Hoca bana mRNA aşısı detoks programı sattı” diyemez. Çünkü böyle bir ticari program yürütmedim. İnsanların endişelerini paraya tahvil etmedim; “sizi temizleriz, kurtarırız” şeklinde bilimsel karşılığı belirsiz vaatlerde bulunmadım.
Bizim talebimiz açıktır:
Birincisi: Konu, devlet ciddiyetiyle ve bilimsel yöntemle ele alınmalıdır.
Türkiye’nin elinde e-Nabız ve MEDULA gibi son derece kıymetli sağlık veri sistemleri bulunmaktadır. Uygun etik ve hukuki güvenceler, anonimleştirme yöntemleri ve bağımsız bilimsel denetim altında; aşılanma tarihleri, ürün ve mümkünse seri bilgileri, hastalık tanıları, hastane başvuruları ve uzun dönemli sağlık sonuçları birlikte incelenmelidir.
Biz herhangi bir sonucun peşinen ilan edilmesini değil, sonucun veriden çıkarılmasını istiyoruz.
“Kesinlikle zarar vermiştir” demek ne kadar bilim dışıysa, yeterli uzun dönem analiz yapılmadan “hiçbir sorun yoktur” demek de aynı ölçüde bilim dışıdır. Bilimin görevi önceden belirlenmiş kanaatleri doğrulamak değil, gerçeği araştırmaktır.
İkincisi: Medya, tek yönlü kanaat üretmek yerine çoğulcu ve sorgulayıcı olmalıdır.
Salgın döneminde belli görüşlere geniş alan açılırken, bilimsel itirazların tamamının aynı torbaya konularak “yanlış bilgi” etiketiyle susturulması toplumun güvenini zedelemiştir. Bilimsel tartışma, yalnızca iktidarın, kurumların veya çoğunluğun hoşuna giden görüşlerin konuşulması değildir.
Gerçek bilim, itirazdan korkmaz. Verisini ortaya koyar, yöntemini açıklar ve eleştiriye cevap verir.
Medyanın görevi de insanları korkutmak, tarafları şeytanlaştırmak veya geçmişteki yayın çizgisini korumak değildir. Görevi; kamu adına soru sormak, farklı bilimsel görüşlere hakkaniyetle yer vermek ve devlet kurumlarından şeffaf veri talep etmektir.
Üçüncüsü: Bebekler ve çocuklarla ilgili uygulamalar özel bir hassasiyetle incelenmelidir.
Çocuklar, tıp etiğinde yalnızca “küçük yetişkinler” değildir. Kendileri adına karar veremeyen, yarar–zarar değerlendirmesinde en yüksek korumayı hak eden özel bir gruptur. Bu nedenle çocuklara yönelik her tıbbi uygulamada gereklilik, orantılılık, yaşa özgü güvenlilik verileri, bilgilendirilmiş ebeveyn onamı ve uzun dönemli izlem çok daha sıkı değerlendirilmelidir.
Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz. Bir hekime, bilim insanına veya kamu görevlisine delilsiz biçimde suç isnat etmek doğru değildir. Ancak çocuklara yönelik uygulamaların hangi bilimsel verilere dayanılarak alındığının, belirsizliklerin ailelere nasıl anlatıldığının ve süreçte ihmal yahut kusur bulunup bulunmadığının bağımsız kurumlarca incelenmesini istemek de vatandaşın ve hekimin en doğal hakkıdır.
Varsa hata ortaya çıkarılmalı, yoksa bu da şeffaf verilerle gösterilmelidir. Hukuk intikam için değil, hakikati ve sorumluluğu belirlemek için vardır.
A Muslim man was stabbed 15 times in Utah because of his faith. The attacker told the police he "intends to kill Muslims.”
As Islamophobia continues to rise, the attack has received little media coverage and many U.S. politicians have remained silent.
Google Earth'te
" Faces on the Mountain " diye bir arama yaptırırsanız ne görürsünüz ?
▪️Bazen her şeyi görüp bilmek de gerekmez ama...
Neyi bilip neyi bilmeyeceğimize zekâ değil, ruh karar verir.
Perdeler boşuna değildir.
Sessizliğimi sakın çaresizlik sanmayın. Ben susuyorum ama Yüce Rabbim asla susmaz. Geciktirilen adaletin hesabını ilahi adalet mutlaka soracaktır. Makamlar, koltuklar ve güç bir gün sona erer; ancak mazlumun ahı ve Allah'ın adaleti asla şaşmaz. O gün geldiğinde hiçbir vicdan, hiçbir makam, hiçbir güç hesap vermekten kaçamayacaktır.
Çünkü Kur'an Allah'ın sözüdür...
"Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar bulutların hareket ettiği gibi hareket ederler. Bu, her şeyi sağlam yapan Allah’ın sanatıdır..." (Neml, 88)
"bir ülkeyi tanımak için çocukların ne okuduğuna bakın."
bu söz japon vakfı'na ait.. böyle diyor ve sırf çocuk kitapları çevirisine yönelik, teşvik programları sunuyorlar. vizyonsuzluk?? :))
Vladimir Putin:
"Batı ülkelerinin sıradan vatandaşlarının beni duymasını istiyorum... Gerçek şu ki, şu anda karşı karşıya olduğunuz sorunlar, kendi ülkelerinizin yönetici elitlerinin yıllarca süren eylemlerinin sonucudur."
▪️Çin başkanı da körfez ülkelerini uyardı. Saldırıya uğramak istemiyorsanız, üslerinizi Abd'ye kullandırmayın dedi.
▪️Saflar net !
Olacaklar muamma !
Görene o da net de !
Bazı cümleler rüya gibidir. Kuşun kanadında kalsa iyidir.
Dile getirmemek gerektir .
VLADIMIR PUTIN: "I WANT THE ORDINARY CITIZENS OF WESTERN COUNTRIES TO HEAR ME.. THE TRUTH IS THAT THE PROBLEMS YOU ARE FACING NOW ARE THE RESULT OF YEARS OF ACTIONS BY THE RULING ELITES OF YOUR OWN COUNTRIES"
japonya’da marketler çiçek bahçesi gibi.🥹
çünkü yenilebilir çiçekler burada sıklıkla kullanılıyor; mevsime göre raflardaki görüntü de değişiyor.
bu türün normal çiçekten farkı ise daha az ilaç kullanılarak yetiştirilmesi imiş.. her çiçek yenilmez diye de not düşüyorlar.🥲
japonya’da marketler çiçek bahçesi gibi.🥹
çünkü yenilebilir çiçekler burada sıklıkla kullanılıyor; mevsime göre raflardaki görüntü de değişiyor.
bu türün normal çiçekten farkı ise daha az ilaç kullanılarak yetiştirilmesi imiş.. her çiçek yenilmez diye de not düşüyorlar.🥲
Dr. Hüssam Ebu Safiya avukatı aracılığıyla tüm insanlığa mesaj yolladı :
”Beni buraya õldürmeye getirdiler. Buradan sağ çıkabileceğimi sanmıyorum, burası son.”
Susmayın, avazınız çıktığı kadar haykırın #FreeDrHussamAbuSafiya