ÖZEL İÇERİK:
Tahran’dan dünyaya bakmak: İranlı üst düzey isimler nasıl görüyor?
ABD ile savaş, Türkiye ile ilişkiler, çok kutuplu dünya
İran’ın 2 üst düzey ismiyle buluştuk.
Hem panelde hem de sonrasında sorularımı yanıtladılar.
Biri komutan, diğeri Direniş Ekseni uzmanı büyükelçi.
Sıradan isimler değil…
Öyle ki:
İsmail Ahmedi Mukaddem: Önce komutanlık, sonra Emniyet Teşkilatı Genel Komutanlığı görevlerinde bulundu. Şimdi ise Ulusal Savunma Üniversitesi’nde rektör. ABD’nin son saldırılarında hayatını kaybettiği yönünde bolca haber çıkmıştı.
Dr. Hasan Kazimi Kumi: Irak ve Afganistan’da Direniş Ekseni’nin örgütlenmesinde büyük rolü olduğu biliniyor. Sonrasında Irak’ta uzun yıllar elçilik, Afganistan’da ise Özel Temsilcilik yaptı. Irak’taki ABD Kuvvetleri Komutanı David Petraus’a göre Kumi’nin Devrim Muhafızları üyesi olduğuna şüphe yok. İran’da konuştuğum kimi kaynaklar da böylesi durumları “herkesin bildiği sır” olarak yorumluyor.
İranlı bu iki isim ile “Ramazan Savaşı’nda İran Zaferi’nin Anlatısı” isimli etkinlikte bir araya geldik.
İsmail Ahmedi Mukaddem, Haziran 2025’teki İsrail ile 12 gün savaşının bittiği gün 2026 savaşına hazırlandıklarını söyledi.
ABD saldırıları biter bitmez yeni savaşı bölgesel hale getirme kararını anlattı.
Bu süre zarfında ABD-İsrail’in zaafları üzerinde çalıştıklarını kendilerinin de gerekli dersleri çıkardıklarını söyledi.
İki temel ders almışlardı:
Birincisi toplumsal düzeni sağlamak. Bunu geniş bir toplumsal mutabakata varacak şekilde ortak payda yaratma ve içerideki İsrail destekli hücrelere artan operasyonlar okuyabiliriz.
İkincisi orduda karar alma süreçlerini daha özerk hale getirmek, yani “mozaik yapıya” geçiş.
Böylelikle operasyonel kabiliyetlerini devam ettirebileceklerdi.
Bu her ne kadar Türkiye’ye düşen füzelerde olduğu gibi sorumluluğu derhal üstlenme konusunda bir belirsizlik yaratsa da zaruri olarak görülüyordu.
İsmail Ahmedi Mukaddem’e bu soru sorulunca füzelerin kendileri tarafından atıldığını kabuıl etti.
Yani ortada bir sahte bayrak (false flag) operasyonu yoktu.
Mukaddem, buna karşılık bu füzelerin Türkiye’yi hedef almadığını, son durağının Türkiye olmadığını, Türkiye hava sahasında düşürüldüğünü söyledi.
Türkçesi “size atmıyorduk, siz hava sahanızda düşürdünüz” oldu.
İranlı komutanın Türkiye’ye özellikle teşekkür ettiğini söylemeliyim:
“Türk halkı ekonomik anlamda bizim çok yardımcımız oldu. Türk makamları da bizimle sürekli iletişim halindeydi. Türkiye ve Türk halkına teşekkür ediyoruz. " ifadesini kullandı.
İsmail Ahmedi Mukaddem ayrıca kaderin ya da tercümanın bir cilvesi olarak Türkiye’ye bir mesaj daha gönderdi.
Suudi Arabistan hakkında sorduğum soruyu tercüman Suriye olarak tercüme edince Mukaddem, izlenen stratejilerin Suriye’yi yıpratıp zayıf hale getirdiğini savundu.
Kimi anlaşmalarla sürecin daha az maliyetli yönetilebileceğini aktaran komutan “Şurada gerçekçi olmalıyız: Suriye’nin zayıflaması bizim değil İsrail’in amacıydı. Yıllardır bu bölgede İsrail’in değil İran’ın tehdit olduğunu söylediler. Son savaş bunun tam tersi olduğunu herkese gösterdi” diye ekledi.
Mukkadem’e ikinci sorum ise savaşın değişen doğası üzerine oldu.
Hem sorumu yanıtladı hem de artık sürpriz olmayacak biçimde konuyu yeniden Türkiye’ye getirdi.
İran’ın ürettiği füze ve droneların Amerikanın envanterine oranla daha ucuz ve hızlı üretilebilir olduğunu bunun savaştan kendi lehlerine asimetrik bir tablo yarattığının altını çizdi.
Benzer bir yönelime Hizbullah’ın da adapte olduğıunu anımsatan onların da füzelerden ziyade İHA’lı saldırıları öne çıkardığını dile getirdi.
İranlı komutanının vurguladığı diğer husus kendi kendine yeterlilik oldu.
30 yıl önce yaptırımlar nedeniyle yurt dışından İHA ya da parça alamayınca “Derinlerde Çaba” adı verilen politika doğrultusunda yerli üretime başladıklarını söyleyen Mukaddem, Türkiye’nin ABD ile olan tedarik ilişkisine şüpheyle yaklaştı.
Son günlerde çokça konuşulan F-35 meselesine değindi Mukaddem.
“Türkiye’nin İsrail ile muhtemel bir savaşta bu uçakları kullanamayacağını öngörerek “ABD tek bir düğme ile bu uçakları kullanılmaz hale getirir” dedi.
Mukaddem, ABD ile savaşta elde ettikleri zaferin küresel etkilerine de değindi.
ABD���yi geriletikklerini söyleyen komutan “Çinlilere onları ABD ile rekabette 10 yıl öne taşıdığımızı söyledim.” dedi.
ABD’nin Asya-Pasifik’ten güçlerini çekmek zorunda kaldığını, stratejik rezervlerini boşalttığını ve savaşta zaaflarını ifşa ettiğini, müttefikleri arasında güven krizine neden olduğunu düşününce haksız olduğunu söyleyemem.
Panelden sonra ayaküstü konuştuğum ikinci kişi ise diplomat Dr. Hasan Kazimi Kumi’ydi.
Kumi’ye özel olarak çok kutuplu dünyayı nasıl gördüğünü sordum.
Çin’in ABD karşısında farklı bir düzeni temsil ettiğini, Rusya’nın büyük bir güç olduğunu belirtti.
BRICS ve ŞİÖ’nün tüm engellemelere rağmen büyüdüğünü, buna mukabil Batı dünyasının kendi içinde bölündüğünü vurguladı.
Asıl dikkatimi çeken ise İran’ın pozisyonuna ilişkin değerlendirmeleri oldu.
Çin ve Rusya’nın statüsünü takdir etmekle birlikte İran’ı bu ülkelerin devam eden halkası değil özel bir poziyonu olan ülke olarak öne çıkardı.
Küresel Güney’in Direniş Ekseni kanadı olmayı tercih ettiği izlenimini edindim.
Direniş Ekseni aktörlerinin “sahaların birliği” politikası uyarınca artık birlikte hareket ettiğini söyledi.
Her iki isimin de pek fazla müzakerelerle ilgili olmadığını söylebilirim.
Yine her ikisi de İran’ın süreçten “süper güç” olarak çıktığını ya da çıkabileceğini söylüyor.
Bölgesel güç olma potansiyelini kabul etmekle birlikte İran’ın süper güç statüsünü kazanmasını olası görmüyorum.
Uluslararası kurumları yönlendirmeden, karar almak poziyonunda bulunmadan, küresel üretimin ve değerin üssü olmadan, finansal sistemleri yönlendirmeden bunun nasıl olabileceğini zaman darlığı nedeniyle soramadım.
Bir sonraki İran ziyareti için biriktirdiğim çokça sorum var.
İran’ı genellikle Amerikan basınından, Amerikalı yetkililerden okuyoruz.
Umarım bu içerik bir fark yaratmayı başarır.
@HayatiSir@coylion71 Alex insan soyundan değil. Tıpkı şunun gibi;
İnsana düşmanlık eden diğer soy bunlar. Dünyayı bunlar idare ediyor. Herşeyi bunlar ele geçirmiş. Babaları İblis sayesinde tabi.
İnsan soyu da Mışıl mışıl uyusun!
10 Kasım 1938'de,
Mustafa Kemal Atatürk hayatını kaybettiğinde.....;
cenaze törenine yalnız Türk halkı katılmadı.
İngiltere,
Fransa,
Almanya,
Yunanistan,
İran,
Romanya,
Yugoslavya
ve daha birçok ülke resmî heyet gönderdi.
Bazı ülkeler, askerî birlikleriyle törene katıldı.
Çünkü Atatürk, yalnızca Türkiye'de değil,
uluslararası alanda da saygı gören bir devlet adamıydı.
Bu tören, Cumhuriyet tarihinin en geniş uluslararası katılımlı cenazelerinden biri oldu.
Sence, bir liderin büyüklüğü, kendi halkının mı;
yoksa dünyadaki saygınlığının mı göstergesidir?
@askeristihbarat Herkes kendi ülkesine baksın !
Katlettikleri milyonlarca KIZILDERELİ insanı unutmuş zaar.
Önce onlar bir şeyler yapsın, sonra çoluk cocuk bebek öğretmen polis asker kadın erkek Türk Kürt demeden katledenler için özgürlük cart curt uğraşsın
Trollere son kez söylüyorum:
Benim burada harcayacak boş vaktim yok.
Memleketin derdiyle dertlenirken, bir yandan da doktorların umut vermediği oğlumun yaşam mücadelesine tanıklık ediyorum.
Eleştiriye açığım, farklı fikirlere de saygı duyarım. Ama Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve bu ülkenin kurucu değerlerine edilen küfür ve hakaret karşısında susmam.
Hoşunuza gitmiyorsa engel tuşu orada. Ama hakaret etmeden önce biraz tarih okuyun, biraz da vicdanınıza danışın.
Benim mücadelem sizin sandığınızdan çok daha büyük. 😡
Türk’ün has gazozu Çankırı Gazozu, yüce Türk milletiyle buluşuyor.
Memleketim Çankırı’da kurduğumuz üretim tesisiyle, Türk’ün öz sermayesiyle, Türk’ün eliyle ürettiğimiz Çankırı Gazozu, bundan sonra raflarımızda olacak.
11 Temmuz, saat: 16.00��daki açılışımıza davetlisiniz!
@tgbkck61 Arab ilahına kalsan sokağa çıkman, okuma yazma öğrenmen, işte çalışman yasak, insan yerine koyuluyorsan bu da Atatürk sayesinde.. 2. Mahmut'un yaptırdığı nüfus sayımında erkekler hayvanlar sayılırken kadınlar sayılmamıştı unutma
SIYRILIP GELEN
Soluk bir ay dolanıyor kentin üstünde her gece Her gece bilge bir gezgin tavrıyla adımlıyor yolunu
Güz yanığı bir durgun sessizlikle örtülü her şey ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman
Suların sesini dinle şimdi ormanın fısıldayışlarını usulca yarılıyor dağların göğsü bir aşkı dinlendirmek için
Ve gözleri uzak yamaçlarda aranıp dururken bir şeyleri sessiz ve sakin beklemekte bekledikçe bileylenen yürek
Belli ki dağların, denizlerin ve göllerin üzerinden sıyrılıp gelmektedir seher Belli ki yakındır doğayı ve hayatı sarsacak saat
Ahmet TELLİ
“Gün biter gülüşün kalır bende.
Anılar gibi sürüklenir bulutlar.
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır.
Yarım kalan bir şiir belki de…”
Toplumcu şiirin güçlü temsilcisi…
Estetik yoğunluğuyla, Türk şiirinde duyguyu bir mızrak gibi yüreğe saplayan usta şair…
Saygıyla, rahmetle, ışık içinde uyu…
#Ahmettelli