Amerika'dan 599 dolara sıfır iphone almıştım. Ülkeye döndüğümde 1200$ kayıt parası istediler.
Amerikalı telefonu tasarlıyor, üretiyor, nakliye ediyor, reklamını yapıyor, 2 yıl garanti veriyor ve bütün bunların üzerine kâr ederek 599 dolara satabiliyor.
Türkiye ise o telefona hiçbir üretim, Ar-Ge, lojistik ya da garanti maliyeti üstlenmeden, sadece IMEI kaydı için yaklaşık 1.200 dolar harç alıyor.
Erdoğan gerçekten kıskanılacak bir stratejik deha...
Erkan Baş, muhteşem konuşmuş:
“Dünyanın savaş baronları, katiller, haysiyetsizler, Epstein belgelerinde adı geçen sapıklar Türkiye'ye gelecekler diye duvarların önüne brandalar çekiyorlar
Şu yaşadığımızı dünyanın görmesinden utanıyorlar ama bunları bize yaşatmaya utanmıyorlar”
Bu kadar düzgün,dengeli, ne söylediğini bilen, ölçüyü kaybetmeyen, abartıdan uzak bir komedyenin sizi rahatsız etmesi beni ziyadesiyle memnun etti Tayyar Bey
Deniz Göktaş, YouTube'da yayınladığı yeni stand-up gösterisinde, Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili de espriler yaptı:
"Biraz tatsız bir şey söyleyeceğim. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim. Hayatımda bir dakika bile. Ama..."
Anthropic'ten iki mühendis, Claude Code'un varlığından haberdar olmadığınız her özelliği 24 dakika boyunca ücretsiz olarak tanıttı.
Yinede çoğu insan bu içeriği görmezden gelecek.
📍Şu skandala bakın!
“BİR SABAH UYANDIK, TAPUMUZ YOK!”
İstanbul Sarıyer'de rezerv alan ilan edilen bölgedeki tapular iptal edildi. Vatandaşlar feryat etti:
“— Bir sabah kalktığımızda tapularımızın özel bir firmaya satıldığını öğrendik.
— Boğaz manzaralı 3+1 ev için 1,2 milyon TL gibi ödeme yapılıyor ve tapunuz alınıyor!..”
Ekrem İmamoğlu ne demişti?
“Bugün benim 30 yıllık diplomamı iptal edenler, yarın sizin 40 yıllık tapunuza, arsanıza, banka hesabınıza da çökebilirler!”
Şimdi bu sözü daha iyi anlıyor muyuz?
1 milyar insan Google Maps’i sadece yol tarifi için kullanıyor.
Oysa içinde öyle özellikler var ki, Maps artık bir navigasyondan ziyade bir Yapay Zeka asistanı.
İşte işinize en çok yarayacak gizli özellikler:👇🏻
TMO Depolarında "Milyarlık" Buharlaşma: Gören de Yok, Duyan da!
Türkiye genelinde kamuoyuna yansıyan son olaylar, sadece "bir miktar ürün kayboldu" denilerek geçiştirilemeyecek cinsten devasa bir organize organizasyonu gözler önüne seriyor.
1. Konya Çumra: 300 Kamyonluk "Kayıp"
Konya’nın Çumra ilçesinde TMO’nun kiraladığı 20 bin ton kapasiteli geçici depodan tam 7 bin 500 ton buğday çalındı.
2. Gaziantep İslahiye: 100 Milyon TL Uçtu
Skandalların ardı arkası kesilmezken bir darbe de Gaziantep’ten geldi.
İslahiye’deki TMO depolarından yaklaşık 6 bin 600 ton buğdayın kayıplara karıştığı ortaya çıktı.
3. Mardin Kızıltepe: 1 Milyar TL'lik Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Vurgunlarından Biri
"Milyarlık Vurgun" ifadesinin tam karşılığı ise Mardin’de yaşandı.
Lisanslı depo şirketi üzerinden gerçekleştirilen operasyonda tam 137 bin tonluk buğday ve mısır vurgunu tespit edildi.
7/24 özel güvenlik ve mühürlerle korunduğu iddia edilen devlet depolarından yüzlerce kamyon malın nasıl çıkarılabildiği, bu "görünmez" nakliyelerin arkasında kimlerin olduğu ise yargı sürecinin sonunda netleşmeyi bekliyor.
Ispanak Yaprağından Kalp Dokusu Üretildi!
Biyomühendislik alanında çığır açan bir araştırmaya imza atan bilim insanları, ıspanak yaprağını kullanarak laboratuvar ortamında atan bir insan kalp dokusu geliştirmeyi başardı.
Geleceğin organ nakli teknolojilerine ışık tutan yöntemin detayları şöyle:
📍Bitki Hücreleri Temizlendi:
👉Ispanak yaprağındaki bitki hücreleri özel işlemlerle tamamen uzaklaştırıldı.
📍Doğal Damar İskeleti Kaldı: 👉Geriye yaprağın sadece selülozdan oluşan, insan vücudundaki kılcal damarlara tıpatıp benzeyen ince damar ağı kaldı.
📍Hücreler Kasılmaya Başladı: 👉Bu biyolojik iskeletin üzerine yerleştirilen insan kalp hücreleri, zamanla çoğalarak yaprağa tutundu ve kısa süre içinde ritmik olarak kasılmaya başladı.
Bu başarı, gelecekte yapay organ üretimi ve hasarlı kalp dokularının tedavisi için yepyeni bir dönemin kapısını aralıyor.
DÜĞMEYE BASTILAR: "DİJİTAL KİMLİK" ADI ALTINDA KÜRESEL KÖLELİK PLANI!
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) sitesinde yer alan ve insanlığı her alanda kuşatmayı hedefleyen o şema deşifre oldu.
Sağlıktan finansa, seyahatten sosyal medyaya kadar hayatın her anı tek bir merkezden kontrol edilmek isteniyor!
Your Gmail says 15GB out of 15.
Google is betting you'll just pay $1.99 a month.
That 15GB is shared across Gmail, Drive, and Photos.
It's stuffed with junk you never cleared.
Google built a free tool that fixes it in minutes but never told you about it.
Do not pay.
Do these 8 steps first:
🚨#SONDAKİKA
Hollanda Kraliyetinin Avukatı, Yahudilerin örgütlenmesini anlattı.
“Dünyayı gerçekte seçilmiş siyasetçilerin değil, küresel ölçekte örgütlenmiş bir elit grubun yönettiğini söylüyor.
Bu yapının en üstünde, dünyanın merkez bankaları üzerinde etkili olan bazı aileler bulunuyor. Bu ailelerin, devletlerin kendi parasını basma yetkisini fiilen ellerinden aldığını ve bunun yerine devletlere borç vererek, vatandaşların vergileriyle ödenen faizlerden kazanç sağladığını da söylüyor.
Milyarder Jeffrey Epstein'ın de bu ağ içinde önemli bir rol üstlendiğini ve Epstein’in uluslararası finans çevrelerinin bir temsilcisi olarak hareket ettiğini ve Rockefeller ailesinin desteğiyle kurulan Üçlü Komisyon ile bağlantılı isimlerden biri olarak çalıştığını deşifre ediyor.
POR ESO LAS AEROLÍNEAS ODIAN A CLAUDE 4.6
vuelo por $879 y pagué $299
-Sin puntos
-Sin afiliaciones
-Sin VPN
Aquí hay 8 prompts que usé para viajar como un pro ↓
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
Burası Yeni Türkiye;
Bir kararname, bir fezleke, bir iddianame…
🔘Bir gün öğrencisi olduğun üniversite yoktur.
🔘Ertesi gün oy verdiğin belediye başkanı yoktur.
🔘Sonraki gün oy verdiğin parti yoktur.
Başkanlık rejimi budur !
Dur hele sen daha dur....
🚨𝗨𝗟𝗧𝗜𝗠𝗔 𝗛𝗢𝗥𝗔: Google Gemini tiene funciones brutales que casi nadie está usando.
La mayoría solo usa Gemini para prompts básicos… mientras Google lo llenó en silencio de herramientas que reemplazan horas de trabajo en segundos.
Probablemente estás usando menos del 5% de lo que Gemini realmente hace.
Aquí van 10 funciones ocultas de Gemini que se sienten casi injustas cuando las empiezas a usar: 👇
TC Kimlik ile sosyal medya kullanımına ilişkin ilk detaylar belli oldu.
📌 Sosyal medya kullanıcıları, aynı platformda birden fazla hesap açabilecek ancak tüm hesaplarını e-Devlet sistemine tanımlamak zorunda olacak.
📌 Platformlara girişler, e-Devlet üzerinden oluşturulacak özel doğrulama anahtarıyla yapılacak.
📌 Kimlik doğrulaması yapılmayan hesapların kapatılması planlanıyor.
📌 Kullanıcılar, e-Devlet üzerinden sahip oldukları tüm sosyal medya hesaplarını tek ekranda görüntüleyebilecek.
📌 Suç unsuru şüphesi bulunan durumlarda adli merciler, kullanıcıya ait kimlik bilgilerini talep edebilecek.
📌 BTK aracılığıyla sağlanacak bilgiler sayesinde sosyal medya hesapları ile gerçek kişiler arasında doğrudan eşleştirme yapılabilecek.