Timur Soykan:
Şimdi yeni ihraç dalgasının geldiği söyleniyor. Hatta bugün çok önemli isimlerin ihraç edileceği yönünde bilgiler kulağımıza geliyor.
Bana gelen bilgilere göre bugün alacakları ihraç kararında Özgür Özel de var. Yani CHP'nin seçilmiş genel başkanının CHP'den ihraç edilmesine yönelik bir karar alınacağı ve yüksek disiplin kuruluna gönderileceği söyleniyor.
Yani bakın ya, olaya bakın ya. Gerçekten çok dramatik değil mi? 13 tane seçim kaybetmiş Kemal Kılıçdaroğlu, referandumlar kaybetmiş, mühürsüz oyları kabul edip Türkiye'deki rejimin değişmesine önayaklık etmiş, 2023'teki seçimleri kaybederek Türkiye'nin tarihini tamamen bir karanlığa sürüklemiş Kemal Kılıçdaroğlu, o mahkeme kararıyla oturduğu koltuktan karar verip, polis baskınıyla oturduğu koltuktan karar verip, o CHP'nin seçilmiş genel başkanı ve genel başkan olarak girdiği ilk seçimde de AKP'yi yenerek birinci parti olan, partisini 1'inci parti yapan genel başkanı ihraç edecek.
Bahar Feyzan: (Beyaz Et Üreticilerine Yapılan Operasyon Hk.)
Resmi enflasyon %30'ken Et ve Süt Kurumunun fiyat artışı %84.
Peki o zaman kafalarda bütün akıllarda şu soru: Et ve Süt Kurumuna da operasyon yapmayı düşünüyor musunuz?
Ya çok bakın size şeylerle gösteriyorum. Hani böyle hamaset yapmıyorum burada. Böyle tirat atmıyorum.
Hani işte 'öyle olacağıdı da böyle yapılacağıdı da...' demiyorum. Yani net ve somut.
Madem beyaz ete operasyon yapıyorlar yani işte 'anlaşıyorlar bunlar örgütçü aralarında anlaşarak fiyat belirliyorlar.'
O zaman Et ve Süt Kurumundaki %85'lik, %84.2'lik artışı neye bağlayacağız? Hani bir örgütçülüğe girer mi? Bireysel suça mı girer?
'Biz niye bu kadar pahalı et yiyoruz?' diye ben sormak istiyorum. Şahsen bir cevap alacağımı düşünmüyorum ama yine de sormak istiyorum.
Bahar Feyzan:
Ben Muhsin Yazıcıoğlu'nun açıkçası bir suikaste kurban gittiğini düşünmüyorum. Net olarak söyleyeyim.
Neden düşünmediğimi de söyleyim, ha elbette benim düşüncem genel bir kanı ya da kesin bir bilgi olarak değil, şundan dolayı söylüyorum, o canlı yayın tecrübesiyle şimdi buradan oraya baktığımda abi adamın düşen helikopteri bile bulamadılar ki.
Yani o kadar büyük bir beceriksizlik vardı ki o gün. Bir partilisi arıyor diyor ki, sırf böyle şey yapmak için hani sevinsin insanlar diye, gerçek olmayan bir şekilde şunu söylemişti o gün ya, 'Muhsin Yazıcıoğlu'nu bulduk. Hiçbir şey yok. Merak etmeyin. Kolu kırılmış sadece (ya da işte ayağı). Hastaneye götürüyoruz.'
Ya bunu söylediler ya partilileri bunu söylediler yani bir şekliyle. Ha şunu istemiş olabilirler mi? 'Bulmayalım helikopteri, ölsün.' Bu daha makul ve mantıklı geliyor ama birisi helikopteri bozdu da ondan sonra... Muhsin Yazıcıoğlu yani siyaseten o kadar önemli bir yerde değildi. Hani öyle kilit bir isim değildi.
Bilmiyorum, tabii benim gördüğüm ve o gün büyük bir hani Muhsin Yazıcıoğlu bir şeye kurban gittiyse, o büyük bir beceriksizliğe ve iş bilmezliğe kurban gitti o gün.
Yani bizzat saatlerce canlı yayın yapan biri olarak söylüyorum bunu. Ne 112 açtı, ne helikopteri bulabildiler, ne oraya asker gidebildi, ne köylüler ulaşabildi.
Adam sinyal de mi vermedi mesela? O sinyale de mi ulaşamadılar? Doğru yeri bulamadılar.
Akın Gürlek hani dosyayı yeniden açmış, olabilir, bence kritik bir dosya neden olmasın mesela?
Bence Uğur Mumcu, hatta Sabahattin Ali dosyalarını da mümkünse keşke yeniden açsa mesela çok önemli. Zaman ne kadar geçmiş olsa da, Abdi İpekçi keza, bunlar önemini yitirmeyen sembolik de aynı zamanda bir devletin yüzleşmesi gereken faili meçhuller olarak bakabiliriz.
Neredeyse yani neredeyse değil öyle haliyle yani ben o gün hani canlı yayında olmasam belki bunu söyleyemezdim ama canlı yayında an be an o helikopterin durumunu takip ettiğim için saatlerce yayında yani Muhsin Yazıcıoğlu'nun net olarak bu ülkede beceriksizliğe kurban gittiğini söyleyebilirim. Yani gerçekten çok oradan bir şey çıkacağını ben düşünmüyorum.
Nevşin Mengü: (Gözaltına alınan Onlyfans fenomenlerinin mal varlığı hk.)
“Şimdi bu listeyi ‘inanılmaz liste’ diye paylaşmışlar da… Yani tövbe estağfurullah.
OnlyFans yapmak için hakikaten bayağı bir şeyi riske ediyorsun değil mi? Yani bir tür yetişkin video sektörüne giriyorsun. Hani ala ala bu mu alınıyor?
Hakikaten bu da memleketin fakirleşmesine bir işaret bence. Millet, Amerika’da şato alıyor Onlyfans ile, villa alıyor.
Bizde Niğde’de tarla almış OnlyFans’çılar. Ala ala yani bu mu? Nedir yani?
Bir de bunu niye böyle yayınlamışlar bilmiyorum. Bu bayağı Türkiye’nin fakirleşmesinin resmidir bana soracak olursan.
Zenginlik diye yayınladıkları liste… Çünkü Niğde’de patates tarlasına kadar düşmüş abi. Trajik diye okudum ben bunu yani. Komik diye okudum. Şaka falan zannettim bu haberi başta yani.”
Bahar Feyzan: 'Mehmet Şimşek’in Vergiyi %12.5’a Düşürdük, Artık Kaçırmak İsteyeni Allah Islah Etsin Açıklaması Hk.)
Allah belanızı diyemedi, 'Allah ıslah etsin' dedi.
Abi biri Mehmet Şimşek'e Türkiye'yi gezdirsin ya Vallahi billahi. Bak mesela sadece ben değil belki birçok kişinin bildiği Türkiye'de Niğde'de birçok yumurtacıya yumurta veren birileri var. Adamların bütün ticareti elden dönüyor.
Ciddi rakamlar, ciddi marketler adamdan mal alıyor. Adamın hiç vergi ödediğini zannetmiyorum.
Yani 'cash on the table' derler ya. Öyle o kadar çok işletme var ki Türkiye'de. Nasıl dönüyor ki bu kadar iş başka türlü?
Yani kayıt dışından haberi yok Mehmet Şimşek'in. Çıktıya bakıyor sadece aslında. O girdilere dönenlere bakmıyor hani.
Ve de diyor ki 12,5'u da artık vermiyorsanız Allah da belanızı diye. Kardeş öyle değil ki. Adamlarda öyle bir alışkanlık yok zaten.
Yani sen daha bu adama devlet olabilmeyi aşılamamışsın. Adam devletine güvenmiyor.
Bunun gibi o kadar çok var ki yani anlatılamaz yani vaziyette. O yüzden birileri Mehmet Şimşek'e böyle bir Türkiye turu attırırsa meselenin sadece 'ben yaptım oldu. Bak gördün mü? Vergiyi ver' de o ne olacak?
YouTuberları takip etmek kolay zaten. Neden? Para işte YouTube'a çalışıyorsun para hesaba geliyor. İşte zaten en görünür hali YouTube'un sahibi gelip elden kapı kapı gezip elden teslim etmiyor yani kimseye.
İşte bankaya yatınca takip etmek kolay. E bir de diğerlerini takip et bir görelim. Değil mi yani? Görelim. Yok öyle, boş laf bence.
Sabahattin Önkibar:
Kin, husumet, hırs sadece Kılıçdaroğlu için değil, pek çok isim için geçerli.
Söz konusu ülke ve 86 milyon olsa eyvallah diyeceğim de yemin ediyorum alayının böyle bir derdi yok.
Faik Öztrak cumhurbaşkanı adayı olmak için Berhan Şimşek ve benzerleri de 'ben ölmedim, ayaktayım' deme peşindeler.
Evet, alayı tamamı egolarını tatmin peşinde. Hiçbirinin ülke diye bir derdi, gündemi, tasası yok. Sadece Kılıçdaroğlu farklı olabilir diyeceğim. 'Nasıl?' derseniz onun yaşı gereği kişisel beklentisinden ziyade kini ve görevi söz konusudur.
Değerli dostlar işte bundan ötürü sürekli olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nde ikinci, üçüncü sınıf kadrolar egemen, hakim diyorum.
Bu tabloyu hazırlayan da biraz Deniz Baykal ama büyük ölçüde Dersimli Kemal'dir.
Mesela Onur Öymen gibi Türkiye'nin Henry Kissinger'ı olan bir ismi 15 sene önce çöpe atan Bay Kemal'dir.
Ki böyle onlarca örnek var. Baykal hizipçilik adına karşısında olanları tasfiye ederken, Dersimli Kemal tamamen ideolojik tercihlerle Cumhuriyet Halk Partisi'ni tarihsel kimliğinden çıkardı.
Düşünün Atatürk'e olmadık sözler eden siyasal İslamcı Mehmet Bekaroğlu gibileri CHP'nin tepesine taşıdı ve de son olarak 35 siyasal İslamcı ismi CHP listelerinden meclise soktu.
Evet Dersimli Kemal Cumhuriyet Halk Partisi tarihinin en acı, en utanılacak sayfasıdır. Çünkü siyasal İslam'la açık bir işbirlikçiliğine gitti.
Kılıçdaroğlu cephesi böyleyken; Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu cephesini de melek zannetmeyin.
Özgür Özel, Türk siyasetinde hak etmeden makam kapan çok az sayıdaki isimden biri. Siyasete girmesi ve milletvekili olması bile tesadüf. Ön seçimsiz şekilde mecburiyetten aday ve milletvekilliği yapıldı.
Bırakın tarihi, bırakın ekonomiyi, sosyolojiyi bilmesini Türkiye'den bile bihaber olan Aspirin satan bir eczacıydı.
Birikimi olmadığı gibi karizması da yok. O sebeple de Kılıçdaroğlu'nun adeta emir eri olmuştu.
O kadar ki 2023'te kaybedeceği kesin iken Bay Kemal'in cumhurbaşkanı adayı olmasını sevinç gözyaşlarıyla karşılamıştı.
Seçim kaybı sonrasında da geleceğini bitik gördüğü Bay Kemal'i terk etti. Ekrem İmamoğlu'nun safına geçti. Sonrası ortada.
Siyaset Bilimci Dr. Nurettin Kalkan:
2010'lu yıllarda Selvi Hanım, Hürriyet Gazetesi'nde bir röportaj vermişti. Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı henüz tazeyken.
'En sevmediğiniz özelliği nedir?' diye sorulmuştu o röportajda Selvi Hanım'a. O da 'sakinliği ve sabrı' demişti. Yani karşısında ne söylerseniz söyleyin tepki vermez.
Şimdi Kemal Bey geri çekilmedi aslında. Ben bugün yapılan değerlendirmelere katılmıyorum. Kemal Bey'in ben hiçbir zaman geri çekildiğini görmedim. Mesela Tayyip Erdoğan'ı gördüm. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın iktidar olmak gibi, iktidarda kalmak gibi, seçim kazanmak gibi bir amacı var.
Seçim kazanmak gibi bir amacı olan, iktidar olmak gibi bir amacı olan ya da iktidarda kalmak gibi bir gayesi olan insanlar geri çekilebilirler. Ama ben Kemal Bey'in hiçbir zaman siyasi kariyerinde geri çekildiğine şahit olmadım.
Kemal Bey ricat eder. Ricat da aynı zamanda daha sonra taarruza geçmek için bir hamledir.
Hatta 2021'de olması lazım, Kemal Bey'in parti içi iktidarını koruma konusunda ne kadar mahir bir usta olduğunu ifade etmiştim.
Şimdi burada Kemal Bey bu enerjinin dağılmasını bekliyor. Şimdi kutuplara baktığımız zaman Kemal Bey tarafı diyor ki 'insanlar bunu bir şekilde unutacak.' Özgür Özel tarafı diyor ki 'asla unutmayacaklar.'
Şimdi ben burada biraz üçüncü tarafta kalıyorum bu bakış açılarına baktığım zaman. Unutmak ve unutmamak arasında ara bir form vardır. O da sıkılmak.
Yani insanlar evet unutmayabilirler ama günün sonunda sıkılabilirler. Yani bu seyyar muhalefet hali uzun süre devam etmez.
Levent Gültekin: (6 Beldedeki Ara Seçimler Hk.)
İki şeyi dikkatimi çekiyor yine ve travmalarımızı hatırlatıyor bu bize.
Bir tanesi 'ya çok taşıma seçmen var' diyorlar, değil mi? Tamam, güzel. Taşıma seçmen var.
(Altı beldede toplam seçmen sayısı 4.275 önceki seçimlerde. 6 Mayıs itibarıyla da 10.000'e yükseldi. Yani 2 katından biraz fazla.)
Tamam, olabilir. Peki biz bunu niye seçimden sonra duyuyoruz? Muhalefet bunu seçimden sonra niye kullanıyor? Asıl mesele burada arkadaş.
Bu seçim listeleri asıldı orada aylar önce. Siz bakmadınız mı sayının arttığına? Bununla ilgili itirazlar yapmadınız mı?Bununla ilgili niye bir kamuoyu oluşturmadınız? Bunun cevabı yok.
Dün baktım CHP'li kimi siyasetçiler buraya sığınıyorlar 'ama orada çok taşıma seçmen var.' E bunu niye bugün söylüyorsun? Bugün mü bunun konusu?
İki, dikkatimi çeken bir şey daha var. Şimdi ne diyordu Özgür Bey bize? 'Türkiye'deki bütün sandıklarda teşkilatlamamızı organizasyonumuzu tamamladık' demişti, değil mi?
Üç beldede aday çıkaramamışlar. Şimdi oy alamamak başka bir şey kazanamamak başka bir şey. Sembolik olarak bir aday bile çıkaramamış olmak ana muhalefet açısından bir zafiyet olarak duruyor orada.
Levent Gültekin: (Faik Öztrak Hk.)
Bugün ben de izledim Faik Bey'i. 'Dejavu yaşıyorum' dedim ya. Türkiye yeniden 5 yıl öncesine döndü.
Parti sözcüsüydü. 5 yıldır tek bir yaraya merhem olacak bir cümle söylemeden, olabildiğince düşük profil bir ses tonuyla, hiçbir heyecanı, hiçbir duygusu olmadan yıllarca parti sözcülüğü yaptı ve o parti yıllarca %20-22-24 bandında gitti geldi.
Faik Bey, babadan dededen mecliste. Babası da milletvekiliydi. Kendisi de 6 dönemdir milletvekili. 30 yıldır aralıksız. Yani 28 diyelim, şimdi son 2 yıl olduğu için 28 yıldır aralıksız mecliste.
Arkadaş sen 28 yıldır aralıksız meclistesin. Hangi yaraya merhem oldun? Seçmenin iltifatını alabildin mi? Alamadın. Bir seçim kazanabildin mi? Kazanamadın. Ülkenin bir gidişatını değiştirecek herhangi bir tutumun parçası olabildin mi? Olamadın. CHP'ye artı bir değer katabildin mi? Katamadın. Sen varsın diye CHP daha bir ilgi odağına dönüştü mü? Dönüşmedi.
Peki nedir abi bu milletin yakasında 6 dönemdir milletvekilsin yetmiyor? Bir de kayyumla beraber gelmişsin. O da yetmiyor. En küçük bir mahcubiyet duymuyorsun. Çıkıyorsun kamuoyu önüne aynen Hiçbir şey olmamış gibi.
Abi nasıl bir perde alındı bunların yüzünden? Nasıl utanma duyguları ellerinden alındı bunların? Yani ben çok merak ediyorum.
Hiçbir şey olmamış gibi çıkıyorsun basın toplantısı düzenliyorsun. Peki düzenledin, basın toplantısında partini neyle suçluyorsun?
Belediye başkanıyla ilgili yolsuzluk iddialarını reddetmenin yanlış olduğunu. Yahu adı üzerinde iddia zaten. İspatlanmış, mahkumiyete ile sonuçlanmış bir şey olsa deriz ki evet. Ki o mahkumiyet de hangi mahkemenin verdiği ayrı bir soru. 'İktidar yargısı' diyoruz ya orada da ayrı bir parantez kısmı var.
E parti ne yapacak? Peşinen İmamoğlu'nun yolsuzluk iddialarına varmış gibi mi hareket edecekti? Varmış gibi hareket ederse o parti varlığını nasıl sürdürecekti? Nasıl siyaset yapacaktı?
Levent Gültekin: (6 Beldedeki Ara Seçimler Hk.)
Şimdi biliyorsun CHP'nin seçimi kaybettiği beldelerde Özgür Özel miting yapmıştı. Özellikle Nevşehir'in o beldesinde bir miting yapmıştı ve çok kalabalıktı o miting.
Sosyal medyada o gün işte Özgür Özel 'AK Parti'nin kalelerini bile fethetti.' İşte 'şöyle geliyor böyle geliyor.' 'CHP işte Nevşehir'de bile böyle bir kalabalık topluyorsa artık AK Parti kaçacak yer arasın.' falan gibi yorumlar yapılıyordu.
Özgür Özel'in çok kalabalık miting yaptığı yerde CHP iki oy aldı. Sadece iki oy. Bize bu ne gösteriyor? Mitinglerin aldatıcı yönüne bakmamayı öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü mitinglerde partiler çok organize oluyorlar. Hepsi. Sadece biri için söylemiyorum. Teşkilatlar aracılığıyla seçmen taşıyorlar veyahut giden insanlar da 'ya ünlü biri gelmiş, bir gideyim göreyim bakayım ne diyor' falan filan anlamında.
O yüzden mitingler üzerine böyle bir siyasi kahramanlık hikayesi yazmak gerçekçi bir siyasi yorum değil.
İktidar açısından baktığımızda şimdi altı tane beldeden bahsediyoruz. İktidar da şeye çok önem veriyor, şimdi kaybetmiş olsaydı büyük bir imaj kaybı yaratmış olacaktı. Çünkü kalelerinde seçim kaybetmiş olacaktı.
Kaybetmemek için, yani 2000 - 2500 oy kullanılan beldelere, bakanlar, Adalet Bakanı'ndan İçişleri Bakanı'na kadar, bütün bakanlar sefer düzenlediler. Yani o kadar asılıyor.
E Özgür Bey de Trabzon'dan başlayan mitingler yaptılar. Hepsi için kendince buradan bir şey alma, bir görüntü alma, bir duygu yaratma, 'kazanabiliyoruz, yükseliyoruz' duygusu yaratma çabası vardı.
Deniz Zeyrek:
Kendinizi destekleyenlerin sayısı 20'lerde iken 138 kişilik grupta gelip gövde gösterisi yapmak isterseniz ciddi kriz çıkarırsınız. Bunun farkındasınız. Bunun farkında olduğunuz halde bunu zorlarsanız eğer niyetiniz bambaşkadır derim ben.
Özgür Özel de meclis grubunda güçlü o da onun avantajını kullanıyor. Özgür Özel de yasal olarak mevzuat açısından Mecliste eli güçlü.
Bakın Tokat'ta Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyen milletvekili çok zor anlar yaşadı. Özgür Özel'in arabasına binmek zorunda kaldı.
İnsanların size duyduğu öfkenin farkındasınız. Bu öfkenin yatışacağına inanıyorsunuz ama yatışmıyor.
İnsanlar size tepkili. Kendi çocuğunuzu daha ikna edememişsiniz. Bu kadar da oynamamak lazım. CHP'yi bu kadar da provoke etmemek lazım.
78 yaşında bir insanın kendi hırsları için Atatürk'ün kurduğu partinin ayarlarıyla bu kadar oynamaması lazım.
Levent Gültekin:
Ne zamandan beri bir devlet aklı var? Mesela 28 Şubat da devlet aklıydı. Niye karşı çıkıyordunuz?12 Eylül darbesi de devlet aklıydı. Değil mi?
Mesela şu anda 'devlet önemli toplandı, önemli işler, önemli kararlar alıyoruz' diyenler 12 Eylül darbesine devlet aklı demiyorlar mı mesela? Ya da 1960 ihtilaline devlet aklı demiyorlar mı?
Mesela 28 Şubat da o dönemin bir devlet aklıdır. Yargısıyla, polisiyle, sendikasıyla, medyasıyla bir postmodern darbe süreci başlatmışlardı.
Devlet aklı diyerek topluma rağmen toplumun inançlarıyla yaşam tarzıyla kavga ederek bunu bir kere göz ardı ediyorlar.
Şimdi diyorlar ki 'Hayır o eski devlet dış güçlere bağlıydı. Başkasının çıkarına çalışıyordu. İlk defa Türkiye'de bir milli devlet aklı oluştu kuruldu. O yüzden siz de bunun yanında durun.'
Peki, diyelim öyle. Hakikaten Türkiye'de Tayyip Bey'le beraber bir gerçek bir devlet aklının ortaya çıktığını kabul edelim, olabilir.
Peki bu devlet aklı Türkiye'nin şu andaki var olan durumuna bakıyor mu biz ne yapıyoruz diye?
Bu devlet aklı Türkiye'yi bir tek adam rejimine getirdi, onun sonuçlarını alıp da tartıyor mu?
Mesela o devlet aklı tek adam rejiminin yarattığı yoksulluğun ülkede bir beka sorunu yarattığıyla ilgileniyor mu? İlgilenmiyor.
Levent Gültekin:
Bu ülkenin başına tek adam rejimi çorabını kim, niye ördü?Devlet Bahçeli'yi hangi güç Erdoğan'ın yanına gönderdi o kadar hakaretten küfürden sonra? Hangi güç Erdoğan'ı o 20 yıldır her sıkıştığında önünü açtı? Kim?
İçeride nasıl bir gücün gücün kabiliyeti buna yetebilir? Hangi güç Kılıçdaroğlu'nu o koltuğa getirdi 2010 yılında Deniz Baykal'ı tasfiye ederek? Hangi güç Ekmelettin'i Tayyip Bey'in karşısına çıkacak şekilde muhalefeti ikna etti? Hangi güç 2018'de Meral Akşener'i başka bir konuda ikna etti?
Bir bunlara bakın. Bunların sonucunda eğer Türkiye daha iyiye gitmişse şunu deyin 'Evet, burada çok yüksek bir devlet aklı var ve gerçekten büyük bir dehayla siyaset organize ediyorlar' deyin.
Ama şu kadar ülke sevginiz varsa, şu kadarlık vatan sevginiz varsa, şu kadarlık bir millilik duygunuz varsa 2017 referandumuyla, yani rejim değişikliği referandumu dönemiyle bugün arasındaki rakamlara bakın.
Ülkenin geldiği noktaya bakın. Yoksulluk rakamlarına bakın. Döviz fiyatlarına bakın. Enflasyona bakın. Faiz oranlarına bakın. Toplumdaki yargıya olan güvensizliğe bakın. Devletle olan bağındaki zedelenmeye, bütün bunlara bakın.
Eğer bu verilerde en küçük bir iyileşme varsa size devlet aklı deyip de bu projeyi satanlara inanın.
Levent Gültekin:
Nerede bu devlet? Bakın açlık sınırı 35.000 liraya çıkmış. Asgari ücretin bile üzerinde. Nerede bu devlet?
Sizin o dediğiniz akıl nerede ki yoksulluk sınırı 114.000 liraya çıkmış. Türkiye'de şu anda 114.000 Lira maaş alan bir bürokrat hemen hemen yoktur.
Çünkü biz biliyoruz ki üniversite profesörler bile bildiğim kadarıyla 100.000 Lira civarında bir maaş alıyorlar. Ki profesörü söylüyorum.
Senin profesörün bile yoksulluk sınırı altında kalmış. Geriye kalan işçisini, memurunu, emeklisini falan filan katmıyorum.
Peki bunu kim bu hale getirdi? Hangi devlet aklı bunu bu hale getirdi? Bunun hesabını kimse vermeyecek mi? Bu ekonomi kendiliğinden mi bozuldu?
Niye dünyada savaşların olduğu ülkelerden daha fazla enflasyona sahibiz? Niye Ukrayna'dan daha pahalıya et yiyoruz? Niye İran'dan daha pahalıya domates yiyoruz? Niye?
'Kim bu kötülüğü bu ülkeye yaptı?' sorusunu sormadan gelip de bizim karşımıza burada bir milli devlet var. Büyük projeleri var diye palavra sıkmaları sadece durumu gizlemekten başka bir şeye yaramıyor ve biz yaklaşık bir aydır belki 20 gündür CHP konuşuyoruz.
Bir taraftan açlık sınırı artıyor, bir taraftan yoksulluk sınırı artıyor. Bir taraftan yoksulluk dalga dalga yayılıyor. Faiz aynen duruyor. Enflasyonu indiremiyorlar.
Yani ülke bir taraftan uçuruma giderken, ekonomik anlamda söylüyorum, diğer tarafta beyefendiler rejim hayali kuruyorlar.
Kutsal rejim yapacaklar ama e ekonomi? orada yoklar. Yoksulluk? orada yoklar. E dünyanın en yüksek faizi? orada da yoklar. 'Ya savaş olan ülkelerden daha fazla enflasyonumuz var' Orada da yoklar.
Nerede varlar? 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı devletin başında tutacak bir formül, o formülün altını da devlet aklı yeni bir rejim kuruyor, güçlü olmamız lazım, birlik olmamız lazım.'
E güçlü olacaksak ekonomisi bozuk bir ülke neyle güçlü olabilir ki?
Sabahattin Önkibar:
Hatırlayın Deniz Baykal 1990'da Sosyal Demokrat Halkçı Parti yani SHP'den kopmuş, darbeyle kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi'ni yeniden açmış, başına geçmişti.
Buna rağmen o süreçte hiçbir başarı gösteremedi. 1994 mahalli seçimlerinde CHP'nin Türkiye ortalaması%2'nin bile altındaydı.
Bu itibarla Cumhuriyet Halk Partisi demek isim ve amblem demek değil ruh demektir. Atatürk'ün izinde yürümek demektir ki İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur CHP'deki o ruhu alıp götürecekler, gidecekler.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde MHP'de olduğu gibi şahsa ve güce tapınma yok. Seçmeni diğerleriyle kıyaslandığında daha bilinçli.
Dolayısıyla yeni parti olayı ile göreceksiniz Kılıçdaroğlu sokağa bile çıkamaz hale gelecek.
Barajı aşma ihtimali sıfır olan bir partiye de başka sığınacak yeri olmayanların dışında kimse gitmeyecek.
Bu olgudan, bu gerçeklikten hareketle geri dönme şansı bulacak Kılıçdaroğlu yanlıları olan milletvekilleri de tekrar CHP'ye dönebilecek.
'Başkalarıyla seçim ittifakı yaparlar' demeyin. AKP ve MHP, Cumhuriyet Halk Partisi ile bunu yapmaz. Çünkü seçmeni böyle bir şey istemez.
DEM Parti ve İşçi Partisi de sarayın emrine giren Kılıçdaroğlu'nu yanına yanaştırmaz.
Aynı şekilde Zafer Parti ile İyi Parti ittifak yapmayacağına göre CHP ortada kalacak demek.
'Efendim Ali Babacan'la Ahmet Davutoğlu var ya' demeyin. Onlar da artık Dersimli Kemal'e mesafe koyar. Zira avanta milletvekilliği almak mümkün değil.
Sabahattin Önkibar:
Dersimli Kemal kendi işe aldığı personeli şimdi 'içeriden bilgi sızdırabilirler' kuşkusuyla kovmaya başladı.
Oysa Özgür Özel 2,5 senelik genel başkanlığı döneminde sadece iki kişiyi işten çıkarmıştı.
Allah aşkına Kemal Bey ne istedin o insanların işinden, aşından, ekmeğinden? Bu mudur insanlık? Bu mudur ahlak? Bu mudur dürüst olmak, ilkeli olmak?
Ezcümle ayinesi işse kişinin gerçek Kemal Kılıçdaroğlu meğer buymuş.
Soru böyle bir Kılıçdaroğlu'nun, Tayyip Erdoğan tarafından niçin tercih edildiği ve bu dönem yol arkadaşı yapıldığı.
Bunun cevabı net. Türkiye'de en çok ve en doğru kamuoyu araştırmaları yaptıran isim Tayyip Erdoğan'dır.
İşte o anketlerin, o araştırmaların verilerinden hareketle halkın büyük tepkisini ve AKP'deki dramatik düşüşü görüyor. Bunun için de ayakta kalma, iktidarı koruma adına her yola müracaat ediyor.
'Kemal Kılıçdaroğlu CHP'yi bölerse bana katkısı olur' diye düşünüyor. Lakin Erdoğan ile AKP dünyasının beklentisi Dersimli Kemal'in en az %78 civarı oy alma hesabına dayanıyordu.
Halbuki iki hafta içinde görüldü, %2'ye bile çıkması mümkün değil. İleride %2 bile söz konusu olmayabilir.
Bunun manası da Bay Kemal'in sarayın elinde patlaması zira ortaya çıkışıyla beraber CHP dünyası ayağa kalktı mobilize oldu.
Sabahattin Önkibar:
Yeni parti ile beraber Kemal Kılıçdaroğlu CHP'si Mustafa Sarıgül'ün adını unuttuğum hatırlamadığım partisi durumuna düşer.
Öyle zira halksız siyaset olmaz. Yeni parti ile beraber Cumhuriyet Halk Partisi 'sarı sendika' misali 'sarı parti' olacaktır. Dersimli Kemal de sarı CHP'nin saray tarafından atanmış müdürüdür.
Kemal Bey o kadar dağıldı ki anlamak mümkün değil. İşte 3 yıla yakındır susup sonrasında arınma ve dürüstlük diyerek sahne alan Bay Kemal'in şimdi en yakınına getirdiği basın danışmanı Atakan Sönmez hakkında akıl almaz rezillikler dillerde.
Özgür Özel'in ifadesiyle bu iğrenç bıyıklı, meğer sadece TGRT'de CHP'ye karşı silahşörlük yapmamış, aynı zamanda CHP'li Kartal Belediyesi'ne bankamatik memuru da yapılmış, Şaban Sevinç aktardı.
Bankamatik memurluğunu sağlayan da Kemal Kılıçdaroğlu'ymuş. Atakan Sönmez de Kartal Belediyesi'nden maaş aldığını inkar etmiyor, yalanlamıyor.
Belediye başkan danışmanlığı yaptı diyor ki işe gitmeden alınan maaş yasal olarak bu şekilde açıklanır. Yani mesai zorunluluğu yok.
Bitmedi, aynı Atakan Sövmez'in Cumhuriyet Gazetesi'ni dolandırdığı ve de bu sebeple o gazeteden kovulduğu iddiası da var ki olay yargıya bile intikal etti.
Bir dönem Cumhuriyet'in internet servisinde çalışan Atakan Sönmez'in alınan ilan paralarını başka hesaplar üzerinden kendi üstüne geçirdiği ve bu sebeple yargılandığı kaydediliyor.
Durum bu iken, dürüstlük ve arınma sloganıyla, saray desteğiyle CHP'ye dönüş yapan Kılıçdaroğlu'ndan vallahi tık yok. Evet, böyle birini hala basınla ilişkilerin tepesinde tutabiliyor.
Bahar Feyzan:
Özgür Özel'e bu okumanın bakış açısı da biraz şöyle aslında 'keşke Ekrem'siz çıksaydı siyasete'. Yani daha tek başına. Tek başınadan kastım şu hiç kimseyle anlamında değil, hani Ekrem İmamoğlu gibi bir angajmanla değil de kendi siyasete çıkabilseydi hani bir lider olarak. Çok fazla şansı ve geleceği olurdu diye daha temiz bir yerden bakılıyor. Yani bu okumaya göre diyorum, bakın bana göre değil.
Özellikle de şu örnek verilerek mesela Hulusi Akar'la Özgür Özel'in bir polemiği var, biliyorsunuz değil mi?
Normalde Hulusi Akar için tarihi bir utanç sayılabilecek o polemik, Özgür Özel için acayip bir muhalefet lideri diyebileceğiniz bir pozisyonlama yaratmıştı.
Ve normalde İlker Başbuğ olsa mesela Hulusi Akar'ın yerinde o duruma düşen veya başka bir paşa olsa, çünkü asker demek gurur demek ya, vallahi kendini çeker vururdu bence herhalde.
Ya o kadar ağır bir şey o. Hani bir insanı, bir kişiyi, siyasetçiyi lider yapabilecek çok iyi bir pozisyonlanma, çok iyi bir grup başkanlığı ya da başkan vekilliği.
Aynı zamanda da Hulusi Akar cephesinden de yani ya da bir asker cephesindense korkunç.
İlker Başbuğ veya Büyükanıt öyle bir pozisyonda olsaydı yani gerçekten belki de başına silahı dayardı. Yani 'ben asla böyle bir şey yaşayamam, buna layık olamam' diye. O kadar büyük meseleydi bu.
Bahar Feyzan:
Önder Sav demiş ki 'ya ben 16-18 senedir gelmediğim salona geldim' diye. O da 90'a merdiven dayamış vaziyette.
Kemal Kılıçdaroğlu nefreti ona güç veriyor. Hiç sevmiyor Kemal Kılıçdaroğlu'nu.
Fakat bir parantez açarak şunu söyleyeyim. Hani kurultayda hep para döndü dönmedi meselesi var ya. Bilmiyorum yani ben şahit olmadığım bir şeye %100 oldu ya da olmadı diyemem.
Fakat şunu biliyorum, şahit olmadım ama yakın birkaç isimden biliyorum. O dönem Önder Sav bizzat Kemal Kılıçdaroğlu nefretinden dolayı bazı delegeleri kendi aradı bizzat, birçok delegeyi hatta.
Yani bak işte hani herkes arayabiliyor bu arada hani Kılıçdaroğlu tarafı da aradı. Bu şey zannetmeyin hani adamların iradesini abluka koymuş gibi, herkes arıyor.
Kılıçdaroğlucular da arıyor, işte Özgür Özelciler de arıyor ama Önder Sav ağırlığı var partide. Yani bir hafızayı temsil ediyor. Öyle düşünün.
O yüzden de hani madem para döndüyse, e niye para göndermediler de Önder Sav bir dolu insanı bir dünya insanı arayıp arayıp durdu işte Özgür Özel'e destek için? Yani bir de o var.
Levent Gültekin:
İktidar yandaşı gazeteciler de artık itiraf ediyorlar ekranlarda, 'Kemal Bey başaramadı, Kemal Bey yapamadı, Kemal Bey yönetemedi...'
Yanlışlarından biri ilk röportajını TGRT'ye veriyor ki burada anlatmıştık ya bir insan üzerinde işbirlikçi gölgesi varken, ihanet etti damgası yemiş kendi tabanından, böyle bir dönemde kalkıp gidip ilk röportajını da TGRT'ye veriyorsa umursamıyor demektir.
Burada kendi tabanını umursamıyor olması öfkeyi daha da büyüttü, işleri daha da çıkmaza soktu.
İktidar, şu anda bana sorarsan, bir açmazla karşı karşıya. Çünkü yaptıkları mutlak butlan istedikleri sonucu vermedi. Tam tersine Özgür Özel de bir daha da kahramanlaştırıcı, daha da orada pekiştirici bir liderliğe dönüştüren bir etki uyandırdı.
İzleyicilerimiz bize bazen 'ya Levent Bey işte peki nasıl olacak? Bir çıkış yolu yok mu..?'
Yani şunu görmeleri lazım. Tepki, farkında olmak, itiraz etmek bazen oyunları bozuyor. Buna benzer daha önce de bozdu. Burada da yani buradaki toplumsal muhalefetin direnci, vazgeçmemesi iktidarı bir anlamda Kemal Bey'le beraber açığa düşürmüş oldu.
Evet Kemal Bey'e geçmişten gelen bir öfke vardı ama o öfkeyi dindirebilirdi. Yani şöyle söyleyeyim. Diyelim ki öfkenin baremi %80'di. Kemal Bey onu %60'lara indirebilirdi. Aklı selim davranarak, olgun davranarak, işi kavgaya dökmeyerek, polis oraya göndermeyerek. Yani ilkokul çocuğunun bile yapmayacağı kapının önüne iki tane araba koyup üzerine 'haram parayla alınmıştır' demeyecek. İlk demecini TGRT'ye vermeyerek, ilk konuşmasında kendi arkadaşlarını iktidara ispiyonlayıp FETÖ'cüdür demeyerek, o %80'i %60'lara indirebilirdi.
%60'a indiğinde toplumsal tepki, bazı milletvekilleri, bazı belediye başkanları ortada durabilirlerdi. Ama o Kemal Bey geldi o %80'i %98'e çıkardı yaptıklarıyla.