Bizler Çiğli Belediyesi’nde çalışırken hiçbir gerekçe gösterilmeden işten atılan 16 kadın işçiyiz.
11 aydır direniyoruz.
Ekmek için, onurumuz için, geleceğimiz için sokaklardayız.
Bugün Ankara’dayız.
Bugün TBMM’deyiz.
Bugün yalnız kendimiz için değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınlar için, tüm işçi sınıfı için konuşuyoruz!
Çünkü yaşadığımız adaletsizlik, sadece Çiğli’ye özgü değil.
Çünkü biz yalnızca işimizi değil, bir yaşam hakkını savunuyoruz.
Kadınız.
Çalışkanız, üretkeniz.
Ama aynı zamanda en çok ezilen, en kolay işten atılan, en görünmeyen biziz.
Erkek egemen patronlar için “maliyet kalemi”yiz.
Siyasi hesaplar için “sorun çıkaran işçi”yiz.
Ama asıl gerçekte biz, bu çarkı döndüreniz!
Ve buradan, bu kürsüden haykırıyoruz:
Bütün kadınlara sesleniyoruz!
Evde, işte, okulda, atölyede görünmeyen emeğinize sahip çıkın!
Sizi susturmak isteyenlere karşı bir adım atın, bir araya gelin, örgütlenin!
Tüm işçi sınıfına sesleniyoruz!
Sizi bölmek isteyen patronlara, sendika bürokrasilerine, siyasi çıkar hesaplarına karşı birleşin!
Güvencesizlik, hepimizin boynuna geçirilen görünmez bir zincirdir.
O zinciri birlikte kıracağız!
Bu mücadele sadece 16 kadının mücadelesi değildir.
Bu mücadele, Van’da, Beşiktaş’ta, Altındağ’da işten atılan, susturulan, yalnız bırakılan tüm işçilerin mücadelesidir.
Bu mücadele, taşeron düzenine, belediye şirketi oyunlarına, 696 sayılı KHK ile kurumsallaşan modern köleliğe karşı yürütülen sınıf mücadelesidir.
Bugün bu Meclis’te çözüm arayan biziz.
Ama çözümü sadece bu salonlarda aramayacağız.
Çözüm sokaktadır.
Çözüm direniştedir.
Çözüm kadın dayanışmasındadır.
Çözüm işçi sınıfının birliğindedir!
Biz yılmadık.
Yılmayacağız.
Bugün buradan bir çağrı yapıyoruz:
Her mahallede bir kadın dayanışma ağı,
Her fabrikada bir işçi meclisi,
Her belediyede bir iş güvencesi mücadelesi örmeliyiz!
Çünkü bu düzen, kendiliğinden değişmeyecek.
Bu düzen, ancak ve ancak biz kadınların, biz işçilerin birlikte yürüttüğü örgütlü mücadeleyle değişir.
Bugün başkaları için ses olduk.
Yarın onlar bizimle omuz omuza yürüyecek.
Birlikte kazanacağız.
Kadınlar kazanacak.
İşçiler kazanacak.
Halk kazanacak!
@tabibturkiye @taseron06 @iskenderbayhn@KezbanKonukcu@PerihanKoca@gamzetascier@ckdgenelmerkez_@ilmekfanzin@Tipli_Kadinlar@KBGuclu@Kadavist@kadinvekadin@skadinhareketi@tkdfederasyon
Cumhuriyet Halk Partisi; kişilere göre yön değiştiren değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimlerinden, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden güç alan köklü bir çınardır.
Bu fotoğrafın benim için anlamı çok büyük...
Çiğli Belediyesi'nde çalışırken, bir akşam mesai bitimine dakikalar kala hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarılan onlarca kadından biriydim.
Kimsesizlerin kimi olması gereken Cumhuriyet Halk Partili bir belediyede, ekonomik özgürlüğü elinden alınan bir emekçi kadındım.
O günlerde çok incindik. İzmir Kadın Kolları'nın ve İzmir İl Başkanlığı'nın önünde günlerce direnerek hakkımızı aradık. Çünkü haklıydık.
Ne yazık ki o dönem bu partinin makamlarını babalarının mirası sananlar bizleri görmezden geldi. İşten çıkarılan kadın emekçilere sahip çıkmadılar. Yıllarını bu partiye vermiş insanlara bir bardak suyu bile çok gördüler.
Ama yılmadık.
1 Mayıs öncesinde, sesimizi CHP Genel Merkezi duyar, bizi sahipsiz bırakmaz diye yaklaşık 600 kilometre yürüdük.
Asıl yenilgiyi ise Ankara'ya vardığımız gün yaşadık. Sanki o koca genel merkezin kapıları yüzümüze kapanmıştı. Sanki düşmanmışız gibi önümüze polis dikildi.
Kendimizi en iyi anlayacaklarını düşündüğümüz Kadın Kolları Kongresi'nden dahi çıkarıldık.
Sözde Genel Başkan'ın bizi görmemek için Genel Merkez'in arka kapısından çıktığı günleri de unutmadık.
O gün kapıda tek bir cümle söyledik
"Bu devran döner."
Bugün ise aynı partinin İzmir İl Başkanlığı'nda bu fotoğrafın içindeyim.
Bir yanımda İl Başkanımız, diğer yanımda Kadın Kolları Başkanımız var.
Bugün artık geçmişin kırgınlıklarını değil, geleceğin umudunu büyütmek istiyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi'ni yeniden halkın partisi yapmak; hiçbir emekçinin haksızlığa uğramadığı, hiçbir yöneticinin kibirle hareket etmediği, hakkın ve halkın sesinin yükseldiği bir anlayışı iktidara taşımak için mücadele etmeye kararlıyız.
Cumhuriyet Halk Partisi varsa kuruluş vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi varsa kurtuluş vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi varsa umut vardır.
Tertemiz ellerle, tertemiz vicdanlarla ve Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde iktidara yürüyüş vardır.
Yürüyelim. Güneş ufuktan şimdi doğar.
Özgür Özel'in grup toplantısında yaptığı veda konuşmasını dinledim.
Konuşma boyunca aklımda tek bir soru vardı:
Kurulacağı söylenen partinin adı ne? Logosu ne?
Kurucuları kim olacak?
Hangi siyasi anlayışı temsil edecek?
Programı ne olacak?
Türkiye'nin yakıcı sorunlarına nasıl çözümler sunacak?
Ekonomi konusunda ne vaat ediyor?
Enflasyonu nasıl düşürecek?
İşsizliği nasıl azaltacak?
Emekçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın sorunlarına ilişkin somut önerileri neler?
Terörle mücadele, dış politika ve ülke güvenliği konusunda nasıl bir yol haritası çiziyor?
Eğitim sistemini nasıl değiştirmeyi planlıyor?
Gençlerin umudunu yeniden nasıl inşa edecek?
Bütün bu soruların cevabını aradım.
Ama bulamadım.
Çünkü konuşmada bunların hiçbirine dair somut bir çerçeve yoktu.
Ne bir parti programı...
Ne bir ekonomi vizyonu...
Ne bir kalkınma projesi...
Ne de insanların günlük hayatına dokunacak, umut verecek somut politikalar...
Sadece isimler, tartışmalar ve siyasi polemikler vardı.
Oysa insanlar artık kimin kiminle kavga ettiğini değil; nasıl geçineceğini, çocuklarını nasıl okutacağını, ev kirasını nasıl ödeyeceğini ve geleceğe nasıl güvenle bakacağını duymak istiyor.
Bir siyasi hareket yalnızca mevcut yönetime ya da rakiplerine yönelik eleştirilerle ayakta kalamaz.
Toplum; hedefi olan, programı olan, ilkeleri olan ve çözümler üreten bir siyaset görmek ister.
Bu nedenle konuşma bittiğinde akılda kalan güçlü bir proje, net bir hedef ya da Türkiye'nin geleceğine ilişkin somut bir vizyon olmadığını düşündüm.
Siyasetin asıl görevi, insanlara umut veren çözümler üretmektir.
Çözümün konuşulmadığı yerde ise geriye sadece tartışmalar kalır.
@kilicdarogluk@herkesicinCHP@CHPKadn@AytenGulseverx@utkugumrukcu@gurseltekin34@atakansmz@av_slymnKARADAG@CetinSgsz@barisyarkadas@iz_umitkartal@izgazete2
@kilicdarogluk@herkesicinCHP@CHPKadn@gurseltekin34@barisyarkadas@atakansmz
@müslümsarı
@AytenGulseverx@utkugumrukcu@iz_umitkartal
80 milletvekilinin CHP'den ayrılıp yeni bir parti kuracağı konuşuluyor.
Eğer amaç gerçekten halkın iktidarını büyütmekse, bunun yolu milyonlarca insanın oy verdiği ana muhalefet partisini parçalamak değildir.
Aynı mahallede ikinci bakkalı açıp müşteri kapmaya çalışmak siyaset değildir.
Bugün Türkiye iki büyük siyasal blok arasında sıkışmış durumda. Böyle bir tabloda ana muhalefeti bölecek her girişim, adına ne denirse densin, emek cephesini büyütmez; parçalar.
Buna devrimcilik denmez.
Buna siyasal cesaret de denmez.
Bunun adı küçük dükkâncılıktır.
Tarih defalarca gösterdi oysa Muhalefeti bölenler, iktidarı zayıflatmadılar. Muhalefeti zayıflattılar.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı seksen yeni milletvekili makamı değildir.
Seksen kat daha güçlü bir emek hareketidir.
Siyaset, kişisel kariyerlerin vitrini değil; halkın ekmek kavgasının örgütlenme alanıdır.
Halkın evini büyütemeyenler, kendilerine küçük bir dükkân açarlar. Ama o dükkân, ülkenin geleceğini değiştirmeye yetmez.
Bak şimdi Ali KILIÇ efendi ..
Kurultay sürecinde neden Kemal Kılıçdaroğlu yerine Özgür Özel ve ekibinin doğru tercih olacağını savunduğumuzu bugün yeniden hatırlatmak gerekiyor.
Mesele yalnızca seçim kaybetmek değildi. Asıl mesele; kendisini örgütün, partinin ve Genel Merkezin üzerinde gören siyaset anlayışının sona ermesiydi.
Parti kimliğini ikinci plana iten, kendi siyasi alanlarını parti disiplininin önüne koyan ve emek siyasetiyle bağını zayıflatan anlayışın değişmesini istedik.
Yani bu partinin sen ve senin gibilerden kurtulmasını istedik.
Bu nedenle, parti içinde yıllardır eleştirilen bazı isimlerin etkisinin azalmasını olumlu karşıladık.
Çünkü beklentimiz, bunun CHP'nin yeniden örgütüne yaslanan, emek eksenli ve halkçı bir hatta dönmesinin başlangıcı olmasıydı.
Ancak zaman içinde yeni yönetimden beklenen dönüşümün gerçekleşmediğini düşündük, Gördük
Beklentimiz; belediyelerde çalışan emekçilerin haklarını önceleyen, AK Parti döneminde yaygınlaşan belediye şirketleri ve güvencesiz çalışma modeline karşı daha güçlü bir siyaset üretilmesiydi. Türkiye'nin ikinci yüzyılında yönünü emeğe dönen, işçinin, emeklinin ve yoksulun sesi olan bir CHP görmek istedik.
Ne var ki, bize göre milyonlarca emekçiye umut olması beklenen bir siyasi hareket, önce kendi yönettiği belediyelerde yaşanan emek sorunlarına çözüm üretmek zorundaydı.
Belediye kapılarında günlerce sesini duyurmaya çalışan işçilere kulak vermeyen bir anlayışın, ülkenin milyonlarca emekçisine güven vermesi de zorlaşmaktadır.
Bugün gelinen noktada siyasi dengeler yeniden değişti ve Kemal Kılıçdaroğlu yeniden tartışmaların merkezine geldi.
On üç yıl genel başkanlık yapmış bir siyasetçinin, görevden ayrıldıktan sonra maruz kaldığı ağır eleştiriler ve sosyal medya linçleri karşısında en azından parti içi mekanizmaların çalıştırılmasını, kurulların toplanmasını ve CHP'nin bu zorlu süreci kurumsal akılla aşmasını savunduk.
Fakat bugün hâlâ aynı isimlerin, aynı siyasi alışkanlıkların ve aynı tartışmaların yeniden gündeme gelmesi, değişim beklentisinin tam anlamıyla karşılanamadığını düşündürüyor.
Benim "arınma" kavramından anladığım hiçbir zaman kişisel hesaplaşma olmadı.
Arınma; Cumhuriyet Halk Partisi'ni halktan uzaklaştıran, örgütü değersizleştiren, emek siyasetini geri plana iten anlayışlarla yüzleşmektir.
Bu nedenle yalnızca belirli belediye başkanlarıyla sınırlı bir değişim yeterli değildir.
Parti kültürünü zedeleyen, örgütü dışlayan ve halkçı siyaseti ikinci plana iten tüm anlayışlarla hesaplaşılmadıkça gerçek bir yenilenmeden söz etmek mümkün değildir.
CHP'nin yeniden güven veren bir iktidar alternatifi olabilmesi; kişilere bağlı siyaset yerine ilkelere bağlı siyaseti, dar ekipler yerine örgüt iradesini, makam hesapları yerine emek ve halk mücadelesini merkeze koymasına bağlıdır.
Ali KILIÇ gibi emek düşmanları çıkılan yola ne yolcu bulunur ne de gerçek anlamda yoldaş.
Yoldaşlık; makam paylaşmak değil, aynı değerleri paylaşmaktır.
CHP'nin geleceği de ancak örgütüne, emeğe ve halka yeniden yöneldiği ölçüde güçlenecektir.
Özkan YALIM var , Muhittin BÖCEK var.
MÜteahitlerle İhale vurgunu
Belediye Bürokratları ile irtikap var
Pavyon Köşelerinde delege pazarlığı .
Teknede rakı partisi var
CHP İzmir İl Örgütü olarak,İl Başkanımız #UtkuGümrükçü öncülüğünde il binamız önünde aşure lokmamızı pay eyledik.
#MuharremAyının bereketi,birlik ve paylaşma ruhu sofralarımıza, gönüllerimize bereket olsun. 🌿
Yiyene helal, yedirene delil olsun. Allah kabul etsin. 🙏🕊️
#CHP