Mevlid Kandili’nin; gönüllerimize huzur, hanelerimize bereket getirmesini diliyorum.
Dualarınızın kabul, gönüllerinizin ferah olduğu nice güzel günlere vesile olması temennisiyle…
Mevlid Kandilimiz mübarek olsun.
İdlib’den İstanbul’u vururuz" diye hayal kuranlar tarih defterlerini açıp iyi okusun! Bu topraklar, masada yazılıp haritada çizilen ucuz tehditlere boyun eğmeyecek kadar büyük bir devlettir. Haddinizi bilin, Türkiye’nin sabrını da gücünü de sınamaya kalkmayın! 🇹🇷🇹🇷
“Hattı Ankara, Sathı Vatan."
Kurtuluşa giden yolda, ilk büyük zaferin yaşandığı bu topraklarda Sakarya Meydan Muharebesi'nin 105. yılı…
Başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı minnetle anıyoruz.
Sakarya Meydan Muharebesi’nin 105. yılında, Milli Mücadele’nin dönüm noktalarından biri olan büyük zaferin izlerini adım adım takip ediyoruz.
Tüm hemşehrilerimizi; 23 Ağustos Pazar günü Polatlı’da, Dr. Selim Erdoğan’ın anlatımıyla Haymana ve Polatlı çevresindeki muharebelerin yaşandığı topraklarda tarihimize tanıklık etmeye davet ediyoruz.
@mansuryavas06 Ağzınıza sağlık Sayın Başkanım. Ne Suriye’deki hukuksuz saldırılar ne de Türkiye’nin adını kendi seçim hesaplarına alet etme hadsizliği kabul edilebilir. Bağımsızlığımız da devletimizin itibarı da hiçbir siyasi hesaba kurban edilemez.🇹🇷🇹🇷
İsrail’in komşumuz Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hiçe sayarak gerçekleştirdiği saldırılar zaten son derece kırılgan olan komşu bölgemizdeki gerilimi daha da artırmaktadır.
Yıllardır savaşların, çatışmaların ve büyük acıların yaşandığı bu coğrafyanın artık yeni gerilimlere değil; barışa, istikrara ve huzura ihtiyacı vardır.
İsrail yönetiminin izlediği saldırgan politika bölgedeki barış ve istikrar umudunu her geçen gün biraz daha uzaklaştırmaktadır.
Başta Birleşmiş Milletler ve bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası toplum, İsrail’in başka bir devletin egemenliğini açıkça ihlal eden bu saldırıları karşısında sessiz kalmamalıdır. Uluslararası hukuk, güçlü olanın dilediği ülkeye saldırabileceği bir düzenin adı değildir.
Ancak bütün bunların içinde ülkemiz açısından en vahim olanı, Netanyahu yönetiminin Suriye’ye yönelik saldırılarını açıkça Türkiye ile ilişkilendirmesi, hatta bu saldırıları Türkiye’ye karşı gerçekleştirdiğini ilan edecek kadar ileri gitmesidir.
On binlerce masumun ölümünden sorumlu Netanyahu’nun, Türkiye’yi hedef göstererek ülkemizin adını yaklaşan seçimlerde kendi siyasi geleceğinin malzemesi hâline getirmeye çalışması kabul edilemez bir hadsizliktir.
Buradan açıkça ifade ediyorum…
Türk milleti, en zor günlerinde Kuvayı Milliye ruhuyla ayağa kalkmış, bağımsızlığını kimsenin lütfuyla değil kendi iradesi ve mücadelesiyle kazanmıştır. Dün bu toprakların geleceğine başkalarının karar vermesine izin vermedik, bugün de vermeyiz.
Netanyahu yönetimi bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı tehdit edilemez. Türkiye’nin adı da Netanyahu’nun siyasi hesaplarına ve seçim meydanlarına malzeme edilemez.
Çayırhan’da bulunan Termik Elektrik Üretim ve Madencilik’te meydana gelen kazada 1 madencimizin hayatını kaybettiğini, çok sayıda madencimizin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendim.
Hayatını kaybeden madencimize Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı; yaralı madencilerimize acil şifalar diliyorum.
Uzun süredir üzerinde çalıştığımız 3 büyük projemiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık uzun vadeli dış finansman onayını aldık.
Bu kaynakla;
* Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi’ne 306,3 milyon dolar,
* Güdül, Beypazarı, Ayaş ve Çayırhan’ın içme suyu yatırımlarına 90 milyon dolar,
* Ankara genelinde su kayıp ve kaçaklarının azaltılmasına 84,4 milyon dolar yatırım yapacağız.
Başkentimize hayırlı olsun.
Cumhuriyet Yüzme Havuzu ve Spor Kompleksi, Etimesgut Bağlıca’da Başkentlilerin hizmetine açıldı.
Yüzme havuzu, basketbol ve voleybol sahaları ile fitness stüdyolarını bünyesinde barındıran modern tesis; her yaştan Başkentlinin sporla buluşmasına olanak sağlıyor.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti.
Kaybettiğimiz vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Yaşadığımız acılardan ders çıkararak daha güvenli yarınlar için çalışmayı sürdürüyoruz.
Yüzyıllar önce “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen, Anadolu’nun büyük değeri, Erenler Şahı Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi saygı ve rahmetle anıyorum.
#HacıBektasVeli#ErenlerŞahı#Anadolu
Sevginin ve hoşgörünün hakim olduğu bir dünyayı öğütleyen, dostluk ve kardeşlik değerlerini gittiği her yerde yaşatan Hacı Bektaş-ı Veli'yi saygıyla yad ediyorum.
İLBANK ve Asya Kalkınma Bankası iş birliğinde düzenlenen “COP31’e Giden Süreçte İklim Dirençli Şehirlerin Geliştirilmesi” hazırlık programına katıldık.
Kaynaklarını doğru kullanan, afetlere ve iklim krizine karşı dirençli, yaşam kalitesi yüksek kentler için bilimin ışığında, ortak akılla çalışmak hepimizin görevidir.
Çünkü şehirlerimizi geleceğe hazırlamak gelecek nesillere karşı en büyük sorumluluğumuzdur.
Yüreği tertemiz, cesareti koca bir dağa sığmayan Eren Bülbül ve Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik…
Henüz 15 yaşında, vatan sevgisiyle PKK'lı teröristlere karşı dimdik duran Eren ve onu korumak için canını ortaya koyan Ferhat Gedik’i, ölüm yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.
Kelimelerle oynamayı siyaset sanmayı bırakın Ufuk Bey. Sayın @mansuryavas06 ’ın söylediği net: Toplumsal mutabakat, adalet ve hukuk devleti olmadan masa başı metinleriyle barış inşa edilemez. Hukuk aklını ve milletin vicdanını savunmaya “ipe un sermek” demek en hafif tabiriyle siyasi sığlıktır.
@mansuryavas06 Günün sonunda vicdanları sızlatmayacak tek yol, Anayasa'ya ve hukukun üstünlüğüne tam bağlılıktır. Şehitlerimizin aziz hatırasını koruyarak, siyasi hesaplardan uzak ve samimi bir demokrasi mücadelesini savunduğunuz için teşekkürler Mansur Başkanım.🇹🇷🇹🇷
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.