Bugün bir mahkemeye uğrayayım, işin aslı astarı nedir bakayım dedim.
Paris İstinaf Mahkemesi, Uluslararası Tahkim Türkiye'ye 1.471 milyar dolar ceza yazdı diye başlayan paylaşımlar dolanıyor malum birkaç gündür.
Paylaşanların da olayın ne olduğunu bildiklerini sanmıyorum.
Zaten %90'ı tek merkezden yönlendirilen paralı hesaplar olduğu belli...
Mesele daha sonuçlanmış değil, ceza kesin değil, süreç devam ediyor.
Türkiye'nin Bağdat yönetimi ile yaptığı çok eski bir anlaşma var. Irak merkezi yönetimin istikrarsız döneminde, ortada otorite yokken petrol akmaya devam etmiş.
Yüzlerce milyar dolarlık petrol rutin şekilde Türkiye üzerinden boru hatlarıyla çıkmış.
Yani Türkiye bir ceza ödemeyecek, ödese bile bu rutin bir uygulama olacak ama Türkiye aynı hattan kazandığı (ve kazanacağı) para hesaplandığında 1/10000 oranında kalıyor.
Trolün biri "agape 1.4 milyar ceza yedi" diye yorum yazmış.
Şu an o mahkemenin önündeyim. Gel bakalım neymiş bu olayın aslı konuşalım diye davet ettim.
Tüydü tabii anında🙂
Peygamber Efendimiz, gösterişi “gizli şirk” olarak nitelendirmiştir.
İnsan bunun ne anlama geldiğini en çok da acının içinde anlıyor.
Dün annem Olcay Baykal’ı son yolculuğuna uğurladık.
Acı, insanın çevresini sessizce tanıtır.
Dün annemi uğurlarken bunu bir kez daha gördüm. Biz annemle birlikte yıllarca zorluk yaşarken yanımızda olmayan; ne hâlimizi soran, ne kapımızı çalan, hatta kimi zaman bizi inciten insanların, en önde yer alışını izledim.
İnsanın en zor günlerinde yanında olmayanların, en görünür anında en önde olması insana ister istemez düşündürüyor.
Vefa; kalabalıkların önünde görünmek değil, kimsenin görmediği zamanlarda yanında olabilmektir.
Annem bunu hayatı boyunca yaşayarak gösterdi. Gösterişten uzak durdu. Makamlara değil, insanlığa değer verdi. Sessiz ama onurlu bir hayat yaşadı.
Onu uğurlarken bir kez daha anladım ki; samimiyetin kameralara ihtiyacı yoktur. Gerçek vefa objektiflere değil, hatıralara yansır.
Rabbim anneme rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Siyaset böyle yapılır; siyasal söylem böyle inşa edilir işte…
Mustafa Varank, gündemdeki bir olayı yalnızca yorumlamıyor; muhalif seçmenin önüne doğrudan bir tutarlılık sorusu koyuyor ve tekil bir tartışmayı daha geniş bir siyasal sorgulamaya dönüştürüyor.
Keşke televizyon programlarına da konuk olarak katılsa…
Ekranlar hem gerçek bir siyasal tartışma hem de güçlü bir siyasetçi görmüş olurdu.
Bu zekâda, bu doğrudanlıkta ve bu kalitede siyasal polemiklere gerçekten çok uzak kaldık.
Şimdi okuduğum kadarıyla, Haluk Levent, çok yardımsever ve yüce gönüllü (!) ve aynı zamanda İmamoğlu'nun danışmanı olan Ece Güner'den milyon dolar borç istemiş, o da çok hayırsever olduğu için vermiş. Ne hikaye ama, ne bağlantılar...Biz ne yaşıyoruz bilmiyorum.
Ey muhalif kardeşim,
Artık kendine şu soruyu sormanın vakti gelmedi mi?
“AHBAP’ı yönetenlere duyduğum öfkeyi İBB’yi yönetenlere neden duymuyorum?
Haluk Levent’in skandallarına gösterdiğim tepkiyi, Ekrem İmamoğlu’nun skandallarına neden göstermiyorum?”
Yardım paralarınızı alıp kumarda yiyenlerle, oylarınızı alıp yolsuzluk-hırsızlık düzeni kuranların, yatlarda gününü gün edenlerin arasında fark mı var zannediyorsun?
Emin ol, İstanbul’da rant ve yolsuzluk düzeni kuran, tehditle rüşvet toplayan, para kuleleri diken, CHP’yi satın almak için çuvalla para taşıyan Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve yardakçılarının Haluk Levent’ten hiçbir farkı yok.
Her “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyenin, her “İzmir’in dağlarında çiçekler açar”ı söyleyenin peşine takılmaktan hala usanmadınız mı?
Gelin bu olay sizin için de bir milat olsun…
Merhum Kadir Mısıroğlu Allah'ı vekil kılmanın hakiki manasını ifşa ediyor.
"Hasbunallah ve nimelvekil" demişsin ama hala başına geleceklerden korkuyorsun. Bu nasıl tevekkül?
Allah rahmet eylesin üstada.
#kadirmısıroğlu#Allah
Suriye, 4 milyar dolarlık ihaleyi Türkiye'ye verdi. 🇹🇷
Türk şirketi Kalyon ve Cengiz inşaat Şam'a uluslararası havalimanı inşa edecek. 4 milyar dolarlık projeyi Katar finanse ediyor.
Cumhurbaşkanımızı sadece Marmaris’te değil İstanbul Havaalanında sabah namazından sonra da askeri bir helikopterle öldürmeye geldiler.
Ben o olayın canlı tanığıyım.
Ordaydım.
Devlet konukevinin aprona bakan büyük odasındaydık.
Sabah namazımızı henüz kılmıştık.
Reis’in torunları uyuyorlardı.
Reis’imiz İstanbul Valimiz ile 1. Ordu Komutanımızı bekliyordu.
Aprona bir helikopterin yaklaştığını seslerden anladık. Çünkü kaldığımız salon aprona çok yakındı.
Korumalar çıkıp baktılar.
Işıkları söndürülmüş, kapıları açık, ellerinde makineli tüfekleri olan FETÖ’cü darbeciler, helikopter zemine yakın bir mesafe.
Korumaları görünce korkuyla ve telaşla havalandılar.
Üstümüzde bir kaç tur attılar.
O esnada Reis’imiz kuleye helikopterin kime ait olduğunu telsizle sordurttu.
Yapılan telsiz anonslarına helikopterdekiler cevap vermediler.
Sonra defolup gittiler.
O esnada makineli tüfeklerle salonu taramış olsalardı Allah muhafaza.
O anda korumaların dikkati sayesinde öldürmeye gelen o FETÖ’cü tim amacına ulaşamadı.
Hiç unutmam:
Emine Erdoğan hanımefendi derinden sarsılmıştı. Marmaris’teki olayın hâlâ etkisi altındaydı. Ağlıyordu. Yanına yaklaştığımda bana aynen şöyle dedi: “Mehmet bey bizi burada da öldürmeye geldiler.” Ben de, “Bizi öldürmeden, cesedimizi çiğnemeden asla size bir şey yapamazlar.”
Bu olaydan sonra adeta bir sivil komuta merkezi olarak kullandığımız o salonu bırakıp arka taraftaki diğer salona geçtik.
O gece defalarca ve sık aralıklarla üzerimizden savaş uçakları geçip durdu.
Reis indikten sonra komuta merkezi olarak kullanılan o mekanda Reis’imizin büyük bir cesaretle ve kararlılıkla süreci telefonlarla nasıl yönettiğine tanık oldum.
O asırlık gecenin tarihi henüz tam anlamıyla yazılmayı bekliyor.
Millî Savunma Bakanlığı, Türk ordusunu Yavru Vatan'da işgalci gibi gösterme uğraşını sürdüren Avrupa ülkelerine tokat niteliğinde görüntüler yayınladı.
▪️İki parça halinde servis edilen belgesel, 1963-1974 döneminde Kıbrıs Türkleri'nin nasıl yok edilmek istendiğini ortaya koyuyor.
📍Tabip Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ile 3 çocuğunun küvetteki naaşlarına tanık olanlardan Dr. Ayten Berkalp:
▪️Bir küvet... Üzeri örtülü vaziyetteydi. Bir el uzantı, üstündeki örtüyü kaldırdı.
▪️Örtü açıldığı zaman siyah saçlı bir hanımın elleri açık şekilde, bir kolunda 2 yaşında, diğer kolunda ise 6 aylık çocuğunu tuttuğunu fark ettim.
▪️Kucaklamak için açmış onları. Gizlenmek, korunmak için de üzerlerini örtmüşler.
▪️Çocukların delik deşik edilmiş olması, kanlarının, beyinlerinin dağılmış olması... Bunları görünce dayanamayıp yüksek sesle ağlamaya başladım.
▪️Bayılmak üzereyken beni tuttular, bir ses 'Üzülme, intikamları alınacaktır' dedi.
↘️
https://t.co/8UJY713v6F
Cüneyt Özdemir'den Özgür Özel'e tepki!
“1 Temmuzda Financial Times'a yazı yazan Özgür Özel, NATO liderlerini uyarıp 'Erdoğan Rusya ve Çin ile ittifak yapabilir' diyen Özgür Özel, Trump'ın Ankara'ya geldiği gün 'Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler kurmak zorundayız.” dedi.
Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da çok önceden kurgulanmış bir oyunun figüranlarıdır.
Dertleri ne devlettir ne de millettir.
Sokakta kâğıt toplayarak geçimini sağlayan vatandaş bile bunların ne olduğunu anladı. Samanla beslenen bir kısım kitle ise inadına ayak diretiyor.
Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin..." (Bakara, 154)
Gazze'nin sokaklarından taşan bu kanlar, ümmetin suskunluğuna feryat, zalimlerin zulmüne ise en büyük şahittir.
Ya Kahhar! Mücahidlerin ve şehitlerin kanı hürmetine Gazze'ye fetih nasip eyle.
Avrupa Birliği’nin 15 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı “Ortak Anlayış” belgesinde ülkemize yönelik değerlendirmeler, objektiflikten ve stratejik öngörüden uzaktır.
Türkiye’nin aday ülke statüsünü yok sayan bu yaklaşım, AB’nin ortak geleceğe ilişkin vizyon eksikliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
NATO Ankara Zirvesi’nde Türkiye’nin Avrupa-Atlantik güvenliği açısından taşıdığı vazgeçilmez rol açık şekilde teyit edilmişken, bu gerçeği görmezden gelen ifadeler yapıcı diyaloga katkı sunmamaktadır.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında tekrarlanan tek taraflı söylemler, uluslararası hukuku ve tarihî gerçekleri yansıtmamaktadır. Kalıcı çözüm ancak hakkaniyeti esas alan, tarafsız ve gerçekçi bir yaklaşımla mümkündür.
AB’nin ön yargılardan uzak, karşılıklı saygı ve ortak menfaat temelinde daha sorumlu bir söylem benimsemesi son derece önemlidir.
Somali'deki üst düzey Türk askeri yetkilileri, Somali Ordusu'nun El-Şebab'a karşı yeni bir saldırı hazırlığı içinde olduğu bir dönemde, Orta Şabelle bölgesini ziyaret etti.
Bakın ne buldum. 6 Şubat gecesi İsrail'in sözde arama kurtarma ekibi Hatay'a geliyor. Birkaç saat sonra ANTAKYA'DA BARAJ PATLADI yalanı ortaya atılıyor. Ekipler çalışmaları durdurup enkazları terk ediyor. İsrailli ekip Antakya'daki sinagogdan ester parşömenini çalıyor.
🔴 YAYALIM LÜTFEN..
Şu twit altlarına gelip, Türkiye Ceza almış diye zil takıp algı kasan tipler için meselenin özetini şuraya bırakıyorum..
Bakın algıcı arkadaşlar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yaptığı açıklama son derece nettir.
Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı tahkim sürecinin ardından Washington’da devam eden tenfiz davasında karşılıklı alacaklar ve faiz hesaplamaları henüz tamamlanmamıştır. Dolayısıyla davanın sonunda hangi tarafın alacaklı olacağına ilişkin kesinleşmiş bir karar bulunmamaktadır.
Buna rağmen bazı hesaplar, hukuki süreci bilinçli şekilde çarpıtarak Türkiye aleyhine algı oluşturmaya çalışıyor. Ortada kesinleşmiş bir sonuç yokken, sanki Türkiye’nin kaybettiği kesinleşmiş gibi paylaşımlar yapmak; bilgi vermek değil, kamuoyunu yanıltmaktır.
Hukuk süreçleri mahkeme kararları ve hesaplamalar tamamlandıktan sonra sonuçlanır. Henüz sonuçlanmamış bir dosyayı manipülatif başlıklarla servis etmek, gerçekleri değil algıyı büyütme çabasından ibarettir.
Dezenformasyona değil, resmî açıklamalara ve hukuki sürecin nihai sonucuna itibar edilmelidir.