Gelenekten Geleceğe....
Teşkilatımızla sahadayız!
İlçe başkanlarımız,yönetimlerimiz,icra kurulumuz,Kadın Komisyonlarımız, Genç Memur-Sen’imiz ve Engelli Memur-Sen’imizle dört bir yanda,her alanda,her gönülde varız.
Üyelerimizin derdiyle dertlenen, emeğin ve alın terinin yanında duran güçlü bir teşkilatız.
Biz sadece sahada değil, gönüllerdeyiz;sadece bugün değil,her zaman üyelerimizin yanındayız!
Birlikte güçlüyüz,birlikte büyüğüz, birlikte Eğitim-Bir-Sen Şanlıurfa Şubesiyiz.
Daha güçlü yarınlar için,gelenekten geleceğe aynı inançla,aynı kararlılıkla yürümeye devam!
Biriz,beraberiz,birlikte varız....
#GelenektenGelecege
"Dağıtmaya" değil,eskiden ve şimdi olduğu gibi sendikamızı geliştirmeye ve daha da büyütmeye geliyoruz..Yine ,yeniden biriz beraberiz. Tekrar desteginizle büyümeye geliyoruz Öğretmenim.@ibrahimcoskun63
Gelenekten Geleceğe....
Öğretmenlerimizin emeklerine, fikirlerine ve değerli görüşlerine her zaman önem veriyoruz.
Öğretmenler odası ziyaretlerimiz kapsamında eğitimcilerimizle bir araya gelerek samimi sohbetler gerçekleştirdik,görüş ve önerilerini dinledik.Fedakârca çalışan, geleceğimizin mimarı kıymetli öğretmenlerimize emekleri için teşekkür ediyoruz.
Birlikte daha güçlü, daha nitelikli bir eğitim için çalışmaya devam ediyoruz.
Biriz,beraberiz, birlikte güçlüyüz...
Gelenekten Geleceğe....
Öğretmenlerimizin emeklerine, fikirlerine ve değerli görüşlerine her zaman önem veriyoruz.
Öğretmenler odası ziyaretlerimiz kapsamında eğitimcilerimizle bir araya gelerek samimi sohbetler gerçekleştirdik,görüş ve önerilerini dinledik.Fedakârca çalışan, geleceğimizin mimarı kıymetli öğretmenlerimize emekleri için teşekkür ediyoruz.
Birlikte daha güçlü, daha nitelikli bir eğitim için çalışmaya devam ediyoruz.
Biriz,beraberiz, birlikte güçlüyüz...
Gelenekten Geleceğe…
Gelenekten geleceğe uzanan yolculuğumuzda,güvenin adresi olmayı başardık.Çünkü biliyoruz ki başarı;tesadüflerin değil,emeğin, samimiyetin,kararlılığın ve güçlü bir teşkilatın eseridir.
Teşkilatımız iyi bilir:Dün ne yaptıysak bugün de aynı azimle sahadayız. Çağın gereklerini,ülkemizin ve ilimizin ihtiyaçlarını yakından takip ederek; sözün değil,sahanın ve emeğin tarafında olmaya gayret ettik.
Okul okul,üye üye,gönül gönül büyüttüğümüz bu yürüyüşte bugün geldiğimiz nokta,hepimizin ortak başarısıdır.
Zirveye yürürken bizi yalnız bırakmayan, güveniyle güç veren, emeğiyle yolumuzu büyüten tüm üyelerimize sonsuz teşekkürler.
Daha güçlü yarınlar için,gelenekten geleceğe aynı inançla,aynı kararlılıkla yürümeye devam!
Ç***** Meslek Lisesinde yaşanan REZİLLİK. İzlerken kendinizi zor tutacaksınız.. Öğretmenlik mesleğinin düştüğü konuma bakın.. Meslektaşımız adına çok talihsiz anlar... 'Öğretmen orda kırmızılı çocuğu kolundan itse ihraç edilirdi.' ÖĞRETMEN ALEYHİNE VİDEOLAR BOY BOY PAYLAŞILIYOR. LÜTFEN 'PAYLAŞIP YAYILMASINI SAĞLAYIN.
GAZZE FİLOTİLASI AKTİVİSTİNDEN KAN DONDURAN İTİRAFLAR: “İSRAİL ASKERLERİ TARAFINDAN TECAVÜZE UĞRADIM”
Juliet Lamont adlı bir Avustralya vatandaşının yaşadığı dehşet, uluslararası sularda insani yardım konvoylarına yapılan müdahalelerin arkasındaki korkunç gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.
Son Gazze Sumud Flotila konvoyunda yer alan aktivistlerin şimdiye kadar verdikleri ifadelere göre, aralarında Avrupa vatandaşlarının da bulunduğu en az 15 kişi İsrail askerleri tarafından tecavüze ve ağır cinsel saldırılara maruz kaldı.
"Beni Bir İşkence Tüneline Sürüklediler"
Uluslararası sularda hukuksuzca müdahale edilen teknelerden alınarak adeta bir tutukevine dönüştürülmüş gemilere taşınan aktivistler, hem gemide hem de indirildikleri limanda ağır küfür, hakaret ve fiili şiddetle karşılaştı.
Yaşadığı vahşeti gözyaşları içinde anlatan Avustralyalı kadın aktivist, "Bizi hapishane konteynerinden bozma, 'işkence tüneli' dediğimiz bir yere sürüklediler. Orada beş asker vardı. Beni darp ettiler, tekmelediler ve içlerinden biri bana vahşice tecavüz etti. Kafamızı aşağıda tutmaya zorlayarak bizi savunmasız bıraktılar. Amerikan aksanlı bir asker pasaportuma bakıp 'Bugün birini öldürmek istiyorum, bu kişi sen olabilirsin' diyerek tehdit etti," sözleriyle yaşadığı kâbusu aktardı.
Aktivist, serbest bırakılıp geminin güvertesine çıkarıldığında 25 yaşındaki kızının yanına koştuğunu, o sırada yüzüne aldığı darbelerden dolayı ağzının kanamakta olduğunu belirtti.
Dünya Sessiz, Hükümetlerin Kılı Bile
Kıpırdamıyor
Yaşanan bu barbarlık karşısında ne mağdur vatandaşların bağlı olduğu hükümetler ne de uluslararası kuruluşlar somut bir adım atıyor.
İsrail, sergilediği bu pervasız tavırla sanki tüm dünyaya şu mesajı vermektedir:
“Milliyetinizin, inancınızın veya kimliğinizin hiçbir önemi yok. İster Amerikalı, Avustralyalı ya da Avrupalı olun; ister Hristiyan, Yahudi veya Müslüman olun. Eğer kurduğumuz düzene ve Filistinlilere, Lübnanlılara, İranlılara ya da Suriyelilere yönelik saldırganlığa itiraz ederseniz, sizi koruyacak hiçbir kural yoktur. Çünkü benim çizdiğim sınırların dışına çıkan herkese istediğimi yaparım ve bunun hesabını da kimseye vermem.”
Ne yazık ki mevcut uluslararası düzen; kimi devletlerin gönüllü ortaklığı, kimilerinin korkusu, kimilerinin ise şantaj yoluyla rehin alınması nedeniyle İsrail'in bu suçlarına karşı tamamen etkisiz hale getirilmiş durumda.
Vahşete Dur Demenin Tek Yolu: Toplumsal Vicdan ve Direniş
Sistematik işkence ve tecavüz suçlarının karanlıkta kalmasına izin vermemek hayati önem taşıyor. Bu gerçekler ne kadar geniş kitlelere ulaşırsa, suçların failleri ve onları koruyan yapılar üzerindeki baskı da o denli artacaktır.
Dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi, insanlığın ortak vicdanını harekete geçirerek siyasi liderleri bu vahşete son vermek için harekete geçmeye zorlayabilecek belki de en etkili yoldur.
#JulietLamont #GlobalSumudFlotilla
#Haberfikircom #Stopkillingchildren
Bunlar, 🇺🇸 🇮🇱✡️
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü...
Ölümü öldürmüş bir milleti yenemezsiniz.
İranlı sanatçı #MohsenChavoshi ‘nin yeni klibi ✌️
#MohsenChavoshi
#ResistanceUnited
TRUMP O KADAR ZOR DURUMDA Kİ, NÜKLEER İLE TEHDİT ETMEYE BAŞLADI!
İran’a verilen süre yarın doluyor. Trump’ın bu güne kadar sarfettiği "süslü ve çelişkili" sözlerin sahada karşılığı olmadığı netleşti.
İran’ın geri adım atmayacağını anlayan Trump, şimdi "Nükleer silah" korkutmasıyla sözüm ona şartlarını dayatmaya çalışıyor. Oysa tek başına bu tehdit bile şu gerçeği itiraf etmektir:
👉 "İran’ı bitirdik, füzeleri kalmadı, hava savunması sıfırlandı" iddiaları koca bir yalandan ibaret…
Nükleer kullanabilirler mi? "Yapmazlar" diyemeyiz, çünkü geçmişte yaptılar. Ancak böyle bir deliliğin dünyayı nereye sürükleyeceğini Allah’tan başka kimse bilemez.
Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler. Zafer eninde sonunda inananların olacaktır.
#İran #Gündem
DÜN HALEPÇE'Yİ SADDAM'A BOMBALATAN ELLER, BU KADİR GECESİNDE İRAN'I VURUYOR: TARİH TEKERRÜR EDİYOR AMA BU KEZ PERDE YOK
Ne manidar bir tevafuk ki, bu sene Halepçe Katliamı'nın yıldönümü, mübarek Kadir Gecesi'ne denk geldi. Bilindiği üzere Kadir Gecesi, Ramazan'ın son on gününde, özellikle tekli gecelerde aranır; bazı rivayetlere göre 27. gece olma ihtimali hiç de az değildir. Bugün, işte böyle mübarek bir gecede, tarihin en kanlı katliamlarından birinin yıl dönümünü idrak ediyoruz.
Saddam gibi emperyalizmin güdümündeki bir zalime, İran'a saldırtıp Halepçe'de sivil Kürt halkını kimyasal silahlarla bombalatma cüretini verenler; bugün aynı hedefe, İran'a, bu kez doğrudan saldırıyorlar. Dün Saddam'a verdikleri kimyasal silahların yerini bugün modern savaş makineleri aldı, ama niyet ve hedef aynı: bölgeyi kana bulamak. Üstelik tüm bunlar yaşanırken, ABD ve İsrail ikilisinin İran'a karşı yürüttüğü saldırganlık da tüm acımasızlığıyla devam ediyor.
Emperyalizmin maşalığına soyunanlar eliyle gerçekleştirilen katliamların ardından, ABD savaş makinesi yıkıcılığını sürdürüyor: önce Irak, ardından Afganistan, bilinçli olarak körüklenen ve uzatıldıkça uzatılan Suriye iç savaşı, Filistin, Gazze, Yemen ve nihayetinde İran...
İran, bu saldırganlara karşı dişli bir direniş gösterse de bu kana susamış, sapkın Evangelist-Siyonist ittifakın hamlelerinin nerede duracağı belirsizliğini koruyor. Lübnan'da şehit sayısı şimdiden bine ulaştı; Gazze'de katliam sürerken Batı Şeria'da işgalciler topyekûn bir saldırıya geçmiş durumda.
Velhasıl, bölge insanı dinmek bilmeyen bir acı fırtınasında savrulup duruyor. Bu mübarek gecede niyazımız; El-Kahhar ve El-Muntakim olan Celal sahibi Yüce Allah’ın, görünür ve görünmez ordularıyla zulmün elini kırmasıdır. Dileğimiz odur ki; bu savaş mazlum milletlerin boynundaki esaret zincirlerini parçalamaya vesile olsun ve o vahşi yılanın başı şimdilik ezilemese de, en azından coğrafyamıza uzanan zehirli kollarını kökünden koparsın.
Ya Rab, bu mübarek gecede melekler ve Ruh fevc fevc inerken, Ebabil kuşlarını da onlarla birlikte göndermez misin?
Stratejik Sabırdan Topyekun Savaşa
Günlerdir ekranlarda reklamı yapılan emperyal güçlerin savaş makineleri sonunda tüm pisliğini kusarak saldırıya geçti. Pedofil çetelerin denetimindeki güçler, bir halkı savunmasız bırakmak ve bölgede kurulu bulunan pedofil çetesinin ana yuvasını olası tüm tehdit unsurlarından arındırmak amacıyla topyekûn bir saldırı sürecine girdi.
Direniş tarafından uzun yıllardır uygulanan “stratejik sabır” ve “ölçülü tırmandırma” politikası, karşı tarafın saldırı dozuna göre ayarlanan kontrollü tepkiler üzerine kuruluydu. Ancak gelinen noktada bu yaklaşımın ülkeye fayda sağlamaktan çok zarar verdiğini, yaşanan gelişmeler açıkça ortaya koymaktadır.
Kontrollü karşılıklar, saldırgan aktörlere istediklerini elde edip geri çekilme alanı açmakta; alınan yaranın büyüklüğüne kıyasla ödetilen maliyet, saldırganlar açısından caydırıcı ve can yakıcı olmamaktadır.
Artık direniş hattı bu politik çizgiden vazgeçmelidir. Ayetullah Ali Hamaney’nin “Bir saldırı olması durumunda bunun büyük bir bölgesel savaşa dönüşeceği” yönündeki uyarısı, bu gerçeğin farkında olunduğunu ve karşılığın buna göre verileceğini göstermektedir. Bu sözün hayata geçmesi ve saldırganların yaptıklarına pişman, boyunları bükük şekilde bölgeyi terk etmek zorunda kalmaları en güçlü temennidir.
Ülke, mevcut tüm imkânlarıyla ve ülke dışından katkı sunabilecek tüm odaklarla birlikte, kararlılık ve süreklilik içeren bir duruş sergilemelidir. Elbette bu tutum sonucunda düşmana isabet edecek can yakıcı darbeler, pedofil çetelerin daha sert ve acı verici karşılıklarını da beraberinde getirebilir. Ancak böylesi bir tırmanma, başta Çin ve Rusya olmak üzere daha büyük güçlerin sürece müdahil olmasını zorunlu kılacak ve mevcut denklemi köklü biçimde değiştirecektir.
Günlük haber akışını izlediğimizde dikkat çeken bir başka gerçek daha vardır: Yerli ve yabancı birçok kanalda, yorumcu ve muhabirlerin, İran’ın maruz kaldığı vahşi saldırılara karşılık attığı füzelerden birkaçının hedefini bulması ihtimali karşısında neredeyse temennide bulunan bir dil kullandığı görülmektedir. Bu durum, yaşananların dünya kamuoyunda ne denli açık bir haksızlık ve ne denli çıplak bir vahşet olarak algılandığını göstermektedir.
Nitekim yeryüzü halklarının, ABD vatandaşları başta olmak üzere batısıyla doğusuyla büyük çoğunluğu bu savaşın haksız bir savaş olduğu kanaatindedir. Gönüllerin, pedofil çeteler karşısında konumlanan taraftan yana olduğu gerçeği artık gizlenemez hâle gelmiştir.
Eğer zalimler kendi düzenlerini sürdürmek uğruna bedel ödemeye hazırsa, mazlumların da bu düzeni sona erdirmek için geri durması beklenemez.
Bu mücadele, sıradan bir güç çatışmasının ötesindedir; varlık ile yokluk, hak ile batıl, karanlık ile aydınlık, iyilik ile kötülük arasında verilen tarihsel bir hesaplaşmadır.
Bu noktada belirleyici olan tereddüt değil, kararlılık ve netliktir.
Ya Allah, Bismillah…
Al’i İmran, 159
“İş konusunda onlarla (yanındakilerle) müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven).”
Tevbe, 12
“Eğer antlaşmalarından sonra (tekrar) yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle çarpışıp savaşın. (Kâfir ve zalim odakların beyin takımını hedef alın.) Çünkü onların yeminleri(ne sadakatleri) yoktur. (Bu ciddi ve cesaretli tavrınız nedeniyle) Olur ki vazgeçip cayacaklardır.”
Al’i İmran, 140
“Eğer size bir yara isabet etmişse, size isabet edenin bir benzeri de o topluluğa isabet etmiştir. Bu günleri insanlar arsında döndürüyoruz ki, Allah iman edenleri bilsin ve sizden şahitler edinsin. Allah haksızlık yapanları sevmez.”