Ülke A’dan Z’ye çökmüş. Sahte diploma çetesi 20 yılda 17 bin 738 kişiyi devlette işe yerleştirmiş. SÜleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin sınav soruları meğer son 3-4 yıldır sızdırılıyormuş. 400 akademisyen sahte diplomayla atanmış. Ne yapalım bu durumda. En iyisi Kurtuluş Savaşı demeyelim artık. Müfredattan çıkaralım yerine milli mücadele koyalım. Zaten Trump da bizi çok seviyor gerisi boş.
Bu halimize biz ağlamayalım da kimler ağlasın?!
İŞTE VAHDETTİN'İN KAÇIŞININ BELGESİ
İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:
“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”
Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvurdu:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Oral, s.474)
Harington, daha sonra yazdığı kitapta, Vahdettin'in bu sığınma belgesinin orjinalini çerçeveletip bir hatıra olarak evinin duvarına astığını da yazacaktı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.
Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı gönderdi. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitiriyordu:
“Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Sonyel, s. 200)
Dikkat edilirse, Vahdettin, iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatıyla imzalamıştı. Çünkü İngilizler, Vahdettin’in halifelik sıfatı sayesinde sömürgelerindeki Müslümanları kontrol etmeyi planlıyordu. Ancak bu İngiliz oyununu da Mustafa Kemal (Atatürk) bozdu. TBMM, 18 Eylül 1922’de Vahdettin’in halifelik yetkilerini elinden aldı, Abdülmecit Efendi’yi “halife” seçti.
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/uELkSWIPWl
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
Vahdettin gerçek bir haindir. Zaten İstanbul halkı da bunun farkına varıp sarayı kuşatmış, Vahdettin’e linç girişiminde bulunmuştur. Sarayın duvarlarına, tramvaylara “KAHROLSUN VAHDETTİN” yazılmıştır.
Vahdettin korkuya kapılır ve İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington’dan kendisini saraydan sağ salim çıkarması için plan yapmasını ister; “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazar. HMS Malaya ile kaçırıldığının resmi evrakı ve fotoğrafı da mevcuttur. Ve İngilizlerin planıyla İstanbul’dan kaçırılır.
1.6 milyon kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamid ise bunlara göre hiç toprak kaybetmemiş, İngiliz büyükelçisini tokatlamış ; ama gerçekte Kıbrıs’ı vermiştir.
Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı ders kitaplarından çıkarılmış.
Kaçmadı da tatile mi gitti? Diyecekler...
Türk milletinin hafızası silinmez.
Hainlerden kahraman çıkmaz.
Nutuk'ta herşey yazıyor zaten.
15 TEMMUZ AYDINLATILSIN HER ŞEY ÇÖZÜLÜR
Önümüzdeki hafta, ülkemizin her yerinde “15 Temmuz Destanı” diye tanıtılan, Devlet kaynaklı-Diyanet destekli şovlar izleyeceğiz.
Yalan, haram medyasından, masraflar devletten, gerçeklerin bir kez daha nasıl çarpıtılacağını göreceğiz. Ne yapılırsa yapılsın, gerçeklerin
“ortaya çıkmak” gibi bir özelliği vardır. Gerçekler ortaya çıkacak ve kim darbeci, kim darbe düzenleyicisi Türk Milleti anlayacak. Çok yakında…
“15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi” olarak tanıtılan ve başta Yeni Şafak Gazetesi olmak üzere yandaş basının tamamında, darbeyi yapan FETÖ’nun arkasında ABD’nin olduğu kesin ifadelerle ilan edilen bu darbe girişiminin gerçek yüzü aydınlatılınca, AKP-FETÖ’nun 11 yıllık işbirliği, Yüksek Yargının FETÖ’ye, teslim edilmesi, hile ve Seçsis Sistemi ile oy kaydırmalarının yapıldığı referandumlar ve seçimlerin gerçekleri açıklanacak.
Türk Devletinin ve Türk Milletinin ekmeğini yiyen, asker-sivil bürokratlar,
kendilerini Türk Milletinin siyasetçileri olarak gören siyaset insanları bu konuda mutlaka konuşmalıdır.
Özellikle aşağıda adları yazılı kişilerin Türk Milletine anlatacakları çok şeyler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunlar konuşunca kim “Kahraman” kim “Darbeci” ortaya çıkacak…
TBMM’de 15 Temmuz Darbe Girişimi için kurulan Komisyon’un Başkanlığına,
FETÖ’cu olduğunu defalarca söylemiş Reşat Petek neden getirildi?
TBMM Komisyonunun raporu, komisyon Odası ile TBMM Başkanlığı arasındaki 50 metrede nasıl kayboldu?
Hulusi Akar, sürekli olarak neden mahkemelerden kaçtı? Emrinde çalışan ve darbeye kalkışan silah arkadaşlarının ısrarlı sorularına neden yanıt vermedi.
Dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan da neden mahkemelere çıkarılmadı?
CB Erdoğan’ın “Darbe Girişimini” eniştesinden, Başbakan Binali Yıldırım’ın ise kayınçosundan öğrenmelerine nasıl izin verildi? Neden haber verilmedi?
Kemal KılıçdaroğluBaşkanlığındaki CHP Heyeti (Özgür Özel de vardı) neden, Yenikapı Mitingine katılıp, olaya meşruiyet kazandırdı?
15 Temmuz madem bir darbe girişimi idi ve girişim yasalara uygun olarak bastırıldı ise 696 sayılı KHK neden çıkarıldı?
“15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, resmi görevi olup olmadığına bakılmaksızın darbe teşebbüsünü ve bunun devamı nitelendiği eylemleri bastırmak amacıyla hareket eden kişilere HUKUKİ-İDARİ-MALİ-CEZAİ muafiyeti getirilmiştir!”
Aziz Türk Milleti;
15 Temmuz 2016 günü yapılanın, gerçek bir darbe mi, yoksa kurgulanan, gerçek olmayan, bir grup askerin yem yapıldığı, Türkiye’de rejimin değiştirildiği bir İSTİHBARAT Operasyonu mu olduğu çözülünce, herkes
Erdoğan’ın Eşbaşkanlığından ABD-İSRAİL dostluğuna, Akın Gürlek’in önce İstanbul Başsavcılığına sonra Adalet Bakanlığa getirilmesine ve İmamoğlu’nun neden zindana atıldığına kadar olan gerçekleri anlayacaktır.
En büyük cesaret sabırdır! Biraz daha sabır, az kaldı…
Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
Guendouzi'ye bu faulü yapan Turgay Gemicibaşı, Instagram'da Fenerbahçe'yi Beşiktaş'ı Trabzon'u takip etmiyor.
ama Galatasaray'ı takip ediyor 😀
hazırlık maçında bile böyle ucuz hesapların peşindeler...
2 gün önce devre arkadaşım "VAN" da mayın patlaması sonucu şuan hastanede mücadele veriyor. Üsteğmen olmasına 1 ay kala Gazi oldu...
Ailesinin başta haberi olmadığı için haberi olana kadar bu bilgiyi paylaşmadım.
İnsanların ne kadar umrunda onu da bilmiyorum.
Ne bakanlığın resmi hesabı, ne de silahlı kuvvetlerin resmi hesabı bunu duyurma gereği bile duymadı...
Nedenini benden daha iyi biliyorsunuz zaten.
Anladığım kadarıyla artık ne sosyal medya ne de televizyon, yaralanan bir askerimize haberlerde, gündemde yer vermeyi birileri rahatsız olmasın, mevcut süreç "aman" etkilenmesin diye uygun bulmuyor.
Ama kardeşimin etkilenen uzuvları var sizin "aman"larınızdan.
Kim kimle kol kola girdi, kim mehtere ne tepki verdi, menüde neler vardı gündeminizden yer bulabilirseniz, bunu bari ben duyurayım dedim yoksa asla haberiniz olmayacak.
O mayını oraya yerleştirenlerle çözüm arayanlar, çözüm arayanların peşinden gidenler...
Ankarada mayın olmadığı için böyle dertleriniz yok tabi ama, oralarda birileri hala bu tehditle yaşıyor ve yüzleşiyor.
Evet, o çocuk sizleri korumak için oradaydı.
Dualarınızı kardeşimizden esirgemeyiniz, sizden dua istemek; en azından yapabildiğim bu.
Şule Aydın: "Deniz gibiler cezaevindeyken, yüzlerce binlerce insan ne için yattığını bile bilmeden cezaevindeyken, biz de Ankara'da atların saçlarını tarıyoruz.
Garibanlara diyoruz ki: 'Siz bir ara görünmeyin, bizim Trump gelecek.' Trump dolaşacak diye atların saçı taralı, garibanlar görünmeyecek.
Bir de ABD için ne yapıyoruz? Kuruluşunu kutlamak istiyoruz, köprüleri boyuyoruz.
Kim için? Çocukların üzerine bir dakika bile düşünmeden bomba yağdırabilen ABD için.
Yolları açıyoruz ama bunu protesto etmek isteyen insanların kaburgaları kırılıncaya kadar onlara saldırabiliyoruz."
Anıtkabir, sadece bir mezar değil…
Türk Ulusu'nun Millî Mücadele ruhudur.
Özgürlük ve bağımsızlık sembolüdür.
Toprağı vatan yapan şehitlerin kanı, kutsalıdır.
Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumsal hafızasıdır.
Atatürk’ün düşüncelerinin yaşatıldığı yerdir.
Kurucu değerler abidesidir.
Vatandan, milletten başka sevgili bilmeyen kahramanların hatırasıdır.
#anıtkabir
BirGün Gazetesi’nin başarılı muhabiri Kayhan Ayhan gözaltına alındı. Her gün Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonundan haberler geçen gazeteciyi gece vakti gözaltına alıp nezarethanede tutuyorlar. Tek amaçları var. Gerçekleri size ulaştıran gazetecileri susturmak. Gazetecilik suç değildir. Kayhan Ayhan’ı serbest bırakın.
1- Hiç kimseyi taciz etmedim ve takip etmedim.
2- Sizin savcılarınız bile hakkımda takipsizlik kararı verdi. Haklılığım tescillendi. Gerçekler bu kadar.
3- Bu yalanı dile getiren herkes aşağılık, şerefsiz ve alçaktır.
4- Ben tetikçilerle değil onların iplerini tutanlarla uğraşırım.
5- Bir süredir ne tür işlerin peşinde olduğunu deşifre ettiğim Adalet Bakanı’nın gayrıresmi Basın Müşaviri Furkan Torlak… Daha önce grup seks ve uyuşturucu dosyasına adı karıştığı için Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevinden istifa eden Furkan Torlak… Şimdi de elindeki yetkiyi defalarca yaptığı belaltı operasyonlar için kullanan Furkan Torlak…
Şimdi de tetikçileriyle beni susturabileceğini, korkutabileceğini, sindirebileceğini sanıyor.
Sizin ağababalarınıza teslim olmadım. Size hiç olmam. Cesaretiniz varsa kendiniz karşıma çıkın!
Buna sebep olanların Allah belalarını versin, resmen iç savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar. Çok büyük vatana ihanet, bu rezaletin sorumluları ileride mutlaka tarih ve adalet önünde hesap vereceklerdir.
ŞEYH SAİT’İN SORGUSUNDAN 👇
(Cevaplar Şeyh Sait'e ait)
Soru: “Niye isyan ettin?”
Cevap: “Medreselerde fıkıh okudum... Şeriat hükümleri uygulanmazsa kıyam vaciptir. Kaza ve kader beni buraya sevk etti... Binaenaleyh şeriatımız yolunda ölürsek dinsiz gitmeyiz!”
Soru: “Yunan ordusu İslamiyetin merkezini ayaklar altına almışken cihadın farzlarını niye yerine getirmediniz?”
Cevap: “O zaman muhacirdik ve perişan haldeydik! Vaktimiz yoktu!”
Soru: “Din hükümlerinin zedelendiğini söylerken neyi kasettiniz?”
Cevap: “İçki yasağı kaldırıldı.”
Soru: “‘İslama kılıç çeken İslam değildir’ hadisinden haberiniz yok mu?”
Cevap: “Müslümanlara din hükümleri bıraktırılmıştı.”
Soru: “Şeyh yalan söyler mi?”
Cevap: “Eh! Söyler ya! Allah bilir!”
Soru: “Hükümetin dine karşı olduğunu nereden çıkardınız?”
Cevap: “Gazetelerden, dergilerden, gelen tüccardan ve milletvekillerinden.”
Soru: “Hangi gazetelerden?”
Cevap: “Sebilürreşad, Tevhid-i Efkâr.”
Soru: “Sana dinin kalmadığını söyleyen tüccarlar ve milletvekilleri kimlerdi?”
Cevap: “Erzurum Mebusu Raif Hoca.”
Soru: “Ziya Hoca’nın beyanatını duydun mu?
Cevap: “Ziya Hoca’nın beyanatını Sebilürreşat’ta, daha başka yerlerde okurduk. Bir kere okudum ki Kılıçzade Hakkı Bey, peygamberimizin aleyhinde bulunmuş... Okurduk ki kız mekteplerinde İslamiyete aykırı şeyler oluyormuş! Kızlar piyano çalıyorlar, erkekler keman çalıyorlar, sabaha kadar sohbet ediyorlarmış... Sebilürreşat’ın her nüshası beni müteessir ediyordu. Farmasonluk, laiklik de bizi çok müteessir ediyordu.”
Soru: “Sait Efendi! Geçen celsede ‘Beni isyana sevk eden üç neden var’ demiştin. Birincisi, din hükümlerinin uygulanmaması; ikincisi, basının etkisi; üçüncüsü, Meclis’teki muhalefet... Bunları açıklar mısın?”
Cevap: “Sebilürreşat’ta şeriata aykırı olan şeyler hep yazılıyordu. Derdik ki, ‘Yalan ise nasıl yazar?’, ‘Nasıl söyler?’, ‘O halde doğrudur ki yazmaya cesaret diyor!’ Zaten Sebilürreşat yazdığını hep bir gazeteye dayandırırdı. Başka bir neden de Tevhid-i Efkar’dı... Sonra Cibranlı Halit bir gazete gönderdi. Gazetede ‘Allah’ü Teâlâ yoktur. Her kulun dayanağı ne ise Allah odur!’ diyordu. Buna da kızdık... Velhasıl! Din, ırz, namus, farmasonluk, laiklik hakkındaki yazılardan kin ve nefret duyuyorduk.”
Soru: “Neden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programını beğendin?
Cevap: “Çünkü ‘İçkiyi, fuhuşu yasaklayacağız!’ demesi hoşumuza gitti. Bir de ‘dine hürmetkâr olduklarını’ söylüyorlardı.”
Soru: “Asker-i Rum nedir?”
Cevap: “Biz Kürtler, Türk askerlerine ‘Asker-i Rum’ deriz. Tabirdir, öyle deriz!”
Karar açıklandıktan sonra Ali Saip Bey, Şeyh Sait’e “Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldun, cezanı çekeceksin!” dedi. Şeyh Sait de Ali Saip Bey’e “Seni severim. Ama mahşer günü seninle muhakeme olacağız!” diye karşılık verince, Vali Mithat Bey söze karıştı: “Mahşer gününde adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün masum çocuklar, ocaklarını söndürdüğün biçarelerle muhakeme edileceksin” dedi.
General Mürsel Paşa da Şeyh Sait’e, “Din kalktı!’ diyorsun. Namazını kılmıyor muydun? Camilerde ezan okunmuyor muydu” diye sordu. Şeyh Sait bu soruya, “Evet, ibadetime kimse karışmıyor, her isteyen namazını kılabiliyor ve camilerde ezan okunuyor... Fena yaptık! Bundan sonra iyi olur inşallah!” diye yanıt verdi.
Belgeler ve ayrıntılar icin bkz.👇
Şeyh Sait İsyanı'nın Anatomisi-1
https://t.co/Ez6sZvfNyC
Şeyh Sait İsyanı'nın Anatomisi-2
https://t.co/MalsNGHwKy
TSK bir gece kulübü değildir @tcsavunma , kimse kafasına göre kapısında badigartlık yapamaz !
Disiplinsizlik adı altında ihraç edildik de vatan haini mi olduk ?
Ben şimdi erkek kardeşimin askerlik yemin törenine gitmek istesem gidemeyecek miyim ?
Hastaneye, belediyeye, sağlık müdürlüğüne, nüfus müdürlüğüne, karakola gitmek ile yemin törenine gitmek arasındaki fark teoride nedir ?
Bu işgüzar emri veren sözde subay müsveddesi hangi kanun ve yönetmeliğe dayanarak vermiştir ?
Kendisine Serhat'ın da kışlada bulunduğu haberini veren yancı, hangi beklentiyle komutanına(!) bunu iletmiş ve o sözde komutan hangi motivasyonla çıkarın emrini vermiştir ?
TSK'dan disiplinsizlik nedeniyle ihraç olmuş birisi halihazırda cezasını çekmişken;
Sivil olarak bir törene katılmasının önündeki engel nedir ?
Bu sorulara cevap vermek zorundasınız.
Ayrıca bu olayda emeği geçen kim varsa da Allah cezasını versin.
@ajansoteki Amerika'ya verilen sözler tutuluyor! Katiller dışarda gezerken, suçsuz insanlar, türlü iftiralarla, siyasi kararlarla içerde tutsak ediliyor! Adalet ölmüş!
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Cumhur İttifakı bu vatan haini, cinayetlerinden gurur duyan katili hala ileri geri konuşturuyor ya, yazıklar olsun emeği geçenlere, görevini yapmayanlara, utanmayanlara, sorumlu olanlara.
Frankie’nin 5 gün sonra gidecek bir yeri yok, barınağa geri dönmesin lutfen birinizin evinde 1.5-2 ay köpek bakacak müsaitliği yok mu?
istanbulun heryerine getiririz