İstanbul Tabip Odası seçiminde Demokratik Katılım Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkan Adayı Talat Kırış'tan mesaj var.
"Hekimlere güvenimiz tamdır. Dün olduğu gibi bugün de İstanbul Tabip Odası'nın hekimlerin sesi ve yeri olduğunu göstereceklerdir. Herkesi oy kullanmaya ve odasının bağımsızlığını korumaya davet ediyoruz"
İstanbul Tabip Odası’nı “siyaset yapmakla” suçlayan fakat tabip odasını bakanlık bürosu gibi kullanmak isteyen iktidara yakın gruplar bugün “ittifak olarak” hareket etmeye başladı.
Aynı “ittifakın” İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’ndeki uzantısının seçimlerini kazandıktan sonra attığı tekbirler, niyetlerini açıkça gösterdi.
Gelin, odamızı bu zihniyete teslim etmeyelim! 19 Nisan’da yapılacak İstanbul Tabip Odası seçiminde Demokratik Katılım Grubu’nda birleşelim!
📣İstanbul Tabip Odası seçiminde Demokratik Katılım Grubu'nun Yönetim Kurulu Adayı olan Dr. Emrah Kırımlı’dan tüm hekimlere çağrı var:
“Sağlık Müdürlüğü’nün önünde ‘çocuklar aşı olamıyor, insanlar sağlığa erişemiyor; doktorlar göç ediyor, tükeniyor, hayatını kaybediyor’ demek yerine Sağlık Müdürlüğü’nün içindeki bir odada İstanbul Tabip Odası hayali kuranlar yine karşımızda.
Tüm hekimlerin bizimle beraber bu kişilere geçit vermeyeceğini, 19 Nisan’da yanımızda olacağına eminim.”
🩺19 Nisan'da yapılacak İstanbul Tabip Odası seçiminde haklarımızı Demokratik Katılım Grubuyla savunalım!
📣19 Nisan'da yapılacak İstanbul Tabip Odası seçiminde haksızlığa, baskıya, mobbinge karşı Demokratik Katılım Grubu'nda bir araya gelelim!
Yönetim Kurulu Adaylarımız:
Dr. Talat Kırış
Dr. Benan Koyuncu
Dr. Ceren Kineşçi
Dr. Emrah Kırımlı
Dr. Fikret Aydın
Dr. Irmak Saraç
Dr. Nadir Kalfazade
Demokratik Katılım Grubu Yeni Dönem Adaylarını Açıklıyor!
İstanbul Tabip Odası 18-19 Nisan Seçimli Genel Kurulu yaklaşırken, "Hekimler için hekimlerle birlikte" diyerek yola çıkan Demokratik Katılım Grubu, yeni dönem adaylarını ve çalışma programını paylaşıyor.
Şiddetsiz, güvenli bir sağlık ortamı ve mesleki itibarımız için mücadeleye devam ediyoruz!
📅 Tarih: 30 Mart 2026, Pazartesi
⏰ Saat: 12:30
📍 Yer: Türk Oftalmoloji Derneği
🗳️ Seçim: 18-19 Nisan 2026, Cumartesi, Pazar (09:00 - 17:00)
Tüm meslektaşlarımızı basın toplantımıza ve geleceğimizi birlikte kurmaya davet ediyoruz.
🔗 Detaylar için: https://t.co/TEPFpPjfNW
Halkların Yaşam ve Sağlık Hakkının, Savaşa Karşı Yaşamın ve Barışın Savunucusuyuz
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgesel gerilimi artıran politikaları, Ortadoğu’yu ağır bir yıkım ve insani kriz tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu saldırıları nefretle karşılıyor ve kınıyoruz.
Savaş, yalnızca sınırları veya devletleri değil, doğrudan halkların yaşamını hedef alır. Ölüm, yaralanma, sakatlık, zorunlu göç, yoksulluk, açlık, salgın hastalık riski ve derin ruhsal travmalar savaşın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Sağlık altyapısının zarar görmesi veya hedef alınması ise etkileri kuşaklar boyunca sürecek bir halk sağlığı krizine yol açar.
Bugün yaşananlar, kapitalist-emperyalist sistemin kriz dönemlerinde savaşın yeniden paylaşım ve güç tahkim aracı olarak devreye sokulmasının bir sonucudur. Bu süreçlerin bedelini en çok; işçiler, yoksullar, göçmenler, kadınlar, çocuklar, ezilen halklar ve sağlık emekçileri ödemektedir.
İran halkı bir yandan ülkelerindeki baskıcı ve otoriter uygulamalar altında yaşam mücadelesi verirken, diğer yandan dış askeri müdahalelerin tehdidiyle karşı karşıyadır. Emperyalist saldırılar hiçbir halkı özgürleştirmez; tersine bağımlılık ilişkilerini derinleştirir, eşitsizlikleri büyütür ve bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hâle getirir.
Ortadoğu halklarının kaderi bombardımanlarla, vekâlet savaşlarıyla veya güç mücadeleleriyle belirlenemez. Bölgenin ihtiyacı, yeni çatışmalar değil; demokratikleşme, eşitlik, laiklik ve barış içinde bir arada yaşamı güçlendirecek politikalardır.
Türk Tabipleri Birliği olarak:
· Halkların yaşam ve sağlık hakkının
· Savaşa karşı yaşamın ve barışın savunucusuyuz.
Uluslararası toplumu, saldırıları derhal durdurmaya ve diplomatik çözüm yollarını işletmeye; bölge ülkelerini ise gerilimi artıracak adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
6 Şubat’ı unutmadık.
Bu büyük yıkım yalnızca bir deprem değil; bilimin, kamusal sorumluluğun ve yaşam hakkının yok sayılmasının sonucudur. Kaybettiğimiz meslektaşlarımızı, sağlık çalışanlarını ve vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, sorumluların hesap vermesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadeleyi sürdürüyoruz.
Demokrasinin ön koşulu olan eşit ve adil seçimlerin ülkemiz için önemini hatırlatmak ve herkese göstermek üzere; bütün hekimleri İstanbul Tabip Odası seçim sürecine aktif olarak katılmaya davet ediyoruz.
DTB Başkanı’ndan İsrail Hükümetine Mektup:
Acil Yardımların Ülkeye Girişini, Meşru ve Yetkili Sağlık Çalışanlarının Görevlerini Güvenli Biçimde Yerine Getirmelerini Sağlayın!
���
https://t.co/CC68W8Tw4x
Sağlık Hizmeti Kaynaklı Zararların (Malpraktis) Tazminindeki Mevcut Uygulamalar Mesleğimizi ve Toplum Sağlığını Riske Atmaktadır!
Son dönemde hekimlere verilen olağanüstü yüksek tutarlardaki malpraktis tazminatları sağlık hizmetinin niteliğini, erişilebilirliğini ve sürdürülebilirliğini tehdit eden bir noktaya ulaşmıştır. Daha önce Gaziantep’te özel bir hastanede çalışan kulak burun boğaz uzmanına verilen 109 milyon TL tutarındaki cezanın ardından, bu kez Diyarbakır’da çalışan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı aleyhine hükmedilen yaklaşık 78 milyon TL tutarındaki tazminat, hekimlerin ve tüm sağlık camiasının kaygısını artırmıştır.
Bu meblağlar hekimlerin ezici bir çoğunluğu için bir ömür boyu çalışmayla bile elde edilemeyecek kadar büyük tutarlardır. Bu düzeydeki tazminatlar yalnızca bireysel olarak hekimleri değil, toplum sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Zira hekimlerin, olası komplikasyonlarda tüm yaşamları boyunca kazanamayacakları tutarlar ödemek durumunda kalmamak için, riskli cerrahi ve girişimsel işlemleri yapmaktan kaçınmalarına defansif (çekinik) tıp uygulamalarına ağırlık vermelerine neden olmaktadır. Defansif tıp uygulamaları gereksiz tetkiklerin istenmesine, hastaların vakit kaybetmesine, özellikle riskli işlemlere ihtiyaç duyan hastaların tedaviye zorlukla ve yüksek ücretler ödeyerek erişmelerine yol açmaktadır.
Yüksek tazminatlar genç hekimlerin uzmanlık alanı seçimlerine de etki ederek hizmet kaynaklı zarar riski yüksek branşlardan uzak durmalarına sebep olmaktadır. Nitekim son uzmanlık sınavı yerleştirme sonuçlarına bakıldığında ne yazık ki çocuk hastalıkları, beyin cerrahisi, göğüs cerrahisi, çocuk cerrahisi gibi branşların tercih edilmediği görülmektedir. Halk sağlığını tehdit eden ciddi bir sağlık insan gücü krizi kapımıza dayanmıştır.
Hastaların Karşılaştığı Hizmet Kaynaklı Zararı Karşılamanın Yolu Yüksek Primli Bireysel Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası Değildir!
Tıbbi uygulamaların istenmeyen, ancak öngörülen ve gerekli tüm önlemlere rağmen gerçekleşen zararları olabilir. Hekimin eksik, kusur veya özensizliğinin olmadığı bu sonuçlar komplikasyondur. Komplikasyonla hizmet kaynaklı kusurun (malpraktis) birbirinden net çizgilerle ayrılması da pek çok durumda son derece zordur. Uzun değerlendirme ve dava süreçleri, zaman ve emek kaybına, gereksiz yargılama masraflarına neden olmaktadır. Ayrıca bu ayrım net yapılsa dahi, hizmet kaynaklı zarar hekimleri mağdur ederken komplikasyon sınıfına giren sonuçlarda da hastaların zararı hiç karşılanmamaktadır.
Ülkemizde 2010 yılından beri zorunlu olan “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” (hekim mesleki sorumluluk sigortası) uygulamasında teminat türü ve ��st limitler net biçimde sınırlanmıştır (En yüksek riskli grupta maksimum teminat 4 milyon TL’dir). Bu nedenle aslında zorunlu sigorta, bilinenin aksine hekimleri güvence altına almamakta ve “tüm tutarı” karşılamak bir yana, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi son derece önemsiz bir kısmını telafi etmektedir. Ancak bunun çözümü sigorta risk teminatlarının ve buna bağlı olarak ödenecek primlerin yükseltilmesi olamaz. Çözümü burada arayan Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde bu sefer de hekimler yüksek sigorta primlerini ödeyemez hale gelerek mesleklerini bırakmakta veya primin düşük olduğu uzmanlık alanlarına geçmek zorunda kalmaktadır.
Ülkemizdeki mevzuat düzenlemesi, kamuda çalışan hekimlerle özel sektörde çalışan ve sayıları 40 bine yaklaşan hekimler arasında da ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarda çalışan hekimlerin eylemi nedeniyle ödediği tazminatı bakanlık, ancak hekimin ��kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığının kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi halinde” hekimden tahsil etmekte iken, özelde çalışan meslektaşlarımızın böyle bir koruması da yoktur. Üstelik “kasten görevinin gereklerine aykırılığın” ne olduğu da tartışmalı olduğundan kamudaki hekimlerin de rahat olduğu söylenemez. Ayrıca özel sağlık kurumlarında veya muayenehanelerde verilen hekimlik hizmeti, niteliği gereği kamusal bir hizmettir. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler, mesleklerini icra ederken kendilerini güvende hissedebilmelidirler.
Uygulanan sistemin bir diğer sakat yönü hizmet kaynaklı zararın (malpraktis) hekimin bireysel suçu, eksiği veya yetersizliği gibi gösterilmesidir. Oysa sağlık uygulamaları geniş bir ekiple, yeterli donanım ve fiziki koşullar altında, güncel bilimsel bilgilere göre gerçekleştirildiğinde bile hataya açık karmaşık uygulamalardır. Herkesi şu sorulara yanıtlarını düşünmeye davet ediyoruz:
📌 Yeterli donanım, alt yapı ve ekip sağlanmayan, bilgisini becerisini güncellemesine, kendini geliştirmesine f��rsat verilmeyen bir hekimin yaptığı kusurun ne kadarı gerçekten kendi kusurudur?
📌 Randevu sistemi yüzünden hastaya yeterli zaman ayıramayan, Sağlık Uygulama Tebliği ve hastane yönetiminin getirdiği kısıtlamalar altında işini yaparken hata yapan hekim hatadan sorumlu tutulabilir mi?
📌 Daha çok hasta bakması, ameliyat, girişim, inceleme yapması istenen üstelik bunları da gerekenden kısa sürelerde gerçekleştirmesi beklenen hekimlerin yorgunluk, uykusuzluk, tükenmişlik nedeniyle yaptığı eksiklik hekimlerin suçu mudur?
Elbette bu soruların yanıtlarına kimsenin gönül rahatlığıyla evet diyebilmesi mümkün değildir. O zaman bütün yükü hekimlerin omzuna yüklemeyen, işlerini hapis cezası ve tazminat korkusuyla yapmak zorunda kalmadıkları, dikkatlerini sadece hastayı korumaya ve sağlığına kavuşturmaya verebildikleri, hastaların da komplikasyon dahi olsa uğradıkları zararların hızla tazmin edildiği bir sistemi kurmak gerekir. Böyle bir sistem mümkündür.
Türk Tabipleri Birliği olarak bu tartışmaların ilk gündeme geldiği 2010 yılından beri defalarca yaptığımız öneriyi tekrarlıyoruz:
Komplikasyon ve hizmet kaynaklı zararları karşılamak üzere ağırlığı genel bütçeden sağlanan, sağlık kuruluşlarından katkıyla büyütülen kamusal bir fon oluşturulmalıdır. Ayrıca hekimlerin yargılama süreçlerinde komplikasyon ile hizmet ilişkili zarar ayrımını yapmak üzere ilgili branştan uzman hekimlerden oluşan bilimsel heyetler oluşturulması ve bu heyetlerin raporlarının esas alınması sağlanmalıdır.
Etik Yargılama Meslek Örgütünün Yetkisindedir
Ceza hukuku ve tazminat mekanizmalarının, etik ihlal değerlendirmesinin yerine geçirilmesi; hekimliği hukuki baskı ve korku alanına hapsetmektedir.
Hekimlerin yaptıkları meslek etiği ihlallerinin değerlendirilmesi, yargı organlarının değil; meslek etiği konusunda yetkin ve sorumlu kurumların, yani meslek kuruluşlarının görevidir. Bu bağlamda hekimlerin mesleki etik değerlendirmeleri, Türk Tabipleri Birliği tarafından yapılmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği, hekimliği savunmanın aynı zamanda kamusal sağlık hizmetini ve toplum sağlığını savunmak olduğunu bir kez daha vurgular.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/FGeEwjfS0x
5 dakikada sağlık olmaz!
Hekimler tükeniyor, halkın sağlık hakkı gasbediliyor!
Kamu hastanelerinde mevcut MHRS muayene randevularına ek olarak sonuç ve kontrol randevuları açılması, muayene sürelerini fiilen daha da kısaltacaktır. Bu uygulama hastaların sorunlarını çözmeyecek, hekimlerde tükenmişliği derinleştirecektir.
Sağlık sisteminin işlemediğinin en bariz göstergesi olan randevu sistemindeki tıkanıklık, aynı zaman dilimine birden fazla hasta sıkıştırılarak çözülemez.
Sağlık hizmeti 5 dakikada nitelikli şekilde sunulamaz!
👇
https://t.co/naaZoUWXO6
@ajans_muhbir Reçete edilen antibiyotiği düzenli kullanmış olsa ve pansuman için düzenli olarak sağlık kuruluşuna gitseydi o sonuç ortaya çıkmazdı. Olumsuz giden bir şey olsaydı Pansuman sırasında anlaşılır ve önlem alınabilirdi. Hastanın kendi ihmali olduğu anlaşılıyor.
Hatay’da konteynerde yaşayan binlerce insan karanlıkta, soğukta yaşamaya zorlanıyor.
Elektrik kesintileri saatler değil, günler sürüyor.
Konteynerde elektrik lüks değil, hayatta kalma meselesidir. #HataydaElektrikYoksaHayatYok
Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsız, egemen bir ülke olan #Venezuela 'ya ve meşru yönetimine yönelik askerî saldırganlığını kınıyoruz!
Venezuela'nın doğal kaynakları Venezuela halkına aittir.
Aile Sağlığı merkezlerine gelmeyen nüfusun büyük kısmı 20 -55 yaş aralığı ve çoğunluğu erkek.Bu genç kesimin büyük kısmı aktif çalışanlar, öğrenci, il ya da yurtdışında bulunanlar. İşyeri hekimine muayene oluyor,acile gidiyor veya özel sigortalarını kullanıyorlar
@saglikbakanligi