🔴 ALERTE INFO | ÂMES SENSIBLES S’ABSTENIR
Deux morts, dont UNE FILLETTE et six blessés après une frappe aérienne israélienne visant un véhicule près du carrefour Hamid, dans le quartier Al-Nasr.
"Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne erteler."
İbrahim Suresi/42
İsrail işgal güçlerinin Gazze kentinin batısındaki El-Nasr Mahallesi’nde sivil bir aracı hedef alması sonucu biri kız çocuğu olmak üzere iki Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.
Gazze'de bir çocuk işgalci İsrail tarafından şehit edilen annesinin mezarına sarılarak teselli oluyor.. Zulmü paylaşarak dünyaya yay.
#GazaUnderAttack#HumanityForGaza
Gazze’de çocuklar katlediliyor…
Onların suçu sadece çocuk olmak.
Bir dünya susarken, masum çocukların çığlığı gökyüzüne yükseliyor.❗
Allah mazlumların yardımcısı olsun. 🤲
#KudüsKutsalımdır#KuduseSahipÇık🇹🇷🇵🇸🇪🇸
Gazze bugün, enkazların bağrından çıkarılan 100 şehidini uğurladı…
70’i çocuktu.
70 yarım kalmış hayat,
70 susturulmuş gülüş,
70 yarım kalmış masumiyet…
Gazze bugün, çocuklarını toprağa verdi.
18. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı İmparatorluğu’nun idari yapısında ve taşra politikasında yaşanan dönüşümler, merkezî otoritenin gücünü artırma ve çevre bölgeleri mutlak tahakküm altına alma stratejisini beraberinde getirmiştir. Bu dönemin en çarpıcı ve trajedi dolu dönüşüm süreçlerinden biri, Kürdistan coğrafyasında ve Serhad bölgesinde köklü bir siyasi, idari ve ilmi geçmişe sahip olan Sevkarî aşiretine yönelik hedef alma ve toplu sürgün politikalarıdır.
Diğer aşiretlerden farklı olarak yalnızca bir kabile yapısıyla sınırlı kalmayan; devlet idaresi, ilmiye sınıfı, askeri bürokrasi ve eğitim ağlarıyla öne çıkan Sevkarîler, merkeziyetçi politika yürütücülerinin önündeki en büyük özerk akıl ve güç merkezi olarak görülmüş ve ilk hedef haline getirilmiştir.
Sevkarî aşiretini diğer bölgesel yapılardan ayıran ve merkezi otoritenin dikkatini çeken özellikler üç ana sütun üzerinde yükseliyordu. Bunların başında, Kürdistan'ın dört bir yanını medreselerle donatarak eğitimi kesintisiz ve kurumsal bir hale getirmeleri geliyordu. Bu kurumlarda yalnızca dini ilimler değil; fizik, mantık ve matematik gibi akli ilimler de okutuluyor, adeta birer taşra üniversitesi işlevi gören bu merkezler serhad bölgesinde ilmin ve irfanın yayılmasını sağlıyordu. Bu güçlü eğitim silsilesi sayesinde Osmanlı devlet bürokrasisinde görev yapan pek çok bürokrat, alim ve general yetişmiştir. Ayrıca Bingöl emirliğine 1231 yılından beri ortak olan, Suveydi beyleri ile birlikte devleti ve orduyu yöneten aşiret, köklü bir devlet idaresi geleneğine sahipti. Derênazik ve Olur gibi müstahkem kaleleri idare merkezi haline getiren Sevkarîler, bu yönüyle klasik aşiret yapılanmalarından ayrılıyor, kurumsal bir devlet karakteri sergiliyordu.
18. yüzyılın ortalarında, idare kadrosu ile aşiret üyeleri arasındaki iletişimi zayıflatmak, ilmi sistemi çökertmek ve bu gücü tamamen kırmak amacıyla kapsamlı bir sürgün stratejisi devreye sokulmuştur. Bingöl merkez başta olmak üzere Fexran ve Ilıcalar’dan parça parça yapılan operasyonlarla idare kadrosu birbirinden kopartılmış ve farklı coğrafyalara sürgün edilmiştir. Eş zamanlı olarak Göle bölgesinden yüzlerce Sevkarî ailesi koparılarak İç Anadolu topraklarına zorunlu iskana tabi tutulmuştur. Elazığ’dan hareket ettirilen 4 bin Sevkarî ailesi Ankara ve Konya çevresine yerleştirilirken; Erzurum ve Bingöl’ün diğer kolları Diyarbakır ve Ergani çevresine göç ettirilmiştir. Bu zorunlu göçlerin temel amacı; aşiretin kendi içindeki hukuki, siyasi ve akrabalık bağlarını koparmak, ilim yuvalarını dağıtmak ve bölgedeki entelektüel otoriteyi kalıcı olarak sarsmaktı.
Bu sürgün dalgası, yalnızca fiziki bir yer değiştirme operasyonu değil; aynı zamanda bölgedeki hafızanın, kütüphanelerin ve ilmi birikimin ortadan kaldırılmasına yönelik sistematik bir hamleydi. Sürgün edilen alimlerin kitaplarına el konulmuş, kurdukları medrese kütüphaneleri hedef alınmıştır. Amaç, serhad coğrafyasında bağımsız düşünebilen, köklü bir idari gelenekten gelen bu aklı itaat kültürüne entegre etmekti.
Ancak bin yıllık devlet geleneğinden beslenen Sevkarîler, gittikleri her coğrafyada bu mirası yaşatmaya devam etmişlerdir. Ankara’dan Konya’ya, İç Anadolu’dan Ergani’ye kadar sürülen aileler kısa sürede yeni ilim halkaları kurmuş, fıkıh, kelam ve fen birikimini yaşatmıştır. Sevkarî aşiretinin bu büyük kırılma anı, imparatorluk içerisindeki merkezileşme çabalarının yerel entelektüel ve idari odakları nasıl tasfiye ettiğinin açık bir göstergesidir. Fiziken dağıtılan, idari merkezleri darmadağın edilen ve dört bir yana sürülen bu yapı; nefyedilemeyen, sürgünle yok edilemeyen irfan kökleriyle, tarihin sayfalarında haysiyetli bir direnişin ve ilim geleneğinin simgesi olarak kalmıştır. Aradan geçen 150 yılın ardından Sevkarîler, nesiller boyunca ilim ve eğitim geleneklerini devam ettirirken, bugün 2026 yılında, asırlar önce dağıtılan kurumsal yapılarını yeniden ayağa kaldırarak köklerindeki teşkilatçı ruhu tekrar inşaa etmektedir.