SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde en düşük emekli aylığı 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkarılmış.
Yeni aylıkla ilgili teklif TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmiş.
Şunu eklemek isterim:
Gördüğüm kadarıyla 3 yıldır uygulanan sıkı para politikası 2027 yılından itibaren gevşetilecek.
Toplumun her kesimini rahatlatacak adımların yeni yılda periyodik olarak hayata geçirilmesi yüksek ihtimal.
Seçim tarihi de 2028 Nisan gibi öngörülüyor.
Buraya kadar tamam.
Eğer yeni yılda emekli maaşları aynı anlayışla belirlenecek olursa 17 milyonu aşkın “emekliye savaş” açılması anlamına gelir.
Böyle bir savaşı hiçbir siyasi parti kazanamaz.
Hafta sonu kendimizi Ankara dışına attık, yollardaydık.
Mola yerlerinde, akaryakıt istasyonlarında, düğünde, taziyede, kısaca ayak bastığımız her yerde yanımıza yaklaşıp meramını anlatanlar oldu.
Her kesimden farklı sorunları dile getirenler oldu.
Neredeyse tamamı ekonomiyle ilgili, laf dönüp dolaşıp oraya geliyor.
Fakat.
Bu başlıkta emeklilere özel bir yer ayırmak gerekiyor.
Hiç tartışmasız toplumun en dertli, en mutsuz kesimi.
Bir o kadar öfkeliler, bir o kadar faaller, her yakaladıklarına dert yanıyorlar.
17 milyonu aşkın oy gücüyle iktidarı belirleyici fırsata kavuştuklarının da farkındalar.
Öyle enflasyon farkı gibi iyileştirmeyle yetinecek gibi gözükmüyorlar.
İnsanca yaşamı ve adil paylaşımı sağlayacak reformu bekliyorlar.
EYT vesaire gibi bahanelere de tepkililer.
Haklılar da.
Sonuçta 24 yıllık bir iktidar için hiçbir şey mazeret olamaz.
Şu an iktidar için en büyük siyasi tehdit, ne Özel, ne o, ne bu, tümüyle emekliler.
Şuracıkta kalsın.
Hakan Safi büyük bir iş başardı.
Herkes Aziz Yıldırım kesin kazanacak derken seçimi kafa kafaya getirdi. Belki de öne geçti. Şu dakikadan sonra seçimi kararsızlar ve gelmeyecekler belirler. Boş oylar Aziz Yıldırım'a yarar. Onun kitlesi kemik. Ya yeni sayfa ya eskiye dönüş. Kararı kongre verecek.
@Nurizadebey99 Şimdiki adaylar milyon eurolara bir çok futbolcu almayı düşünüyorlarken, bir de 2018 yılında seçilenler ucuz da olsa bir futbolcu alamıyorlardı…. Sebebi neydi ki…
Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği olarak, Fenerbahçe Futbol Takımımıza yönelik 4 Nisan 2015 tarihinde Trabzon’da gerçekleştirilen menfur silahlı saldırıya ilişkin dosyada verilen “kanun yararına bozma” kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Türk spor tarihinin en karanlık hadiselerinden biri olan bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılamamış olması, yıllardır kamu vicdanında derin bir rahatsızlık yaratmıştır. Bu nedenle dosyanın yeniden değerlendirilmesine imkan sağlayan söz konusu kararın, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tecellisi adına önemli bir gelişme olduğuna inanıyoruz.
Hukukun üstünlüğüne olan inancımız doğrultusunda, sürecin dün olduğu gibi bugün de yakından takipçisi olacağımızı; ilgili tüm kurumlar ve Fenerbahçe Spor Kulübümüzle koordinasyon içerisinde olayın aydınlatılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi adına her türlü çabaya katkı sunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.
Temennimiz; bu saldırının tüm yönleriyle ortaya çıkarılması, varsa ihmallerin tespit edilmesi ve adaletin gecikmeksizin yerini bulmasıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Aziz Yıldırım değişti sanıyorsunuz ya, buradan pay biçin işte.
Borç nasıl kapandı söyleyeyim:
1. Ali Koç gelir gelmez 50 milyon $ koydu. CAS’ta bekleyen sporcu dosyaları o parayla kapatıldı. Kulübün itibarı zedelenmesin diye bu konudan bahsetmedi bile.
2. FenerOl kampanyası yapıldı. “Seçilirsek para sorunu olmaz” diyenler hariç, bütün camia destek verdi. Bu parayla tefeci borçları kapatıldı veya yapılandırıldı.
3. Kur krizi patlamadan önce bütün döviz borçlarımız Yapı Kredi Bankası’ndan çekilen krediyle TL’ye çevrildi. O dönemde Azizciler yine çemkiriyordu “kendi bankasına normal kurun üstünde sabitledi” diye. Kur krizi patlayınca borcumuz azaldı.
4. Bankalar Birliği anlaşması yapıldı. Herkes imzaladı, Fenerbahçe imzalamadı. Çünkü kulüplerin ölüm anlaşmasıydı. Aylarca direnip Türk futbolunu kurtardı Ali Koç.
5. 7 senede 198 milyon €’luk oyuncu satışı yapıldı. Bunlar da öyle yıldız oyuncular falan değildi. Üç kuruşa alıp, alındığı için taraftarın sövdüğü, parlatıp sattığımız oyuncular. Bu paranın yarısı kaynağında kesilip Bankalar Birliği’ne ödendi.
6. Stad gelirlerimizin, Fenerium gelirlerimizin falan yarısı Bankalar Birliği’ne gitti. Öncesinde o kadar da yoktu çünkü hepsi temlikliydi.
7. Bu süreçte 200 küsür milyon € sadece faize ödendi.
8. Murat Ülker’in kulübe şartlı bağışladığı arazinin imarı Aziz Yıldırım’ın hain dediği Hamdi Akın’ın çabalarıyla değiştirildi.
9. Onun parası ve bedelli sermaye arttırımıyla son kalan 80 milyon € ödendi.
Aziz Yıldırım locasını bile bıraktığı için bu borçlar ödenirken, dolaylı yoldan da olsa, bir kuruş katkısı olmadı. Kulübün çekini şahsi işinde kullanan adamlar icralık oldu diye de mağduriyet devşirmeye çalışıyor.
Bütün bunlar yaşanırken kendisi getirdiğimiz oyunculara bok atma ve kulübü SPK’ya şikayet etme derdindeydi.
Bıraktığın bütün arsaların ederi 180 milyon €. 122 milyon €’su zaten Murat Ülker’in bağışladığı arsalar. Kalan 58 milyon €’luk arsalar için mi biz 7 senede 300 küsür milyon € para ödedik? İnsan biraz utanır.
Fenerbahçe’ye yaptığını kendi şirketine yapsa mirasçıları kısıtlılık kararı aldırır. Bize yine başkan yapmaya çalışıyorlar. Fenerbahçe bu adamın yıkımından bir kez kurtuldu. İkinciye kurtulamaz.
Şok Marketler Yönetim Kurulu Başkanı ve 1907 Fenerbahçe Derneği'nin kurucularından Cengiz Solakoğlu, 'Fenerbahçe Kongre Üyelerine Çağrımdır' başlığını taşıyan bir açıklama yaptı.
"Liderlik; “ben” diyebilmek değil, ortak aklı yönetebilmektir. Oldum olası kendisini merkeze koyan, başkalarının fikirlerine ve varlığına değer vermeyen insanlara hiçbir zaman güven duymadım. Çünkü tarih göstermiştir ki; kibirle yönetilen kurumların ömrü uzun olmaz.
Tarihin yetiştirdiği en büyük liderlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yönetim anlayışına baktığımızda bunu çok net görürüz. Atatürk; etrafına fikrine güvendiği, liyakat sahibi insanları toplamış, kararlarını ortak akılla şekillendirmiş ve güçlü bir vizyonu birlikte üretmiştir. Gerçek liderlik, her şeyi bildiğini sanmak değil; doğru insanları dinleyebilme erdemidir.
Bugün ise ne yazık ki tam tersini yaşıyoruz… “Ben ne dersem doğrudur” anlayışıyla hareket eden, kimseyi dinlemeyen, eleştiriye kapalı yönetim tarzlarının; kurumları nasıl çıkmaza sürüklediğine hep birlikte şahit oluyoruz. Bunun en acı örneklerinden biri de Fenerbahçe SK’nin içine düştüğü durumdur.
Daha da düşündürücü olan ise geçmişten ders alınmamasıdır. Kulübü mali açıdan büyük bir yükün altına sokan, kendisini kulübün önüne koyan bir anlayışın yeniden tercih edilmeye hazırlanılması, akıl ve vicdanla açıklanabilecek bir durum değildir. Çünkü hiç kimse Fenerbahçe değildir. Hiç kimse, milyonların sevgisini ve tarihini temsil eden bir camiadan daha büyük olamaz. Fenerbahçe o kişilerden önce de vardı, onlardan sonra da var olacaktır.
Anadolu’nun çok güçlü bir sözü vardır: “Denenmiş, tekrar denenmez.”
Bugün yeniden yönetime talip olan kişi; geçmişte denenmiş, sonuçları görülmüş ve kulübü ağır borç yüküyle karşı karşıya bırakmış biridir. Üstelik öfkesine hâkim olmakta zorlanan, farklı fikirlere kapalı, yalnızca kendi doğrularına inanan bir yönetim anlayışıyla hareket etmektedir. Böyle bir zihniyet; milyonların gönül verdiği bir kulübü değil, sağlıklı bir kurumsal yapıyı dahi yönetemez.
Bu nedenle tüm Fenerbahçelilere çağrım şudur: Fenerbahçe’nin geleceği; ortak akla inanan, çevresine değer katan, liyakatli insanları yönetim kadrosunda buluşturabilen, genç, vizyon sahibi ve çağdaş yönetim becerilerine sahip isimlere emanet edilmelidir.
Çünkü büyük kulüpler; kişilerin egolarıyla değil, ortak akılla, karakterle ve güçlü bir aidiyet duygusuyla sürdürülebilir başarıyı yakalar."
(Patronlar Dünyası)