Selçuk Bayraktar:
➖"KIZILELMA’nın yaptığı şey, 20 yıl önce Kasparov'u yenen makinenin yaptığına benziyor. Artık cep telefonları bile Kasparov’u yenebiliyor. Hava aracının içinde insan yok, bir pilotun yaptığı her şeyi ve daha fazlasını yapıyor çünkü insan unsuru taşımıyor ve çok daha ucuz. Bir pilotu yetiştirmek 10 yıl sürer ve kaybedecek bir ailesi vardır. En maliyetli kalem insandır. KIZILELMA'da ise eğitime gerek yok, kapasiteyi kopyalamak bir yazılım güncellemesi kadar kısa sürer."
@HVodinali Kayıkçı kavgasından çıkacak der Ertan Özyiğit hep. Japonya ve Filipinler deniz kullanım alanları meselesi sertleşecek muhtemelen.
Çin Avrupalı müşterilerini kaybetmemek ve onları tarafsız bırakmak için “madur” taraf olur muhtemelen. Yani ilk saldıran olmaz. Önce vekalet savaşı
Türkiye, Ankara Etimesgut’ta yalnızca bir karargâh değil; yeni yüzyılın askerî aklını inşa ediyor.
Ay Yıldız Müşterek Karargâhı; MSB, Genelkurmay ve Kara-Deniz-Hava Kuvvetleri’ni tek merkezde buluşturacak dev bir komuta üssü olacak.
12,6 milyon m²’lik alan… 890 bin m² kapalı yapı… 15 bin personel kapasitesi…
Gökyüzünden bakıldığında hilal ve yıldız formunda görülecek bu yapı, Türkiye’nin savunma mimarisinde sembol ile stratejinin birleştiği yeni merkez olarak yükseliyor.
Bu sadece beton değil; Ankara’nın “savunma başkenti” kimliğinin ilanıdır.
Çin’de yayımlanan Global Times gazetesinin 13 Haziran 2026 tarihli haberine göre, Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı (MSS), yabancı istihbarat servislerinin akustik sensörlü şamandıralar, sensör takılmış deniz canlıları, dalga planörleri (wave glider) ve gemilere yerleştirilen elektronik sistemlerle Çin’in hassas deniz verilerini toplamaya çalıştığını açıkladı.
Her zaman yazdığım ve söylediğim üzere hava ve suüstünde yapay zekâ destekli insansız sistemler harbin karakterini hızla değiştiriyor. Bunların başında sürü harekâtı, havacılıktaki loyal wingman konseptinin denizcilikte de ana platforma bağlı insansız deniz araçlarıyla yeni bir operatif düzene dönüşmesi gibi gelişmeler başı çekiyor.
Hava ve suüstünde nasıl savaşın karakteri değişiyorsa, suyun altında da benzer bir devrim yaşanmaktadır.
Denizaltının hedef tespit etme, denizaltı savunma harbi unsurlarından kaçınma, en uygun termal tabakayı ve saklanma derinliğini belirleme kabiliyeti artık üstün çevresel veri, akustik kütüphaneler ve yapay zekâ destekli analizle doğrudan ilişkilidir.
Geleceğin deniz savaşında belirleyici unsur yalnızca platformlar değil, sualtı verisini işleyerek üstün durumsal farkındalık üretebilen sistemler olacaktır.
Bu nedenle Türkiye’nin de deniz gücü inşasında sualtı sensör ağlarına, oşinografik araştırmalara, akustik kütüphanelere, insansız sualtı araçlarına ve yapay zekâ destekli sualtı durumsal farkındalık sistemlerine öncelik vermesi artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.
@Truthtellerftm Assad has killed more than 50.000
Tell the truth
5-7 million escaped from Syria, because of him. Jollani is not an angel. l agree.
But Assad is not innocent.
4 million arrived in Turkiye as refugee and we live with them since then.
@InfoGlobalBR PKK +FETHULLAH GULEN Organizations are the primary targets of Turkish Agencies.
Ading lllegal Gambling& Mafia.
Not Germany as the republic.
İngiltere, küçülen donanmasına ve sınırlanan askerî kapasitesine rağmen, yeteneklerinin çok ötesinde riskler almaya devam ediyor. Bu politikanın temel amacı, NATO Zirvesi öncesinde Rusya’yı tahrik ederek herhangi bir tepki vermeye zorlamak ve ortaya çıkacak tehdidi büyüterek NATO ülkelerinin savunma bütçelerinden daha fazla pay koparmak. Bugün yaşananlar gerçek bir caydırıcılık stratejisinden çok, tehdit algısının bilinçli şekilde büyütülmesine dayanıyor. Londra, azalan küresel ağırlığını Rusya kartını kullanarak telafi etmeye çalışıyor. Ancak ortada açık bir güç aşınması varken, bunun üzerini agresif söylem ve provokatif hamlelerle örtmek giderek zorlaşıyor. NATO kamuoyuna sunulan “artan Rus tehdidi” anlatısının arkasında, aynı zamanda savunma sanayiine yeni kaynak aktarma ve Avrupa’yı daha yüksek askerî harcamalara zorlama hedefi yatıyor. Bu nedenle yaşananlar sadece bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda bir bütçe ve nüfuz mücadelesidir.
@DerinPusulaTR Ukrayna savaşı “fiilen” başladığında 2022 deki savaş doktrinleri kara hava ve denizde ne kadar “hızlı” evrildi. Hayretle izlemekteyiz. Denizaltı da böyle.
@yavlogan Özgür Bey ve ekibi aşağıdaki konulara ne kadar hakim? bunun Afrika, Asya, G. Amerika ayağı var. Jeopolitik ve jeostratejik alanda kartlar yeniden dağıtılıyor. Yüzeyel siyaset ile Avrupa da övgüler ile analiz edilen Afrika Doktrinimizi mukayese etmem
https://t.co/6nN875206w
Two math olympiad champions wrote a training manual in 1993 on two old Macintosh computers, and every American kid who has won a major math competition in the last decade learned to think from it.
Their names are Sandor Lehoczky and Richard Rusczyk. The book is called The Art of Problem Solving. Most people in math know it as AoPS.
Since 2015, every single member of the US International Math Olympiad team has been an AoPS student. Not most of them. Every one.
That statistic sounds impossible until you understand what the book actually does.
Lehoczky and Rusczyk were not professors. They were competitors. Lehoczky earned the sole perfect AIME score in 1990 and led the national first place team. Rusczyk was a USA Mathematical Olympiad winner and a perfect AIME scorer in 1989. They had both survived the same brutal selection process the book was designed to train students for.
And the first thing they decided was that almost every existing math textbook was teaching the wrong thing.
School math gives you formulas. You memorize them. You apply them. You pass the test. Then you sit down in front of a real competition problem and the formula does not apply, and you have nothing underneath it.
That is the gap. The gap is not knowledge. It is thinking.
The entire premise of AoPS is that problem-solving is a transferable skill, not a bag of memorized tricks. A student who genuinely understands why a technique works can adapt it, combine it with something else, and deploy it in a context they have never seen before. A student who only memorized the technique freezes the moment the problem looks different.
The book teaches the difference between a formula and a method.
A formula tells you what to compute. A method tells you how to see. The students who win olympiads are not the ones who know more formulas. They are the ones who have trained themselves to look at an unfamiliar problem and recognize its structure. To see that this problem is secretly asking the same question as a problem they solved three weeks ago, just dressed differently.
Rusczyk calls this "learning to read the problem." Not reading the words. Reading what the problem is actually asking underneath the words.
The second thing they built into the book is tolerance for being stuck.
Most students treat confusion as a signal to stop. The book treats confusion as the starting point. Every chapter pushes students past the point where the obvious approach runs out. That moment of running out is not failure. That is where the actual thinking begins.
Lehoczky once described it this way. If you can solve a problem quickly, you are not learning. You are performing. Learning only happens when you are past the edge of what you already know.
The book was written on old Macintosh computers in 1993. Rusczyk launched the AoPS website in 2003. Today the community has over one million users. Thousands of students enroll in AoPS online courses every year. Most winners of every major American math competition are AoPS alumni.
A platform built by two kids who were good at math competitions has become the infrastructure that produces the next generation of mathematicians, engineers, and scientists who are good at thinking.
The formulas you memorized in school will eventually be obsolete.
The thinking you trained will not.
What is one problem in your life right now that you have been avoiding because you do not yet know the right formula to solve it?
İnsanlık tarihini sadece savaşlar, krizler, krallar ve imparatorluklar üzerinden okumayamayız.
Asıl mücadele kıta ile denizin; tahıl ambarları ile limanlar arasındaki mücadeledir.
Sümerlerin tahıla dayalı devlet modeli ile Fenikelilerin denize dayalı ticaret modeli arasındaki rekabet bugün de devam ediyor.
Mavi Vatan’dan deniz yetki alanlarına, enerji koridorlarından küresel tedarik zincirlerine kadar yaşadığımız jeopolitik çekişmelerin kökleri 5 bin yıl öncesine uzanıyor.
Yeni Substack yazım, "Tahıl mı Balık mı? Kara ve Deniz Güçlerinin Jeopolitik Evrimi", kıta gücünün düzeni ile deniz gücünün hareketliliği arasındaki tarihsel mücadeleyi ve Türkiye açısından bunun ne anlama geldiğini ele alıyor.
https://t.co/oXA7xlLTl4
Amiral Cem Gürdeniz’in yine son derece önemli bir yazısını okuyoruz.
Gürdeniz, James C. Scott’un “Tahıla Karşı” kitabından hareketle devletin doğuşunu; tahıl üretimi, kayıt sistemi, vergi, nüfus denetimi ve merkezi otorite ilişkisi üzerinden ele alıyor. Ancak yazı yalnızca tarihsel bir devlet teorisi analizi değil; kara gücü ile deniz gücü arasındaki büyük jeopolitik ayrımın bugüne uzanan stratejik okuması niteliğinde.
Amiral’in ana tezleri çok berrak:
1) Tarihin temel jeopolitik ayrımlarından biri kara gücü ile deniz gücü arasındadır.
2) Tahıl, ilk devletlerin vergi, kayıt ve denetim kapasitesini doğurmuştur.
3) Deniz gücü hareketlilik, ticaret ve küresel bağlantı üretmiştir.
4) Kalıcı imparatorluklar kara ve deniz gücünü birlikte kullanabilen yapılardır.
5) Modern çağda denizler yalnızca ticaret alanı değil; enerji, gıda, veri ve güvenlik sahasıdır.
6) Türkiye, kara merkezli stratejik düşüncesini deniz merkezli bir vizyonla tamamlamak zorundadır.
7) Mavi Vatan yalnızca askerî bir doktrin değil; ekonomik, teknolojik, gıda güvenliği ve egemenlik boyutu olan bütüncül bir gelecek vizyonudur.
Gürdeniz’in yazısından çıkan ana sonuç şudur:
21. yüzyılda egemenlik sadece kara sınırlarını korumakla sağlanamaz. Deniz ulaştırma hatlarını, limanları, ticaret filosunu, deniz tabanını, enerji ve gıda akışlarını kontrol edemeyen devletler gerçek anlamda stratejik bağımsızlık kuramaz.
Bu nedenle Türkiye açısından Mavi Vatan’ın gerçek anlamı artık sadece “deniz yetki alanı savunması” değildir.
Mavi Vatan, Türkiye’nin kara devleti refleksinden denizci stratejik özerk devlete geçiş projesidir.
🔴 Fransa 100 yıl boyunca Afrika'yı sömürdü, geriye yoksulluk bıraktı. Çin 20 yılda kıtayı borca boğdu. Türkiye ise sessizce girdi ve bugün Afrika'da 100 milyar dolarlık iş yapan, kıtada en çok büyükelçiliğe sahip ülke oldu.
▫️ Üstelik bunu söyleyen bir Türk kurumu değil; Washington'ın en köklü düşünce kuruluşlarından Atlantic Council, geçen ay neredeyse "alarm" niteliğinde bir rapor yayımladı.
▫️ Rapor aslında şunu itiraf ediyor: Batı, Afrika'da Türkiye'ye yenildiğini yeni fark etti. Peki nasıl oldu bu?
Devamı 👇
Borç yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Tarih boyunca savaşların finansmanı, devletlerin yönlendirilmesi, rejimlerin dönüştürülmesi ve küresel güç dengelerinin şekillenmesinde görünmeyen en büyük silahlardan biri olmuştur. Finans kapital üretmez ama krizlerden beslenir. Savaş korku üretir, korku borç üretir, borç ise bağımlılık yaratır.
Yeni Substack yazımda Navarin’den Afyon Savaşlarına, Dünya Savaşlarından Bretton Woods düzenine, Marshall Planından petrodolar sistemine kadar finans kapitalin devletler ve savaşlar üzerindeki tarihsel etkisini anlattım. Ayrıca bugün Amerikan tahvil sistemi, dolar hegemonyası, Çin’in yükselişi ve küresel finansal kırılganlık üzerinden yeni dönemin jeopolitiğini değerlendirdim.
Bugün yaşanan küresel gerilimleri yalnızca askeri güçle değil, borç, tahvil, likidite ve finansal hegemonya üzerinden okumadan dünyayı anlamak mümkün değildir.
https://t.co/fJcGjL2saG
Tanklarda ve insansız araçlarda kritik rol oynayacak
📍 İstanbul Medeniyet Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölüm Başkanı Hasan Köten ve ekibi, Türkiye’nin ilk, dünyanın ise en hafif ve en yüksek sıkıştırma oranına sahip monoblok dizel motorunu geliştirdi.
ASELSAN’ın çağrısıyla TÜBİTAK destekli üniversite-sanayi iş birliği kapsamında geliştirilen motor, özellikle tank ve zırhlı araçlarda yardımcı güç ünitesi olarak görev yaparak ana motor kapalıyken radar ve elektronik sistemlere enerji sağlayacak.
Ağır iklim koşullarında çalışabilen motorun İHA, İKA ve deniz araçlarında da kullanılabileceği belirtilirken, yakıt pompası gibi kritik parçaların da ilk kez yerli olarak üretildiği vurgulandı. Savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen proje, Türkiye genelinde düzenlenen teknoloji yarışmasında birincilik ödülü aldı.
Ancak yerli motorun uluslararası pazara açılmasının önündeki en büyük engelin, Türkiye’de motor sertifikasyonu ve Marin CE belgesi verecek akredite bir kuruluşun bulunmaması olduğu ifade edildi.