Kavga çıkmasın diye sustuğum zamanlar, kırılmasın diye yuttuğum konular ve kaybetmemek için alttan aldığım insanlar oldu. Şimdi anlıyorum ki bazı kavgalar çıkmalı, bazı kalpler kırılmalı, ve bazı insanlar kaybedilmeliymiş. Sürekli gönül yapmaya çalışınca kıymetin kalmıyormuş.
“Neden diye sorup kafa patlatmaya hiç gerek yokmuş ya. Öyle yaptı çünkü onu yapmayı tercih etti, yanlış yapmaktan çekinmedi çünkü önemsemedi. Bazı şeyler sadece tercih ve değer verme meselesi, hepsi bu.”
İnsanlara neden net olmak bu kadar zor geliyor anlamıyorum. Kimse ne dağları delmenizi istiyor, ne de imkansızı imkanlı kılmayı. Sadece belki ve acabalarla kimseyi yormayın, bu ne kadar zor olabilir ki.
Bıkmışlıkla sıkışmışlığın arasında bir yerlerde yaşamaya çalışıyoruz. Nereden bakarsan bak, denizden çıkarılıp toprağa atılmış çırpınan balık misali. Nereden bakarsan bak ipi kopmuş uçurtma, nereden bakarsan bak yönünü bulamayan kuş gibi.
Denediysen ve olmadıysa, çabaladıysan ve başaramadıysan, eline bir kova alıp serptiysen yangın yerine belki söner diye, bir güneşi kucaklayıp koyabildiysen karanlığının çaprazına olmadıysa yine de, çok da üzülme. Yorgunluğu güzeldir çünkü, "içim rahat" diyebilmenin..
Hiçbir şey planladığın, sevdiğin, hissettiğin gibi kalmıyor. Küçüklü büyüklü o kadar çok parçan kopup gidiyor, o kadar çok hayal kırıklığı yaşıyorsun ki bir süre sonra ben bundan daha fazla eksilemem deyip hissiz ve tepkisiz bir halde,olanlara şaşırmadan devam ediyorsun her şeye.