Bizimkiler Heybeliada Ruhban Okulunu açmak için nabız yoklarken, Yunanistan İskeçe'de hükmet tarafından atanan müftülerin Çınar Camisi'ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan 4 Batı Trakya Türkü'ne 17'şer ay hapis cezası verdi.
Mübariz İbrahimov; 7 Şubat 1988 tarihinde Azerbaycan'ın Bilesuvar kazası Aliabad köyünde doğdu. 1994 yılında Aliabad köyü Şehit Piriyev İlkokulu'na girdi. 2005 senesinde orta öğretimini tamamladıktan sonra askeri görevini yapmak üzere orduya alındı.
Askeri hizmetini Azerbaycan İçişleri Bakanlığına bağlı Özel Kuvvetler Birliği'nde yaptı. 2007 yılında vatani görevini çavuş rütbesiyle tamamladı. Bir müddet sivil işlerde çalıştıktan sonra 2009 yılının Ağustos ayında Uzman Çavuş oldu. Terter kazasının askeri birliklerinden birinde görev yaptı.
Takvimler 19 Haziran 2010'u gösteriyordu. Mübariz kalktı yavaşça, kimselere haber vermeden. Bir başına mayın döşeli sınırı aşarak, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin karakoluna baskın düzenledi ve 45 askerle subayı öldürdü.
Gelen takviye kuvvetleriyle beş saat karakolda ele geçirdiği cephane ve silahları kullanarak savaştı. Gün doğarken cephanesi bitince süngü taktı ve Allah Allah diye saldırarak kanının son damlasına kadar dövüşüp şehadete ulaştı.
Mübariz gözünü bile kırpmadan şehit olacağını bile bile düşmanın üstüne yürüdü. Tıpkı Atsız’ın o meşhur şiirinde vurguladığı gibi;
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir
Mübariz’in babası o günün sabahını şöyle anlatmıştı: “O gün sabah erken saatlerde aradılar beni. Oğlumun evde olup olmadığını sordular. Silah ve cephane alarak birliğinden ayrıldığını bildirdiler. ‘Ben oğlumu bilirim; sınıra doğru gidin’ dedim. Daha sonra mektubunu bulmuşlar.”
Babasının bahsettiği mektupta Mübariz anne ve babasına işte böyle sesleniyordu; “Canım, atam və anam. Məndən sarı darıxmayın. İnşallah, cənnətdə görüşəcəyik. Mənim üçün bol-bol dua edin. Vətənin dar günündə artıq ürəyim dözmür. Allaha xatir bunu etməliyəm. Ən azından ürəyim sərinlik tapar. Şəhid olanadək bu şərəfsizlərin üzərinə gedəcəyəm. Şəhid olsam – ağlamayın. Əksinə, sevinin ki, o mərtəbəyə yüksəldim. Allaha ibadətlərinizi dəqiq yerinə yetirin. Çoxlu sədəqə verin. Seyid nəvəsi olaraq bunu etməliyəm. Allah böyükdür. Vətən sağ olsun. Oğlunuz Mübariz. Haqqınızı halal edin.”
Azerbaycan Devleti Mübariz'i Milli Kahraman ilan etti. Elbette Mübariz sadece Azerbaycan'ın değil, Türk Dünyasının Milli kahramanıdır. Şehadetinin seneyi devriyesinde çağın Kürşad'ı Mübariz İbrahimov'u rahmetle anıyor ve var gücümüzle haykırıyoruz;
Hepiniz Ermeni olsanız ne yazar
Birimiz Mübariz olduktan sonra!
#yitik
1944 yılında 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece Kırım’da yaşayan Kırım Tatarlarının kapıları çalınmaya başladı. Stalin Rusyasının askerleri, onbeş dakika içinde hazırlanarak meydanlara toplanmalarını emrediyordu.
Kadınlar, kundaktaki bebekler, yaşlılar, hastalar, savaşamayacak durumda erkeklerden oluşan Kırım Tatarları o gece Kırım’daki istasyonlardan hayvan vagonlarına istif edilerek vatanlarından sürüldü. “Sovyetler Birliği’ne ihanet” ile suçlanıyorlardı.
Oysa ki aynı gece 50 bin Kırım Tatar erkeği, Hitler Almanyasına karşı cephede Sovyetler Birliği adına savaşıyordu.
Kırım Tatarlarının bu çileli yolculuğu 20 günden fazla sürdü. Yüzlerce insanın istif edildiği hayvan vagonlarında insanlar öldükçe oturabilecek bir yer açılıyordu. Trenler, birkaç günde bir durduğunda ölenlerin cesetleri yol kenarına bırakıldı.
Kırım Tatarları, bu sürgünde Özbekistan, Kazakistan, Sibirya gibi bir çok bölgeye dağıtılmış, binlerce insan yurdundan koparılmıştı. Bu çileli yolculuk bittiğinde o hayvan vagonlarının neredeyse yarısı boşalmıştı. Kırım Tatarları, sürgünde 195 bin insan kaybetti.
Sürgün sonrası varılan memleketlerde de acılar bitmedi. Hiç bir varlığı olmayan binlerce Kırım Tatarı, hayatta kalabilmek için pamuk tarlalarında köle gibi çalışmak zorunda kaldı. Bu süre içinde bir çok insan yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalık gibi sebeplerden öldü.
Sürgünün bir kaç gün sonrasında, Rus NKVD yetkilileri Kırım'daki Arabat köyünün unutulmuş olduğunu farketti. Köy halkı bir gemiye dolduruldu ve Karadeniz açıklarında gemi batırılarak Sovyetler Birliği adına bir problem daha "halledilmiş" oldu.
1965'te Kırım Tatarlarının, vatanları Kırım'ı "turist" olarak gezmesine müsaade edilmeye başlandı. "Aluşta'dan esken yeller yuzume vurdu, Balalıktan osken evge kozyaşım duştu." diye başlayan meşhur "Ey Güzel Kırım" şarkısının hatırası da bu yıllardan kalmadır.
23 Haziran 1978'de Kırım Tatarlarının Ebedî Meşalesi olarak bilinen Musa Mahmut vatanına dönüp yerleşmek istediğinde, Kırım'daki Sovyet yönetimi kendisini ve ailesini Kırım'dan zorla çıkarmak istedi. Musa Mahmut bunun üzerine kendisini yaktı ve 28 Haziran'da hayatını kaybetti.
1986'da SSCB sürgüne ve çeşitli baskılara maruz kalan bütün toplulukların haklarını kısıtlayan bütün hükümleri ortadan kaldırılarak, bu halklara haklarının ve itibarlarının iade edildiğini ve bütün bunların devlet garantisi altına alındığını açıklayan deklarasyonu yayınladı.
Ancak Kırım Tatarlarının toplu dönüş çabaları hala bürokratik engellere takılıyordu.1987 yılında Kırım Tatarları, vatana dönüşlerinin engellenmesine karşı Kızılmeydan'da yaptıkları gösterilerle dünya gündemine oturdu.
Kırım Türklerinin efsanevi lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun önderliğinde yürütülen bu eylemler neticesinde 250 binin üzerinde Kırım Tatarı vatanına dönebildi.
Kırım, 2014 yılının Şubat ayında Rusya tarafından tekrar işgal edildi. O günden sonra Kırım Tatarlarına karşı şiddet olayları arttı. Kırım Tatarları her gün ev aramaları, soruşturmalar ve yüksek para cezalarıyla karşılaşır oldu.
Kırım Tatar liderlerinin Kırım'a girişleri yasaklandı. Milli kuruluşlar kapatıldı. 18 Mayıs sürgün ve soykırımını anma toplantıları yasaklandı. Kırım Tatarlarına karşı yeni sürgün tehditleri de artık sıkça duyulur oldu.
Ne hazindir ki, 1783 tarihinde işgalci Ruslar tarafından akıl hastanesi olarak kullanılan Zincirli Medrese de, sürgünün 75. yıldönümünde konser tertip edildi.
Ve ne hazindir ki ülkemizde bu insanlık dışı zorbalığı savunan ve "Kırım'ın işgalini Türkiye tanımalıdır" diyen siyasetçiler, işbirlikçiler var.
Büyük sürgünün yıldönümünde yurtlarından zorla çıkarılan ve bu uğurda can veren soydaşlarımızı rahmetle anarken, var gücümüzle bir kez daha haykırıyoruz; katil Rusya, Kırım'dan defol!
#18Mayıs1944 #TürkiyeKırımaSesVer #VatanKırım
Ey gönüllü bayraktar! Ey devşirme dölleri!
İleri, biraz daha, biraz daha ileri
İhanet oyununda peşrev çekenler bu kez
Bilsinler ki bu topraklar, hainleri hiç sevmez!
Bu ve benzeri yüzlerce katliamın sorumlusu bir soysuzun adını barış kelimesi ile yan yana anmak bile abesle iştigaldir.
Öcalan tarihin gördüğü en aşağılık canilerden biridir.
Türkçülük bir ülküdür. Ülküler, milletlerin manevi gıdasıdır. Ülküsüz milletlerin en talihlisi dahi silik ve sönük kalmaya mahkumdur.
#Atsız#3MayısTürkçülükGünü
Sitemkar Başboğa helal rızk için gelmişti taşı toprağı altın denilen İstanbul’a.
3 Mayıs Türkçülük Bayramı afişlerini yapıştırırken, komünist militanlar tarafından yaylım ateşine tutularak şehit edildi.
Şehadeti sonrası Edebiyat Fakültesi ile Vatan Mühendislik Yüksek Okulu’nda toplanan Ülkücü öğrenciler topluca morg önüne geldiler.
Başboğa’nın cenazesini alan Ülküdaşları, Sirkeci, Beyazıt, Aksaray yoluyla Topkapı’ya kadar yürüdüler.
Babası ise ayağında şalvarı, lastik ayakkabısıyla boynu bükük bir tevekkülle, oğlunu memleketine götürmek için Topkapı garajında otobüse bindirirken: "Oğlumu komünist olmadığı için, DİSK'çi olmadığı için şehit ettiler. Allah'tan bulsunlar" diyebilmişti.
Cenazesi Adana’nın Karataş ilçesinde toprağa verildi.
Aziz ve asil ruhu şad olsun.
Milli ülküsü olamayan veya olduğu halde ondan kopmuş bulunan bir cemiyet, bu günkü devler dünyasında, fırtınalı ve kudurmuş bir denizde, kaptansız kalmış bir gemiden farksızdır.
(Türkçülük Üzerine Makaleler – Nejdet Sançar, Devlet-Töre Yayınevi, 1976)