"Alya Hanım merhaba. Ben Cihan Albora."
"Nihayet müsait olabildiniz."
"Özür dileriz. Biraz geciktik."
İkiz ruhların yıllar sonra birbirini "bulması". Nihayet müsait olabilmek için kaç yılın geçmesi, nelerin yaşanması gerekiyordu. Çok anlamlı bir sahne.
#UzakŞehir#CihAl
Onların hikayesini izlemeyi aşklarına tanık olmayı çok seviyorum... Sanki bir yerlerde gerçekten varlar ve herşeylerine şahit olmuş gibi bir hissiyat geliyor hep büyülü bişey. #UzakŞehir#Cihal
@askmiiiiiiii Öyle olsun lütfen Alyanın çaresiz haykırışı bişeyler için mecburiyeti gibi.. Ve bu mahvediyor insanı.
Tam yüzleri gülüşken böyle olmak zorunda olması can yakıyor.
Onlar mutluluğu çok hakediyor
"Başımı omzuna yaslayabildiğim bu güvene seninle geldim Alya...Bütün bu fırtınanın içinde kendime böyle huzurlu bi liman bulmuş olmam..." 🤍
Birbirlerinde huzuru bulmaları o kadar anlamlı ki…Birbirlerinin yanındayken bütün sesler susuyor, sadece ikisi kalıyor
#uzakşehir#CihAl
“Senin gitmek için yüz kere bin kere sebebin oldu ama gitmedin. Yanımda kaldın, yanımda kalmayı seçtin... O yüzden ben senden vazgeçmem. Bak bu kalp durur, bu beden toprak olur ama ben senden vazgeçmem. Benimle evlenir misin?”
“Evlenirim buna da varım”
Bilmem anladınız mıııııı ??
The way Cihan proposes speaks volumes. This is the extended, improved version of the 'I'm not promising you a rose garden, Alya' of ep 28/29.
This is the proposal of a man humbled by destiny and life. Which is why it includes no boasts. Instead, Cihan states facts. Cold, hard facts about himself, his life, and the difficulties Alya will face if she chooses him again.
Underneath all that honesty is a man desperate for Alya to agree, but this time, his anxieties take a backseat because this is too important a deal for Cihan to botch up.
So, he tells Alya he can't promise her an easy life, but he can promise her all of himself, as long as she continues to grace his life with her presence.
And, Alya replies 'evlinerim' and 'buna da varim' - in other words, she accepts him and all that comes with him. All the craziness, the hardships, and everything else are acceptable as long as she has Cihan with her.
And, that's why I said this proposal and Alya accepting the proposal in the way she does is one of the strongest hints these two are definitely getting hitched.
It's the crossing of another threshold in their lives and relationship (him calling the ring a 'key', carrying her across the doorway, and sealing the deal with their bodies).
Kind of like 'don't regret it later' in ep42, and then Alya walking under the shower to rise to the occasion. Because while all hell does break loose after they're together, even then, they still don't give up.
Think about it, what are the reasons that could push Alya into leaving? Even if someone lies to her about Serhat, we've seen her refusing to leave Cihan's side when the whole bocek drama.
Could it be someone threatening Cihan? Nope. Alya isn't the kind to keep that under wraps either, as seen by how she tells Cihan Demir's offer and how she barges into the hotel, thinking the Bulgarians have him.
I initially thought it might be because she wants to give Cihan the freedom to choose without any obligations, but after this proposal, that's out too. Because this proposal removes any ambiguity about where Cihan's heart truly belongs.
Disregarding his feelings now would be equal to disregarding the choice he's already made. Remember how she asks Cihan why no one is asking her what she wants when they're on the Firat trip? She's not about to do the same to Cihan.
Now, let's focus on why she'd stay. One, she has Deniz's custody, so there's nothing pulling her in two opposite directions now. Plus, she's certain now that Cihan will go to any lengths to keep her and Deniz safe.
Two, Cihan's increasing emotional transparency. We've seen this before in ep26-27. The more Cihan opens up to Alya, the more comfortable she becomes in her own skin.
And, this time, Cihan's being very open about what Alya means to him and how Meryem is a shadow of the past that no longer belongs anywhere in his life.
Three, her own love for Cihan is a determining factor. Alya loves Cihan enough to stay with him despite Mine wielding Boran's parentage over their heads. She gives up Deniz's location to save Cihan.
She donates her kidney to ensure nothing happens to him. She risks saving Cihan from a car that's about to explode - you get the picture.
And four, Alya's growing ability to read Sadakat's moves. S1 Alya reacted to Sadakat. S2 Alya observes and picks her battles. She already suspects Sadakat is up to something that includes Meryem, so she's on her guard.
Which means Alya refusing to leave this time will break the wheel. Cihan's last wedding witnessed a bride too weak to fight for her love (apparently) and thus lost the opportunity to be with him. Alya's done nothing but fight to be with Cihan.
There's a reason why Cihan's proposal includes the words, "You had a hundred thousand reasons to leave me… but you stayed."
That line isn’t there to foreshadow Alya finally walking away. It’s there to underline that Alya has already been tested over and over again - by Sadakat, by Mine, by Boran, by Meryem, by danger, by fear, by the chaos surrounding Cihan.
Yet, every single time, she still gravitates back to him. That's the way I see it anyways. Guess we'll find out 😉
#CihAl #UzakŞehir
Alya’nın balkondan aşağıya, Meryem’e doğru bakışı tam bir otorite göstergesi. Kimin gerçek hanımağa olduğunu anlamak için kelimelere gerek yok. Bu mizansendeki vücut dilleri ve mekânsal konumlar hiyerarşiyi net bir şekilde anlatıyor. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, bedeni dik ve gözlerinde zerre kadar tereddüt olmayan Alya, konağın heybetli mimarisini de arkasına alarak yukarıdan aşağıya bakıyor. Bu, "Burada kuralları ben koyarım" duruşudur. Meryem aşağıda ürkek ve çaresizce yukarı bakarken, Alya yukarıda bir kale gibi yıkılmaz duruyor.
Meryem’in omuzlarını büzerek adeta görünmez olmaya çalışması, sadece Cihan için duyduğu endişeden kaynaklanmıyor. Bu, doğrudan Alya’nın o tepeden bakan, yargılayan ve kapı gibi duran otoritesinden duyulan aciziyet ve korkudur. Meryem, konaktaki meşruiyetinin olmadığını, suçluluğunu ve Alya'nın karşısında ne kadar zayıf kaldığını o an iliklerine kadar hissediyor.
Cihan ve adamları ölümcül bir hesaplaşmaya doğru giderken, Meryem’in arkadan ürkek bir hayvan gibi süzülüp dua etmesi, Alya’nın gözünde tam bir yerini bilmezlik ve hadsizliktir. Alya'nın üzerinde, "Ne münasebet! Sen kimsin ki başını belaya soktuğun kocam için endişelenip arkasından dua ediyorsun?" diyen, sarsılmaz bir hâkimiyetin getirdiği katı bir özgüven vardır.
Bu sahne, Meryem'in o konaktaki ve Cihan'ın hayatındaki yerinin hiçbir zaman Alya'nınki gibi olamayacağının, onun boşluğunu asla dolduramayacağının en somut görsel kanıtıdır. Alya, yukarıda, konağın avluya bakan o yüksek noktasında, adeta yapının bir parçası ve hükümdarı gibi konumlanmış. Alya orada tek bir kelime etmeden, sadece varlığıyla ve o sarsılmaz bakışıyla Meryem’in geçemeyeceği bir sınır çizgisi çekiyor. Hanımağalık ve Cihan'ın kalbindeki zirve, yukarıdan aşağıya dik bakan Alya'ya aittir. Meryem ne yaparsa yapsın, bu hiyerarşide hep aşağıdan yukarıya bakan bir sığınmacı pozisyonunda kalacaktır. Alya'nın tavizsiz netliği ve asaleti karşısında hiçbir şansı yoktur. Alya yukarıda o kadar güçlü ve kararlı duruyor ki, etrafına yaydığı bu otorite Meryem’in o rahatsız edici mağduriyetini adeta hükümsüz kılıyor. Alya’nın ihtişamı karşısında Meryem, o yersiz sahiplenişi, endişesi ve arkadan dua edişiyle yakalanmanın verdiği utançla o an tamamen afallıyor.
Meryem geçmişin yaralarıyla ve gözyaşlarıyla Cihan’da ancak bir vicdan azabı tetikleyebilir; ama asla bir hayranlık uyandıramaz. Cihan ertesi gün odaya gelip Alya’ya minnet duyduğunu söylerken, aslında Alya’nın asaletine ve güzelliğine sığındığını itiraf etmiştir. Meryem ağlayarak yapışan, muhtaç olan taraf, Alya ise fırtınayı göğüsleyen, sığınılan limandır. Bir erkek ona muhtaç olan kadına acıyabilir ama hayran olduğu ve saygı duyduğu kadını kalbinin başköşesine koyar. Meryem ne kadar gözyaşı dökerse döksün, o balkondaki dik duruşun ve Cihan'ın ruhuna işleyen o sarsılmaz güvenin yerini asla dolduramaz. O duruş farkı, gerçek gücün kimde olduğunun en net tezahürüdür.
Bu duruş farkını Sadakat bile o an net bir şekilde gördü. O da çok iyi biliyor ki; Meryem, bu konağa ve Sadakat'e layık bir halef asla olamaz. Hanımağalığın ağırlığını kaldıracak, Sadakat'in yerini dolduracak, bu düzeni çok daha iyi ve güçlü bir yöne taşıyacak kişi ancak Alya’dır. Ama Sadakat'in şu anki derdi bu değil.
Ancak, mizansen şunu çok net gösteriyor: Alya bu konağın ve soyun gerçek geleceğidir.
#UzakŞehir #CihAl