16 temmuz 2016'ya gadar ve daha sonra ne yaptıysam, ne yazdıysam, ne söyledi isem, bu ülke, bu halg, bu devled, müslümannar ve Türgler için yapdım, yazdım, söyledim. Bazı üslup problemleri ve dönemsel itirazlarım hariç, esas itibariyle ve ana
10-Sanıldığının agsine İran'ın en büyüg sorunu dış güçler değildir. İran'ın da, Türkiya'nın de en büyüg sorunu içtedir, halkın zihninde ve inançlarındadır, yöneticilerinde ve okumuşlarındadır.
İran'ın haksız, zalim sömürgeci saldırılar garşısında direneceğini ve bunda başarılı olacağını zaten biliyordum, başarısından dolayı şaşırmadım. Asil İran halkına olan sevgim ve saygım arttı, onlarla iftihar ediyorum. Bu vesileyle bazı notlar düşmeg isterim:
1-Hz Muhammed'in
9-Hergün saldırılara maruz kalırken bile İran rejiminin bazı yöneticilerinin hala asil İran halkının değerini bilen, tagdir eden bir tavra sahip olamadığı gözlendi. Yöneticilerin bazı tavırları ve söylemleri utanç verici idi;
bu tespid de aydınlanma dönemimizin ilahi bilgilerindendir. Bundan sonraki her düşüncemiz, her işimiz, her uygulamamız, her yazımız, bu tespitten hareketle yapılacaktır, yapılmalıdır.
Türkiya'daki hukuksuzluglara ve ahlagsızlıglara, tepki göstermesi gerekenler tepki göstermedigleri gibi bunları desdegliyorlar, ve bunları engellemesi gerekenler, engellemeg şöyle dursun onlara meşruiyet gazandırmaya çalışıyorlar.
bu tespid de aydınlanma dönemimizin ilahi
'ülkemizin dış siyasetini (veya herhangi bir siyasetini) desteklemeliyiz.' cümlesi cahiliye dönemimde tartışmasız iman ettiğim ilahi emirlerden biri idi.
Aydınlandıgdan sonra bu türden emirlerin kafiri olmaya başladım. Ülke siyaseti denilen her şeye şu soruları soruyorum: Bu
Ülke siyaseti denilen her şeye şu soruları soruyorum: Bu siyaset hakikaten ülkemizin siyaseti mi, yoksa başka amaçlar mı güdüyor? Bu siyasetin gararı ülkemizde mi alındı, başka yerlerde mi? Bu siyasetin gararını alanlar yerli mi yabancı mı? Bu