🗣️ Maocu Çin destekçisi Doğu Perinçek:
"Biz cemaatlerin üzerine gitmiyoruz diyorlar. Tabanla karşı karşıya gelmemek için söylenen şeyler bunlar. Uygulamalar pratikte demokrasiye hizmet ettiği için bu kadar da olur."
Suriye ve Türkiye’ye yönelik tehditkâr açıklamalar
🔻İşgalci İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, işgal altındaki Hermon Dağı’ndan yaptığı açıklamalarda Suriye ve Türkiye’yi hedef alan ifadeler kullandı.
🔻Katz yaptığı açıklamada:
- “İsrail’e yönelik tehditler sürdüğü sürece Hermon Dağı’ndan veya güvenlik bölgesinden çekilmeyeceğiz.
- Şam’daki sarayında sabah uyandığında Hermon Dağı’na bak ve orada İsrail ordusunu gör.”
🔻Türkiye’nin Suriye’de “yer edinme çabasına” karşı da harekete geçtiklerini belirten Katz, İsrail’in güvenlik çıkarlarını tehdit eden girişimlere karşı tutumlarını sürdüreceklerini söyledi.
🔴 SDG/YPG lideri Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri’nin bağımsız askerî güç olarak varlığının sona erdiğini açıkladı.
🔻Abdi, “Bugün Suriye Demokratik Güçleri’nin misyonunun sona erdiğini duyuruyor ve bağımsız bir askerî güç olarak feshedildiğini ilan ediyoruz” dedi.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Kanaatimce İslam karşıtı Kemalistler, İslam şiarlarını izhar edenlerden intikam almanın bir yolunu buldu: Cumhurbaşkanına hakaret!
Güçlü oldukları yerlerde doğrudan, güçlü olmadıkları alanlarda ise hükümete veya Cumhurbaşkanına yönelik eleştirileri gündeme taşıyarak istedikleri kişileri tutuklatıyorlar. Zira hükümetin yumuşak karnını iyi biliyorlar.
Benzer bir durum daha önce Furkan Bölükbaşı'nda da yaşanmıştı. Ancak unutmamak lazım: Zulüm zulümdür. Zulüm için tuzak kuran da onu uygulayan da ona sessiz kalarak meşrulaştıran da zulme ortaktır.
İsrail, eceli gelen mahlukun cami duvarına işemesi misali; Gazze'den sonra Suriye'yi, ardından İran'ı ve şimdi de Türkiye'yi açıkça hedef alıp tehdit etmeye başladı.
Dilerim Allah (cc), bu azgınlıklarını İsrail'in "yükselttiklerini yerle bir edecek" (17/İsrâ,7) o sürecin başlangıcı eyler.
Mevlid’in bidat olup olmadığı tartışılıyor. Faraza bunu tartışmalı kabul edelim; ancak üzerinde hiç ihtilaf bulunmayan kesin hükümler var. Allah Resulünü gerçekten sevenler, öncelikle bu hükümleri ihya etmelidir.
Allah (c.c.), peygamberleri ve kitapları yeryüzünde Kendi hükümleri uygulansın diye göndermiştir. Gelin, bütün peygamberlerin ortak daveti olan Allah'ın şeriatını ikame etmeye çağrıda bulunalım ve bu hususta gevşeklik gösterenlere karşı duralım.
Bütün peygamberler, başta şirk olmak üzere zulmün her türlüsüyle mücadele etmiştir. Bugün her yanımız zulüm, haksızlık ve çifte standartla dolu. Zalimlerin zalim olduğunu açıkça dillendirip insanlar�� bu zulme karşı uyaralım.
Bütün peygamberler putları ve putperestliği yıkmak için gelmiştir. Bugün İslam coğrafyasında adeta her köşeye bir put dikilmekte ve insanlar bunlara tazim etmeye davet edilmektedir. Gelin, bu putlara ve insanları bunlara çağıran anlayışlara hep birlikte karşı çıkalım.
Allah'ın haram kıldığı; faiz, zina, içki ve kumar gibi haramlığında ittifak edilen fiilleri yasal olarak serbest bırakan ve meşrulaştıran sistemleri reddedelim.
Bütün peygamberler ezilenlerin, fakirlerin ve yoksulların yanında saf tutmuştur. Bugün 28.000 ₺ asgari ücretle geçinmeye çalışıp 40.000 ₺ kira ödemek zorunda kalan insanlar var. Gelin, bu mağdur insanların yanında yer alıp onları sömüren azgın azınlığa karşı sesimizi yükseltelim.
Eğer Resulullah'ın sünnetini yaşatmak istiyorsak, peygamberlerin üzerinde birleştiği asıl sünnetler ortadadır. Tartışmalı konular üzerinden Allah Resulüne sevgi ve bağlılık göstermek yerine, üzerinde ittifak edilen esasları ihya etmek Allah'ın rızasına daha uygun ve daha akıllıca değil mi?
Tufan gibi büyük hadiseden kurtulan insanlık, nasıl oldu da yeniden şirke ve azgınlığa battı?
Yeryüzünde benzeri yaratılmamış Âd kavminin helakı; sadece düne ait bir kıssa değil, günümüz dünyasına da yön veren değişmez bir Sünnetullah’tır.
Hûd (as) ve Âd Kavminin Kıssasına giriş yaptığımız dersimiz yayında:
https://t.co/jEh7LhX09W
Peygamberimizin (sav) 23 yıllık nübüvvet dönemi en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınmıştır. Din de yalnızca Allah'a (cc) kulluk etmek ve bunu O'nun Resulünün öğrettiği sünnete uyarak yaşamak demektir.
Peygamberimizin (sav) ihya ettiği tek gece Kadir Gecesi'dir. Bunun dışında Kur'an ve sünnette özel bir gece veya ibadet şekline dair hiçbir delil yoktur.
Resulullah’a (s.a.v.) olan bağlılığımızı, dinde aslı olmayan kutlamalarla değil; O’nun şirke, harama, zulme ve sömürüye karşı ortaya koyduğu net tavırla gösterelim.
Çünkü bugün beşeri otoritelerin karşısında hakkı haykırmak; putperestliği, faizi, kumarı ve zinayı meşrulaştıran düzenleri reddetmek; yoksulluğu ve sömürüyü derinleştirenlerin karşısında durmak ve Resulullah’ın getirdiği ölçüleri hayatın merkezine taşımak, O’nun sünnetine sahip çıkmanın en güçlü yoludur.
İnsanların inancını, cemaatini ve dini hayatını devlet sopasıyla ezmeyi “demokrasiye hizmet” diye pazarlamak düpedüz zorbalık güzellemesidir.
Nerede kaldı sığındığınız demokrasinizin inanç özgürlüğü? Nerede kaldı örgütlenme hürriyeti?
İslami ilkelere değil, en temel insani değerlere bile tahammülü olmayanların "özgürlük!" kelimesini diline dolaması ise başlı başına bir ibret vesikasıdır.
🔴SON DAKİKA
🔻Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Furkan Vakfı’na yönelik düzenlediği operasyon kapsamında gözaltına alınan 56 kişiden, aralarında Alparslan Kuytul Hoca ve eşi Semra Kuytul’un da olduğu 44 kişi tutuklama talebi ile Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.
🔻Savcılık 9 kişi için adli kontrol talep ederken, 3 kişi ise savcılık talimatı ile serbest bırakıldı.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
Bugün yine birbirinden değerli üç harika yarışmacımız; Firdevs, Hatice Kübra ve Sare harf çemberinden çıkabilmek ve en yüksek puanı toplamak için kıyasıya yarışıyor.
Hem eğlenceli hem de İslami ve genel kültür bilgimizi tazeleyen bir bilgi şöleni sizleri bekliyor. Hep beraber izleyelim!
https://t.co/8wcCiuyZ0F