İsrail’in İran’a başlattığı ve ABD’nin de katıldığı askeri operasyon, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın temel ilkelerinin açık bir ihlalidir. İsrail’in gerekçe olarak kullandığı “Önleyici savaş” kavramının uluslararası hukukta yeri yoktur. Müzakere süreçleri devam ederken başvurulan bu saldırganlık, bölgesel istikrar için büyük bir tehlike oluşturmuştur.
Geçmiş tecrübelerimiz, dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemeyeceğini, bu tür girişimlerin yalnızca kaosu ve insani trajedileri derinleştirdiğini tüm dünyaya göstermiştir.
Komşumuz İran’ın yönetim merkezlerinin ve altyapısının hedef alınması; Türkiye için doğrudan ekonomik riskleri ve yeni göç dalgalarını tetikleyebilir. Hürmüz Boğazı üzerinden enerji rotalarının tehdit edilmesi ise dünya ekonomisini sarsacak bir boyuta ulaşabilir.
İran'a karşı başlatılan bu saldırıları kınıyorum.
Bölgeyi ateşe atacak, daha fazla masum insanın ölümüne sebebiyet verecek hesaplara karşı; bizim yerimiz, diplomasi masasının, sağduyunun ve uluslararası hukukun yanıdır.
Türkiye, hem diplomasi kanallarını canlandırmada hem de olası krizlere karşı önlem almada aktif ve hazırlıklı olmalıdır.
Üsküdar’da gençlerle sohbet ettik, 5 yıl sonra artık görmek istemediklerini konuştuk.
Hayallerinizdeki Türkiye’yi el ele, birlikte inşa edeceğiz.
Sohbetten kısa bir özet aşağıda…
Ali Babacan: "Bir yıldır ellerinde sopa, tek tek muhalefet belediyelerini dolaşıyorlar.
Yargı sopasını sallayarak güya hukuksuzlukları ortaya çıkarıyor, güya kirli yönetimle savaşıyorlar."
Bu sabah yaşadığımız, seçilmiş bir iktidar eliyle yapılan âdeta bir darbe teşebbüsüdür.
Bu, Türkiye'de demokrasiyi anlamsızlaştırmanın teşebbüsüdür, sandığın kutsallığını sona erdiren bir teşebbüsdür.
“Evladım,
bu memlekette sağcı-solcu yoktur, ilerici-gerici yoktur. Bu memlekette namussuzlar ve namuslular vardır. Ve bunların kavgası vardır.
Siz namusluların safında yer alın. Göreceksiniz çok kalabalık olacaksınız.”
Milletimize büyük bedeller ödeterek uyguladıkları ekonomik tedbirlerin henüz alınamayan karşılığını, bir sabah operasyonuyla çöpe attılar.
Seçimden hemen sonra KDV’yi ÖTV’yi artırdılar. Merkez Bankası’nın faizini 6’ya katladılar. Emeklilerimizden, asgari ücretlilerimizden fedakârlık istediler. Sabit gelirli herkese sabır dilediler. “Bekleyin, düzelecek” dediler.
Ödenen bedellerin, yapılan fedakârlıkların cılız sonuçlarını da siyasi bir operasyonla imha ettiler.
Hukuk olmayınca ekonomi olmaz; adalet olmayınca refah artmaz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle konfeksiyon atölyesinde çalışan kadınlarla bir araya geldik.
Yaşadıkları zorlukları konuştuk, çözümleri tartıştık.
Programın tamamını YouTube’da izleyebilirsiniz:
https://t.co/bLBOFumx2k
Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği ve tüm yetkileri elinde topladığı 2018 yılında 100 liraya dolan bir Ramazan sepeti, şimdi 800 liraya ancak doluyor.
Sepetteki gıda fiyatları 7 yılda tam 8 katına çıktı.
Sebebi bir kişi, sebebi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi.