Korku filmlerini pek sevmem. Vampirler, cinler, kurt adamlar ilgimi çekmez. Ama sıradan insanların başına gelebilecek, hayatını altüst edecek filmler benim daha çok radarıma girer. Tatile çıkan sıradan bir ailenin başına dert olan bir kamyon, Bir öğrenci servisine musallat olan Speed türü filmler , uçak kaçırma filmleri vs. Pınar Türker'in ifadesini bu tür bir korku filmi senaryosunu okur gibi okudum. İyi bir eğitim, çocuklar, parlak bir kariyer derken bir anda cezaevi ve çıplak aramalarla tanışan bir profesyonel yönetici Pınar hanım. Yazarlar, çizerler, gazeteciler , siyasetçiler soruşturmalara, mahkemelere alışıktır ama bu kadıncağız ne yapsın? Kabul ettiği parlak bir iş teklifinin çıplak aramalarla ve "çocuklarını göremezsin" tehditleri ile sonlanacağını nereden bilsin? Bu aynı zamanda "Amaan bıktık bu siyasetten, kapışmalardan canıııım" diyenlerin kulağına da küpe olsun. Senin kapın çalınmadan işkenceye ve tüm insanlık suçlarına itirazını yüksek sesle haykırmaz isen sesin duyulmaz olur. Sabah kapınız çalındığında "gelen kesin sütçüdür" diyene kadar Demokrasi'yi ısrarla talep ediniz.
Bayram tatili yoğunluğu kuru kalabalık mı? Geçtiğimiz Kurban Bayramı yoğunluğunu AGRO TV’de değerlerdirdik.
#turizm#seyahat#tatil#türsab#ekonomi
https://t.co/czlnoZfFEH
2026 turizm sezonu çok zor geçiyor. Sezonu kurtarabilmek için yapılması gerekenleri AGRO TV’de değerlerdirdik.
#turizm#seyahat#tatil#türsab#ekonomi
https://t.co/ad0zcP8VRf
İspanya turizmde rekorlar kırarken bile daha iyisini yapmak için yeni stratejiler geliştiriyor.
Türkiye ise hiç bir şey yapmadan sadece turist sayıları üzerinde başarı hikayeleri anlatıyor.
#turizm#Seyahat#tatil#ispanya#türkiye
https://t.co/fVFXp5BNeb
Sonuçların #Fenerbahçe kulübümüze hayırlı olmasını diliyorum.
Umarım hasret kaldı��ımız başarıları hep birlikte yakalarız
@metinsipahioglu size de geçmiş olsun.
Umarım gelecek dönemde sizin gibi genç, sağduyulu ve ileri görüşlü birisinin bu kulüpte görevler nasip olur inşallah. 👏🙏
Temel-Fadime fıkraları yıllardır bu ülkede anlatılır.
“Lazların kafası saat 12’den sonra çalışmaz” denilir🤗
Hiç kimse de ‘Karadenizliler aşağılanıyor’ gibi hassasiyetler göstermez, herkes güler geçer, netice itibarıyla bu bir nüktedir.
Ama söz konusu Kürtler olunca hemen hassasiyet kasmalara başlanır.
Koca koca analizler yapılır, sosyolojik laflar edilir.
Bu ülkede sadece Kürt hassasiyeti mi var? Söz konusu etnisite ise bu nasıl bir ikiyüzlülüktür🤗
Rahmi Koç’un anlattığı fıkrayı eminim Kürtlerin büyük bir bölümü umursamamıştır, tıpkı Karadenizliler gibi!
Bu tür hassasiyet kasmalar ‘Kürtçülük yalakalığı’ gibi algılanır ve toplumu ayrıştırır. Buda başta Kürtler olmak üzere herkese zarar verir.
Rahmi Koç samimi bir ortamda bir Kürt fıkrası anlattı diye kıyamet kopartılıyor.
Adam sadece küçük bir nükte yapmış Kürtlerden çok ‘Kürtçüler’ incinmiş.
Yıllardır Temel-Fadime fıkraları anlatılırken ya da “Lazların kafası saat 12’ye kadar çalışır” denildiğinde Karadenizlilerin hassasiyetini gündeme getirmek akıllarına hiç gelmedi.
Söz konusu Kürtler olunca mı hassasiyet gösteriliyor.
Demek ki bu ülkede bir kürtçülük(!) sorunu var.
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu romanı bundan 15 sene önce TRT’de diziye aktarılmıştı.
Burada öyle bir sahne var ki ben olsam bunu siyasal öğrencilerine ders diye okuturum.
Kemal Tahir istiklal mahkemelerinde yargılanan Emin bey üzerinden, intihar etmiş olan Kara Kemal bey’i öyle bir konuşturur ki hayran kalmamak elde değildir.
Sahne oldukça uzun dolayısı ile sadece bir kaç kişiye hitap ediyor olsa da yine de paylaşacağım.
Kara Kemal’in iktidar ve muhalefet tanımı o kadar zaman üstü ve her zaman geçerli ki söylenenlerim hepsinin bugüne bir karşılığı var…
12 dakika çok uzun ama izleyenler pişman olmayacak.
12 ay turizm ülkesi olmak istiyorsak eğer yurtdışından gelen 65 milyon turistin yanında iç pazarında en az 40-50 milyon rakamlarına ulaşmalıyız.
Yapılması gerekenleri AGRO TV’de değerlerdirdik.
#turizm#seyahat#tatil#türsab#ekonomi
https://t.co/JjCUgfXFmW
⚠️⚠️ QR kod okutmadan önce mutlaka bilmeniz gerekenler
Yalan yok, QR kodlar hayatımızı kolaylaştırdı. Restoran menülerinden otopark ödemelerine, banka işlemlerinden etkinlik girişlerine kadar her yerde karşımıza çıkıyorlar. O kadar alıştık ki çoğu zaman neyi taradığımızı bile düşünmeden telefonumuzu çıkarıp QR kodu okutuyoruz.
Bir QR kodun dış görünüşüne bakarak sizi nereye yönlendireceğini anlamanız mümkün değil. Bir bağlantıyı gördüğünüzde adresi inceleyebilirsiniz. Ancak QR kodlarda bağlantılar gizli ve çoğu kullanıcı doğrulamadan açıyor.
Siber suçlular son yıllarda bu alışkanlığı aktif olarak kullanmaya başladı. Özellikle sahte ödeme noktaları, otoparklar, restoranlar ve halka açık alanlarda gerçek QR kodların üzerine yapıştırılan sahte kodlar birçok ülkede dolandırıcılık vakalarına neden oldu.
Bu saldırı yöntemine "Quishing" adı veriliyor. Yani QR kod üzerinden gerçekleştirilen kimlik avı saldırıları.
QR kodların içinde zararlı bir bağlantı da olabilir, sahte bir ödeme sayfası da olabilir, sizi farklı bir uygulamayı yüklemeye yönlendiren bir adres de olabilir.
Bu nedenle QR kod kullanırken oldukça dikkatli olmak gerekiyor.
✅ Öncelikle kodu okuttuktan sonra açılan bağlantıyı mutlaka kontrol edin. Alan adı gerçekten ilgili kuruma mı ait? Harf değişiklikleri veya sahte alan adları var mı?
✅ Ödeme yapıyorsanız adres çubuğunu mutlaka inceleyin.
✅ Kamusal alanlarda bulunan QR kodlarda sonradan yapıştırılmış etiketler olup olmadığına dikkat edin.
✅ QR kod ile ödeme yaparken alıcı bilgisini kontrol edin.
✅ QR kodları bağlantı olarak düşünün, görsel olarak değil.
✅ Bir QR kod sizden banka bilgilerinizi, şifrenizi veya doğrulama kodunuzu istiyorsa ekstra dikkatli olun.
✅ QR kod sizi bitly, tinyurl veya benzeri kısaltılmış bağlantılara yönlendiriyorsa gerçek adresi göremeyebilirsiniz. Bu yüzden kısa bağlantılara karşı dikkatli olun.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
Vize haberlerin bu kadar sansür görmesinin nedeni ortaya çıkan pazarın büyüklüğü ve bu pazarda gelir dağılımının sorgulanacak olması, olası bir #VizeGate skandalı olabilir mi?
Devletlerin kazandığı kadar bir kaç şirket de kazanıyorsa kim soyuluyor?