On bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık, 'İyi geceler' diyerek gidip uyudular. Büyükanne de uyudu. Ama bir tane küçük kırmızı balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı. Sabaha kadar denizi düşündü durdu.
Samed Behrengi, Küçük Kara Balık
“Kütüphanesi olan ve birçok kitap okuyan birinden korkmamalısınız; tek bir kitabı olan ve onu kutsal sayan ama hiç okumayan birinden korkmalısınız”
Nietzsche
Eğer bir gün kayıba u��rayacağını bildiğin halde, doğruyu söyler ve haklıyı savunursan ileride seni de savunurlar, haksızlığa uğramana ramak kala kurtulursun. Eğer ki haksızlık, yalancı şahitlik yapar, iftira atarsan; ileride sen de bu zulme uğrarsın. Haksızlığa uğrayana destek vermez, dilsiz şeytan gibi davranırsan ileri de sen de bundan daha beter zulme uğrarsın.
Ne yapıp ettiysen sana geri dönecek.
İlahi adalet gerçekleşecek.
Allah yarına bırakır, kimsenin yanına bırakmaz.
Kimsenin emeği zayi olmaz, verdiğin emek başka bir yol bulur yine sana geri döner kucağına düşer.
@GalatasaraySK@amedskofficial Fanatik bir Galatasaray'lı olarak sizden utanıyorum. Söz konusu şehitlere hakeret edenleri desteklemeniz bir kalemde silinir sevginiz de taraftatlarınız da. Sen Türk takımısın kendine gel @GalatasaraySK
Sana da selam,
Kendine “işçi” demekten imtina eden beyaz yakalı arkadaşım.
Gece üçe kadar çalışıp, sabah sekizde toplantıya giren ama kahvesini üçüncü dalga bir kahveciden içip, bir ayakkabıya beş taksitle on bin lira verdiği için sınıf atladığını düşünen beyaz yakalı; tekrar selam.
Sana “biz bir aileyiz, burası bir ütopya” diyen şirketin, seni ilk krizde gözünü kırpmadan gözden çıkaracağını bildiğin halde, yine de kendi yerinin doldurulamaz olduğunu düşünerek, ayda bir yapılan happy hour’larla çok önemsendiğini zanneden beyaz yakalı arkadaşım; sana da selam.
Mobbing’i “yoğun tempo” diye anlatan, hakareti “geri bildirim” diye normalize etmek zorunda kalan, tükenmişliğini “bu sektör böyle” diye açıklayan; karşılığında, yalnızca bayram tatillerinde binlerce insanla sıkış tıkış tatil yapıp, bir odaya binlerce lira döktüğü için kendini şanslı zanneden beyaz yakalı arkadaşım;
Sana da selam…
Ay sonunda biraz parası artınca bir akşam yemeğine çıkıp, bir konser/tiyatro bileti ya da bir kitap satın alıp “en azından yaşıyorum” diyerek kendini ikna eden ya da yılın üç ayı biraz da “başardım” storysi atmak için spor salonuna gidebilen arkadaşım;
Merhabaaaa…
Şirketin yan hak diye sana sunduğu ama aslında en temel hakkın olan sağlık sigorta primin yıl sonuna kadar bitmesin diye, hastalıklardan hastalık beğenen, en birinciliği hangi hastalığıma versem diye düşünen ya da arkadaşlarıyla buluşurken “yemek kartı geçen yere gidelim” diye kriterler koyan beyaz yakalı arkadaşım…
Ama sen işçi değilsin; sen beyaz yakalısın, değil mi? Kendine işçi demek Instagram’da yarattığın personaya zarar veriyor, farkındayım.
Ama ne çalıştığın yerin büyüklüğü, ne laptopun, ne “title”ın, ne ofisinin manzarası… Hiçbiri seni o düzenin dışına çıkartmıyor.
Aslında tüm bu illüzyonun tek bir çünküsü var; adına ister “beyaz yakalı” de, ister “profesyonel”; sen literatürün en savunmasız, en güvencesiz ve en yeni sınıfı olan prekarya’nın bir parçasısın.
Emeğin, sadece yerine konulabilir bir kâr aracı olduğu için sömürülüyor. Hastalığını sigorta primine göre seçtiğin, öğle yemeğini kartının geçtiği yere göre belirlediğin o hayat; aslında “kariyer” değil, hayatta kalma mücadelesidir.
Senin de emeğin çalınıyor, senin de yorgunluğun bir başkasının konforuna dönüşüyor.
Kabul etsen de etmesen de o parlak plazaların camlarından yansıyan görüntü senin kimliğin, senin gerçeğin değil; altındaki o yorgun, tükenmiş ve emeği satılık olan “işçi” senin asıl gerçeğin.
1 Mayıs, tam da bu gerçeği hatırladığında anlam kazanacak. 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı kutlu olsun!
8 saat mesai çok fazla.
Yetişkin bir insanın sağlıklı yaşaması için günde 8 saat uyuması gerekiyor. Saat 8-4 çalışan biri işe gidebilmek için 6 da uyanmak akşam 10’da uyumak zorunda.
9-5 çalışan 7’de uyanıp akşam 11’de uyumak zorunda. İşten eve 6-7’de gelindiği düşünülürse yaşamak için 4 saatin var. Hangi gerizekalı bu sistemi kabul etti ve bu sistem yerleşti amk böyle bir saçmalık olamaz ya
Bu söylem biçiminin çok sıkıntılı bir noktaya ulaştığını düşünüyorum. Ailene borcun yok, dostlarına borcun yok, sevdiklerine borcun yok, topluma borcun yok. İşin acı yönü ise şurada: birçok insan bağ yoksunluğundan ötürü psikolojik ilaçlarla ayakta kalıyor, huzurevleri çocukları uğramayan ailelerle dolu. Birçok ülkede kimsesiz alzheimer hastası insanlar, çocuğundan habersiz bir şekilde evinde ölen yaşlılar var.
Bir insanın en büyük, en gerçek bağı anne babasıyla kurulur. Onlar ki sizi dünyaya getirmiş, büyütmüş, kusurları ve eksiklikleri olsa da (ki siz de mükemmel değilsiniz) size bir kimlik bahşetmişlerdir. Bu demek değildir ki kendinizi bırakıp onlar için yaşamalısınız. Ancak özerkliğinizi koruyan bir şekilde, daima onlara karşı insani bir sorumluluk bilinciyle hareket etmek gerekir.
Aşırı şiddet ve istismar hikayesi içeren aileler müstesna, her anne baba çocukları tarafından asgari sevgi, saygı ve minnet duygusunu görmeyi hak eder. Bunun adına ister borç deyin, ister sorumluluk, ister vefa. Ancak bu “asgari karşılıklılılık ilişki”sini bozan her söylem, toplumsal ilişkilerin dinamiklerini bozup sonunda size de zarar verecek bir döngü yaratıyor demektir.
@hmelisaacar Anlık haz ve zevklerden ziyade uzun süreli iç huzurunda mutluluğun olduğunu düşünüyorum. Ki iç huzurunu bulamamış insanların anlık zevklerle günü bitirenlerin uzun vadede mutsuz olduklarını tahmin ediyorum.
@hmelisaacar Okadar güzel bir analiz ki, Melisa hanım maalesef bunu anlamaları çok mümkün değilken sakin ve kendi hayatına yoğunlaşmış insanların tahammülülleri bitince de anlayış yerine bastırmayı tercih ediyorlar.
Bu dünyada bazı insanların anlaması gereken şey şu. Sakin ve stabil bir hayat yaşayan birçok insan sizden korktuğu için değil, kendi etik ilkeleri onları dizginlediği için size zarar vermiyor, haddinizi bildirmiyor ya da intikamınızı almıyor. O yüzden sakin insanlar = otomatik olarak non-retributivist insanlar değil. Çoğu içinde sizin en az on katınız yakıcı ateş taşıyor. Ama gerek eğitim, gerek aile desteği, gerek kendilerine yönelik bazı erdem eğitimleriyle “dizginli” yaşıyorlar. O enerjiyi size misilleme yapmak yerine işlerine, projelerine, başka yönlerine akıtıyorlar. Bu demek değildir ki sakin ve kibar oldukları için ezilmeye açıktırlar, size asla karşı koyamazlar, ya da tüm ahlak çitlerinin dışına çıkıp size beklenmedik bir karşı hamle yapamazlar. Aksine, çok da iyi yaparlar, ama yapmıyorlar. Zaten onları iyi kılan bu. O yüzden toplumdaki iyi, sakin, kibar ve işini yapmaya odaklanan insanları doğru değerlendirmeyi öneririm. Onların çoğu korkak değil, sadece ilkeli ve kurallı. Sizin kötülüklerinizi birkaç kez gözden gelmeleri, üçüncü bir kasıtlı sataşmanızda ağır bir bedel ödetmeyecekleri anlamına gelmez. Yaşam bilgeliği her zaman hayat kurtarır.