Sakin tebessümüyle ömrünün bütün acılarını örtmüş bir kadın. Huzur'un Nuran'ı...
Bir tebessümün ardına neler saklar insan?
Tanpınar okuyun. Hayatın örtülerini fark edersiniz.
İsrail’in Gazze’de çocukların uçurtma uçurmasını yasaklamasının ardından, Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in talimatıyla 81 ilde ilk hafta okullarda uçurtma uçurulacakmış.
Bu fikri çok sevdim.
Hazır uçurtma olmaz, herkes kendi uçurmasını yapacak. :)
Şahane bir arşiv oldu. Yazar listesinde isminizi arayın.
Her hafta #CumartesiÖyküleri için öykü yazan dostlara teşekkür ederim. Devamlılığı önemsiyorum.
En çok ilgi gören 100 haftanın öyküleri aşağıda.
https://t.co/aCBeJRE64O
İyi bir öğretmen nasıl olmalıdır sorusunun cevabını Huzur'da buldum.
Daha ilk günden bütün sınıf ona hayran olmuştu. İhsan [Yahya Kemal] onlar için Ganimed'in kartalı gibi bir şey olmuştu. Daha ilk günde yakalamış, vakıa herhangi bir Olimpos'a çıkarmamış, fakat hiç olmazsa kendi kendilerine yürüyecekleri bir yolun başına getirmişti.
— Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
Öğrencileri kendi kendilerine yürüyecekleri bir yolun başına getirmek olmalıdır eğitimin amacı. Yola, yolculuğa hazırlamaktır. O öğrenci varacağı yeri bilir.
#KalpHizası
Huzur'dan hayat dersleri...
"Benim çocukluğumun bir kısmı bir bahar dalı altında geçti."
Bu cümleye takıldım kaldım. Tanpınar söz atını şiir sularından geçiriyor romanlarında. Bir kadının şefkati, zarafeti daha güzel anlatılamazdı.
Kadın şefkâti ve güzelliğin terbiyesi... Özellikle bir erkek çocuğun buna muhtaç olması...
Güzel şeyler düşündürüyorsun Hamdi Bey. Mekânın cennet olsun.
"Macide ise, kadın şefkatine ve güzelliğin terbiyesine en muhtaç olduğu zamanda onun hayatına girmişti. Onu düşünürken Mümtaz, benim çocukluğurnun bir kısmı bir bahar dalı altında geçti, derdi."
— Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
Nurullah Ataç'ın masası...
Masa kelimesi dilimize Rumcadan geçmiş. Tanzimat'a kadar bildiğimiz anlamda masa yoktur bizde.
Rahle, kırlent, yastık, hamur tahtası gibi nesneler kullanılmıştır masa yerine. Bu nesneler okuma amaçlı kullanılmış daha çok.
Bizim evde yastığa, kırlente ayak konulmazdı. Nenem Kur'an okurdu önüne koyduğu kırlentin üzerinde.
28 Aralık 2020'de başlamışız #CumartesiÖyküleri'ne. Her hafta bir fotoğraf, bir konu ve yazılan küçürek öyküler...
Cumartesi Öyküleri derli toplu bir yerde olsun ve rahat ulaşılsın istedim.
Aşağıda en çok yorum alan 100 hafta yer alıyor.
https://t.co/aCBeJRE64O
Şansınız varsa çevrenizde paraya itibar etmeyen, huzur kaynağı dostlar olur. Onlarla konuşurken dünya yükünü unutursunuz, güzel şeyler düşünürsünüz. Mavi gibi, kuş gibi, umut gibi, bulut gibi, düş gübi...
Dost da rızıkkır...
#KalpHizası
Bizim yeni nesilden farkımız; hayret edebilmemiz, sönmeyen merakımız. Radyoya, televizyona, bilgisayara, cep telefonuna hayret ettik, onları kullanırken yaşadığımız değişimin farkındaydık.
Yeni nesil hiçbir şeye şaşırmıyor. Bu dünyanın içine doğdular, oyuncak olarak ellerine telefon verildi. Hayret eksikliği var yeni nesilde. Her şey sıradan görünüyor onlara.
Siz ne dersiniz?
Kitaplarımı nasıl seçiyorum?
Aslında epeydir yazar seçiyorum. Kitabını okuyacağım yazar kimleri tanımış, hangi kitapları okumuş, hangi olaylara şahitlik etmiş.... Onu okurken aynı zamanda kimleri de okumuş olacağımı düşünüyorum kitap seçerken.
Ben bunu bilmiyordum. Victoria R. Holbrook'a Niyazi Sayın anlatmış.
1950`li yıllarda Konya'da sema törenlerinin başlamasına Fransız sinemacılar vesile olmuş meğer.
Bir Fransız sinema ekibi "Dönen Dervişler" yani semazenler üzerine film çekmeye gelmiş, Mevlevilerin de bütün diğer dergâhlar gibi uzun zaman önce yasadışı ilan edildiklerini öğrenince düş kırıklığına uğramışlar. Sinemacıları memnun etmek için Turizm Bakanlığı eski dergâhın yaşlı üyelerini toplamış ve Konya'da bir basketbol sahasında sema gösterisi düzenlemişler. Bu gösterilerin devam etmesi için talep artınca, Bakanlık bu amaçla bir semazen topluluğunu işe almış.
—Amcam Sokrat, Victoria R. Holbrook
Gönül şimşeğiyle iki göz bulutu olmadıkça tehdit ve hışım ateşi nasıl yatışır? Vuslat zevkinin yeşilliği nasıl yetişir, kaynaklardan arı, duru su nasıl coşar?
Gül bahçesi; yeşilliğe nasıl sır söyler, menekşe nasıl olur da yaseminle ahdedebilir? Çınar, dua için nasıl el açar, ağaç havada nasıl baş sallar? Çiçek bahar mevsiminde eteğini nasıl serper?
— Mesnevi (2. Cilt), Mevlânâ
Bazen Stendhal’dan yirmi ya da otuz sayfa okurum ve sonsuza kadar yaşayacağımı sanırım, diyor Elias Canetti.
Büyük romanlar öyledir, bizi yaşadığımız zamanın dışına taşır, başka başka yaşamlara ortak oluruz onları okuyunca, şimdimiz uzar yüzyıl olur.
Roman okuyun dostlar.
#KalpHizası
Mangalı bulduk, hazırlığımızı yaptık, sabah erkenden çıkacağız, kahvaltıyı piknik alanında yapacağız. Sabah oldu, şehre yağmur yağdı. Biz yola çıkalım, yaz yağmuru biraz yağar durur dedik. Yağmur durmadı. Geze geze gidiyoruz iki araba. Eğirdir'e kadar geldik, hava günlük güneşlik. Eğirdir'de ateş yakmak yasakmış. Gölün çevresinde arabayla turlayıp manzarayı izliyoruz. Mangal kalsın, gelin balık yiyelim dedim. Az daha gidelim dediler. Üzerimize doğru gelen kara bulutları görüyorum. Dolu yağdı üstümüze. Tamam balık yiyeceğiz dedim yağmura. Restorandan içeri girdik, yağmur durdu, gün açtı. Balık lezizdi, memnun ayrıldık mekândan. Geze geze geldik, gece yarısı Meram'da mangalı yaktık. Hava serindi, üşüdük ama değdi. :)
Odyssey'i izlediğim sinemanın IMAX perdeleri yoktu, olsa bir şey değişir miydi emin değilim. Şu sahneyi özel perdede izlemeliydim diyeceğim bir görüntü yok zihnimde.
Benim film değerlendirme kriterim tek bir soru: Bu filmi tekrar izler miyim?
Odyssey'i izlemem. Tekrar izlememi gerektirecek bir merak unsuru, oyunculuk yok. Sinemada, rahat koltuklarda bir dostumla izledik, güzel bir anı olarak kaldı.
Truva'yı, Gladyatör'ü tekrar tekrar izledim. Bunu izlemem.
Nolan'ın hatırına filme notum 7/10.
Filmde Turuva Savaşı'nın utancını, lanetini, pişmanlığını gördüm. Truva atı, Batı'nın vazgeçemediği utancı. O utançtan kahramanlık çıkarıyorlar.