Dünyaca tanınan Türk bilim insanı Canan Dağdeviren, New York Fashion Week kapsamında New York Borsası’nın tarihi işlem salonunda düzenlenen “What Were You Wearing?” defilesinde podyuma çıktı.
Dağdeviren, gecede “Mor Cepken – The Purple Guard” adlı özel tasarımı taşıdı. Paylaşımına göre mor cepken, Yörük ve Türkmen kültüründe kadınların yaşadığı şiddet ve ağır haksızlıklara karşı sessiz bir yardım ve korunma çağrısının sembolü olarak biliniyor.
Hatay’ın mor ham ipeği, Denizli el dokuması ipeği, Hereke işlemeleri ve geleneksel el işçiliğinin bir araya getirildiği tasarım, yüzyıllara uzanan kadın hikâyelerini New York podyumuna taşıdı.
Cinsel şiddet mağdurlarına yönelik suçlayıcı yaklaşımın karşısında duran etkinliğin mesajı ise netti:
“Kıyafet hiçbir zaman rıza değildir.”
Dağdeviren de yürüyüşünü, “Suçlanan değil, inanılan her kadın için yürüyorum” sözleriyle anlattı.
Tebrikler @dagdevirencanan 👏🏻👏🏻
DEFNE KURT TARİHE GEÇTİ! 🥇🥇🥇🥇🥇🇹🇷
Kocaeli 2026 Avrupa Para Yüzme Şampiyonası’nda Kadınlar 100m Serbest S10 kategorisinde altın madalyanın sahibi olan Defne Kurt, bu şampiyonadaki 5. altın madalyasını kazanarak tarihi bir başarıya imza attı.
Daha önce 5 kez Dünya Şampiyonu olan Defne, şimdi Kocaeli 2026’yı da 5 Avrupa şampiyonluğu ile tamamlıyor.
Defne’yi, antrenörünü, teknik ekibini ve Türkiye Yüzme Federasyonu’nu yürekten kutluyoruz.
Dünya’nın zirvesinden Avrupa’nın zirvesine… Şimdi sırada Los Angeles 2028 var. 🇹🇷🔥
@gencliksporbak@Para_swimming@TYFgovtr@kocaelibld@GSB_Kocaeli@TeamTurkiye
O kadar kolay karın kası egzersizleri varki; evinizde hiçbir şeye ihtiyac duymadan yapabileceğiniz egzersizler.
Egsersizde en önemli şey sürekliliktir.
Egzersizleri obsesif gibi hergün, aynı saatte, aynı şekilde 3 ay yaparsanız ne demek istediğimi anlarsınız...
#pisa2025 raporunu derinlemesine bugün okuyabildim. Benim gözümden bazı noktaları dile getirmek isterim. Ne diyor bu rapor ülkemiz açısından ??? Bunlar ilk izlenimlerim, ama okudukça, üzerine düşündükçe buradakilerden farklı pencereler de ileride açılabilir.
1. Bence ülkemizin PISA sonuçlarında üzerinde pek durmadığımız bir BİLİMSEL AĞIRLIĞI var. Raporda, fende üst düzey başarı gösterip bilim ve teknolojiyle ilgili mesleklerde çalışmayı bekleyen öğrencilerimizden ciddi bir havuz oluşturulmuş. Katılımcı 91 ülke ve ekonomiyi kapsayan bu havuzda ülkemizin payı %4,5. Fransa’nın %4, Almanya’nın %3,3. Nüfusumuzun büyüklüğü de bunda elbette etkili. Yine de kanaatimce azımsanacak bir potansiyel değil. Ben bu tabloyu görünce ÇOCUKLARIMIZIN ÖNÜNE NASIL BİR GELECEK KOYACAĞIZ sorusu kafamı meşgul ediyor. PISA’da ortaya çıkan kapasitenin üniversitede, laboratuvarda, çalışma hayatında karşılığını bulması gerekiyor. Bu kitle için mutlaka ülkemiz adına potansiyellerini ortaya koyacakları sağlam bir zemin hazırlamak gerekiyor. Yoksa bu potansiyeli ülkemiz adına heba edebiliriz.
2.Kanaatimce ülkemizin İMKAN DURUMUNU AŞAN BİR ÖĞRENME HİKAYESİ ortaya çıkıyor. Ülkemizdeki öğrencilerin %32’si, uluslararası sosyoekonomik ölçeğin en dezavantajlı dörtte birlik grubunda yer alıyor. Bu çocuklarımızın, can parelerimizin fen ortalaması 466 puan ve benzer koşullardaki öğrenciler arasında en yüksek sonuçlardan biri. Ailelerin imkanları sınırlıyken böyle bir sonucun alınmasını son derece dikkate değer şeklinde yorumluyorum. Hangi okullarda, hangi uygulamalarla bunun başarıldığına yakından bakmak sanırım elzem olsa gerek. Marifet iltifata tabidir. MEB’in, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin hakkını teslim edelim. Türkiye’nin, ülkemizin, eğitimde kendisinden öğreneceği şeyler de var. Yani, taşıma suyla değirmeni döndürmeden, mevcut durumu ortaya çıkaran birtakım parametrelerimiz var ve bu parametreler üzerinde kendi EĞİTİM KURGUMUZU inşa etmeliyiz ve kendimizden beslenmeliyiz.
https://t.co/d1VFKbtNY3ŞARININ YAYILMA BİÇİMİ de bana ilginç gelen sonuçlardan biri. 2022–2025 arasında okumada üst düzey başarı gösteren kızlarımızın oranı %3, erkeklerimizin oranı %2 puan artmış. Ülkemiz burada dikkat çekici bir istisna olmaya göz kırpıyor. Fakat aynı başarıyı ailelerin sosyoekonomik durumuna göre incelediğimizde, üst düzey okur oranındaki artış avantajlı öğrencilerde görülüyor. Dezavantajlılarda anlamlı bir artış yok. FAKİRLİĞİN GÖZÜ KÖR OLSUN sloganını burada atmaktan ziyade, ülkemizin bu duruma bir çözüm bulması, tüm çocuklarımızdan yararlanmak adına önemli değil, mecburi bir istikamet. Demek ki yükselişin iki ayrı haritası/hikayesi var. Kızlarda da erkeklerde de alan genişliyor, fakat imkanları daha sınırlı olan çocuklarımıza aynı ölçüde ulaşamıyoruz. Bence başarıyı büyütürken onun kimlere kadar uzanabildiğini de izlemeliyiz ve potansiyeli olan dezavantajlı gruptaki çocuklarımızın lehine bol gol atmalıyız ki kazanan takımda yer alsınlar; ülkemizdeki tüm çocuklarımızdan hem onların geleceği hem de ülkemizin geleceği adına yararlanalım.
4.Ülkemizdeki başarının oldukça belirgin bir OKUL ADRESİ var. Fen başarısındaki toplam farklılığın yarısından fazlası okullar arasında bulunuyor. OECD ortalaması %31. Elbette bu farkın tamamını okulların oluşturduğunu söylemek doğru olmaz. Hangi öğrencilerin hangi okullara yerleştiğinin de payı var. Ama ortaya çıkan manzara aynı ülkenin çocukları, akademik bakımdan birbirinden hayli farklı çevrelerde eğitim görüyor. Ulusal ortalama yükselirken, bu çevrelerin birbirine ne kadar yaklaştığını da merak ediyorum. Bir ülkedeki OKULLARIN ORTAK TABELASI, çocuklara benzer bir eğitim deneyimi sundukları anlamına gelmiyor. Okullarımızı verdikleri eğitim kalitesi açısından denk duruma getirmek zorundayız. Aynı tabelada farklı skorlar görmek, eğitimin kalitesinin bazı okullarda iyi, bazı okullarda ise iyi olmadığı anlamına geliyor. Bu noktada girdi ne olursa olsun, okul kalitesi çocuklarımızın başarı ya da başarısızlıklarına zemin hazırlıyor. HER OKUL NİTELİKLİ, HER ÇOCUK DEĞERLİ sloganını tüm ülkemize yaymamız gerekiyor.
5.Raporda durup durup yeniden okuduğum bir bulgu var. Sosyoekonomik koşullar hesaba katıldığında, okulu zaman kaybı olarak görmeyen öğrencilerin daha yüksek fen başarısı göstermesi ülkeler genelinde gözleniyor. Ülkemiz bu ilişkinin tek istisnası olarak belirtilmiş. Ben buradan öğrencinin başarılı olmasının okula da mutlaka ikna olduğu anlamına gelmediğini anlıyorum. Çocuk öğreniyor, iyi puan alıyor, yine de okul deneyimini sorgulayabiliyor. Burada okullarımızın çocuklarımıza bir İKNA BORCU olabilir. Öğrencilerimizin okul hakkındaki itirazlarını, taleplerini, isteklerini dinlememiz gerekiyor. Onlara kazandırdığımızı düşündüğümüz şeyle onların kazandığını hissettiği şey arasında mesafe kalmış olabilir. Bu mesafeleri ortadan kaldırmak hem makro hem mikro düzeyde çaba gerektiriyor. Bakanlık, il-ilçe memler, okul yönetimleri, bu noktada taşın altına elleri koymak ve öğrencileri muhatap almak zorunda diye düşünüyorum. Şöyle bir karar aldık, siz bilmezsiniz demekten öte, ortak akıl, çocuklarımızdan gelecek haklı talepler de dikkate alınmak zorunda. Burada sanırım bir BARIŞ ZEMİNİNE ihtiyaç var.
6.SINIFTAKİ SESSİZLİK oooo süper , tam ders işlemelik durumu değil. Ülkemizde fen derslerinde gürültü ve düzensizlik bildirenlerin oranı %23, OECD’de %31. Ama derslerde iyi çalışamadığını söyleyenlerin oranı bizde %32, OECD’de %19. Bu iki durumu aynı çocukların yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz. Yine de tablo bana bir SESSİZ TIKANMA ihtimalini düşündürüyor. Sınıfta çıt çıkmayabilir, çocuk da o sırada konudan kopmuş olabilir. Dersi izlerken biraz da öğrencinin zihninde ne olup bittiğine bakmak gerekiyor. Sessizliğin içini öğrenmeyle doldurabiliyor muyuz?
7. Öğrencilerimizin gayretini önemsiyorum. İş zorlaştığında daha fazla çaba gösterdiğini söyleyenlerin oranı %68. OECD ortalaması %60. Amma velakin, çalışmaya nasıl yaklaşacağını sıkça planlayanların oranı yalnızca %34. Bence burada ÇALIŞKANLIĞIN/ÇALIŞMANIN BİR YÖNTEM AÇIĞI olabilir. Çocuğa “Biraz daha çalış” demeden ve Güzin abilik, ablalık yapmadan önce nasıl çalıştığını anlamamız gerekiyor. Aynı yerde dönüp durarak da insan çok yorulur. Nereden başlayacağını, anlamadığını nasıl fark edeceğini, işe yaramayan bir yöntemi ne zaman değiştireceğini bilen öğrencinin gayreti daha iyi karşılık bulabilir. Bu bağlamda çocuklarımızın ciddi ve anlamlı bir yönlendirmeye ihtiyacı var. Çalış demekten öte,NASIL ÇALIŞILIR konularında çocuklarımızı tıka basa beslemek gerekiyor.
8.Dijital tarafta da üzerinde düşünülmesi gereken bir mesafe var. Öğrencilerimizin %52’si öğrenmek için haftada en az bir kez yapay zeka sohbet botu kullanıyor. Amma velakin, hesaplamalı problem çözme başarımız OECD ortalamasının altında. Üstelik öğrencilerimizin çoğu bu alanda, fen başarılarına göre beklenen düzeyin gerisinde kalıyor. Buradan yapay zekanın öğrenmeyi bozduğu sonucunu çıkaramam. Bu anlamlı bir çıkarım olmaz. Ancak araç kullanma alışkanlığının çözüm kurma becerisine kendiliğinden dönüşmediği gün gibi ortada. Bu durum bir DİJİTAL AKTARIM AÇIĞI. Ekrana aşinalığın, model kurma ve çözüm tasarlama becerisine nasıl taşınacağını ayrıca düşünmeliyiz. Dijital yerli ve dijital göçmen ayrımının da bir mit olduğunu düşünürsek, çocuklarımızı ellerindeki dijital imkanları nasıl eğitsel amaçlı kullanacaklarını noktasında yönlendirmemizin önemli olduğunu düşünüyorum.
9.Öğretmen konusunda olumlu gelişme görmek beni memnun etti açıkçası. Müdürlerin, öğretmen eksikliğinin öğretimi aksattığını bildirdiği okullardaki öğrencilerin payı ülkemizde sadece %8 (Burada ücretli öğretmen vb. durumları şimdilik görmezden gelelim). OECD ortalaması %39. Bizde 2022’de bu oran %16’ dı. Buna karşılık yardımcı personel eksikliğinde oran %43, eğitim materyali eksikliğinde %24. Bana göre bu tablo, öğretmenin çevresine daha dikkatli bakmamız gerektiğini söylüyor. Bir ÖĞRETMENİN EMEĞİ ETRAFINDAKİ İMKANLA çoğalır. Bundan sonraki kazanımların bir bölümü, o emeği destekleyen okul düzenini inşaya çalışmakla gelir.
10. Ülkemizde öğrencilerimizin en az beşte üçü, anne babasından daha yüksek bir eğitim düzeyine ulaşmayı bekliyor, umuyor, hayal ediyor. OECD ortalaması %23. Ebeveynlerin eğitim düzeylerindeki farklılığın bu hesapta payı var elbette. Benim dikkatimi çeken, çok sayıda çocuğun AİLESİNİN EĞİTİM HAFIZASININ ÖTESİNE hazırlanmaya çalışması durumu. Ailesinde daha önce geçilmemiş yollara girecek bu çocuklarımız. Hangi bölümü seçecek, hangi burslara başvuracak, önünde ne tür meslek yolları var? İYİ-KAĞIT ÜZERİNDE OLMAYAN REHBERLİK burada çocuklarımızın elinden tutabilir. Ailede o yolun daha önce yürünmemiş olması, çocuğun yolu tek başına bulmasını gerektirmemeli. Burada çocuklarımızın yanında olmak zorundayız.
11. Çevre konusunda beklediğimden güçlü bir gelecek ilgisi gördüm. Hem şaşırdım hem de sevindim bu duruma. Öğrencilerimizin %79’u, ileride yapacağı iş aracılığıyla çevrenin korunmasına katkı sunmakla ilgileniyor. OECD ortalaması %62. Çevre biliminde/bilincinde diyelim, temel yeterliliğe ulaşanların oranı da %80. Çevre konusu bu çocukların zihninde meslek hayalleriyle bağ kurmaya başlamış olabilir. Enerji, tarım, tasarım, mühendislik gibi alanlarla bu ilgi arasında OTOBANLAR açabiliriz. Çocuğun bugün önemsediği bir konuyu, yarın yapabileceği bir işle buluşturmak eğitime de başka bir anlam kazandırır. Elbette bugünkü ilginin ileride meslek tercihine ne ölçüde dönüşeceğini henüz bilmiyoruz. İnşallah paralel bir ilerleme olur ama piknik alanlarımızda, plajlarımızda, sokaklarımızda artık daha az çöp görmemize katkı verecek bilinçli çocuklarımın olduğunu bilmek bile huzur verici.
12. Son olarak şimdilik şunu belirtmek istiyorum. Türkiye örneklemi toplam 15 yaş nüfusunun yaklaşık %72’sini temsil ediyor. Buradan kalan %28’in tamamının okul dışında olduğu sonucu çıkmaz haliyle. PISA’nın sınıf düzeyi, kapsam ve dışlama kuralları var. Ancak bütün bir kuşak hakkında konuşacaksak, bu sınırı aklımızda tutmamız gerekir. Ölçebildiğimiz çocukların ilerlemesi oldukça kıymetli. Ölçümün dışında kalan çocuklarımızın, gençlerimizin nerede olduğunu, nasıl eğitim aldıklarını ve ne öğrendiklerini de bilmek isterim, açıkçası. Bence ülkemizin eğitim hesabında onların da bir yeri olmalı. Bu iş YA HEP BERABER YA HEP BERABER sloganıyla olmalı.
Gençlerimiz, kadınlarımız kaptanımız Eda Erdem’in bu konuşmasını dinlemeli. Hepimiz kazanılan başarının toplumumuza bir madalyadan çok daha öte kazanımlar getirdiğini görmeliyiz. Değerli olan, sosyal medya üzerinden kanunsuz edinilmiş lüks yaşamlarını, filtrelenmiş fiziklerini sergileyen, makyaj videoları çekip garip aksanlarıyla konuşan kadınlar değil, tertemiz alın teriyle, sonsuz fedakarlıkla, inançla inşa ettikleri yaşamlarını ülkelerine adamış bu kadınlar.
Bu kadınlarımızı örnek almalı, onlar gibi olmaya çalışmalı gençlerimiz.
Her birine sırf kazanarak bizi onurlandırdıkları için değil, geleceğimize dair yüreğimizi umutla doldurdukları için şükran borçluyuz. 💕🏆🇹🇷
Yıllarca olumsuz gelen pisa sonuçları üzerine yazdık çizdik. Yıllardır çocuklarımızı eleştirdik, bir şeyi de yapmıyorlar dedik, öğretmenlerimizi eleştirdik, çabalamıyorlar dedik, yıllarca aileleri eleştirdik, çocuklarlıyla ilgilenmiyorlar dedik.
Oysa, özellikle son yıllarda hem öğretmenlerimiz, hem çocuklarımız, hem de ailelerim çocuklarına çokca yatırım yapıyorlardı, bunları görüyorduk, anlatıyorduk. Soru tarzlarının da değişmesiyle, bu gösterilen emeklerin de birleşmesiyle,
2022-2025 arasında bir önceki pisa uygulamasına göre OECD üyesi ülkeler arasında matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinde, yani bu üç alanda da puanını en çok arttıran ülke Türkiye oldu. Bunu bu ülkenin çocukları, gençleri başardı. Beğenmediğimiz, sadece eleştirdiğimiz çocuklarımız.
Sevgili Öğretmenler, ellerinize, yüreklerinize sağlık. Bu ülkenin geleceğini bu çocuklar gerçekleştirecekler. Bu yükselişi devam ettirmemiz demek, çok daha bilgili, kültürlü çocuklarımız olacak demek. Sizlerin bu çabası ülkemizin geleceğini çok daha sağlıklı yarınlara ulaştıracak. Yüreklerinize sağlık, bu şekilde devam etmenizi gönülden diliyorum.
Sevgili anneler babalar, görüyorsunuz ki, emekleriniz boşa gitmiyor. Çocuklarınız yıllar yıllar sonra bu alanlarda bizleri sevindirdiler. Aynen devam, daha da sevindirecekler.
Sevgili Milli Eğitim Bakanlığı, değişen soru tarzının ve tekniklerin bu sonuçlarda çok etkili olduğu söyleniyor, emeklerinize sağlık. Sizlerden de, aynı şekilde günceli takip eden bu çalışmaların devamını bekliyoruz.
Anadolu Ajansı aracılığı ile çok yararlı olacağını düşündüğüm 26 dakikalık bir röportaj gerçekleştirdik. Dijital Dünya ve Ebeveynlik, Çocuklar ve Ekran, Otizm ve Sosyal İlişkiler derken geniş bir yelpazede konuya değindik. İyi seyirler dilerim.
Atatürk’ün kızları, #FileninSultanları üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonu…🇹🇷🏆
Ne büyük gurur, ne büyük mutluluk!
Müthiş mücadeleniz için hepinizi yürekten kutluyorum.❤️🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Bize başarının bir sistem meselesi olduğunu sürekli hatırlatan bu muazzam takıma selam olsun!
Voleybolda yaptığımızı başka alanlarda da yapabiliriz!
#FileninSultanları
Kibirli insanlar karşısında alçakgönüllü davranılmaz, önyargılı insanlar karşısında bakış açınız anlatılmaz, değişime kapalı insanlar karşısında esnekliğin önemi vurgulanmaz. Sizin erdemlerinizi hak etmeyen herkese karşı kaya gibi net ve dik durulur, özsaygının yasası işte budur.
Avrupa’nın En Büyüğü Türkiye!🇹🇷
İtalya’yı 3-2’lik skorla yenerek Avrupa Şampiyonu olan Kadın Voleybol Milli Takımımızı yürekten kutluyorum.♥️🤍
#FileninSultanları
Okullar 7 Eylül'de uyum haftasıyla başlıyor, 14 Eylül'de anasınıfından liseye zil çalıyor. Bu hafta karar vericilerin değil ebeveynlerin haftası. Evde üç ayar yeterli.
1) UYKU
Amerikan Pediatri Akademisi 6-12 yaş için 9-12, 13-18 yaş için 8-10 saat öneriyor. Yazın dağılan düzeni bu hafta her gün yatma saatini 15 dakika öne çekerek toparlayın. Uykusu bozuk çocuk ilk derslerde odaklanamıyor, duygusunu yönetemediği için akranlarıyla sürtüşüyor. Depresyonun ilk belirtilerinden birinin uyku düzeninin bozulması olması tesadüf değil.
2) EKRAN
TÜİK: cep telefonu sahipliği 6-10 yaşta yüzde 66, 11-15 yaşta yüzde 86. Çocukların üçte ikisi sosyal medyada. Yasak tek başına çare değil, çünkü ekran artık çocukların akranlarıyla ortak tecrübe biriktirdiği yer. Yapılacak iş ekranın zamanını ve mekânını okul dönemine göre yeniden planlamak: günde en az 1 saat fiziksel aktivite, yatak odasında televizyon ve tablet yok, uykudan bir saat önce tüm ekranlar kapalı, akşam yemeği ekransız. Bağımlılık bir ortam meselesidir; koşulları değiştirmeden çözülmez.
3) AKŞAM YEMEĞİ
PISA'da beni de şaşırtan bulgu: aile sofrasına oturan gençler hayattan belirgin biçimde daha memnun. Ne yediğinizin önemi yok, başka uyarıcı olmadan aynı masada olmak önemli. "Bugün ne yaptın?" diye sormayın. "Bugün en çok neye güldünüz?", "Kime yardım ettin?", "Teneffüste kiminle takıldın?" deyin. Türkiye'de çocukların yüzde 38'i akran zorbalığı yaşadığını, yüzde 22'si okulda kendini güvende hissetmediğini söylüyor. Zorbalığı çocuklar nadiren kendiliğinden anlatır; anlatması için önce masada bir yer açmak gerekir.
İki not:
Bu yıl uyum haftasına 5. sınıflar da dahil edildi. Doğru karar. Çünkü asıl kırılma ço��u zaman okulun ilk gününde değil, ortaokulun ilk yılında yaşanıyor.
Bir sabah geç kalırsınız, bir gün beslenme çantası unutulur. Bunlar çocuğunuzun geleceğini belirlemiyor. Rahat olun, ertesi gün halledersiniz.
Yazının tamamı @GazeteOksijen ‘de!