30 Ağustos, geçmişte kazanılmış büyük bir zaferin ve bugün yaşattığımız bağımsızlık, birlik ve dayanışma değerlerinin simgesidir.
Geçmişten aldığımız güçle, bu değerleri geleceğe taşımaya devam ediyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! 🇹🇷
Yüz yılı aşkın geçmişe sahip bu nadide eser, Beypazarlı ustalar tarafından tasarlanmış ve Beypazarı’nda basılmış bir yazma yorgandır. Desenleri, baskı tekniği ve işçiliğiyle Beypazarı’nın köklü yazmacılık geleneğinin günümüze ulaşan kıymetli örnekleri arasında yer alıyor
Beypazarı’nın eşraf ailelerinden, “Müftüler” lakabıyla tanınan aileye ait bu yazma yorgan; merhum Emine Olgaç, merhum Osman Olgaç ve yeğenleri sayın Nevin Kıvanç’ın bağışıyla müzemizin koleksiyonuna kazandırıldı.
Yüz yılı aşkın geçmişe sahip bu nadide eser, Beypazarlı ustalar tarafından tasarlanmış ve Beypazarı’nda basılmış bir yazma yorgandır. Desenleri, baskı tekniği ve işçiliğiyle Beypazarı’nın köklü yazmacılık geleneğinin günümüze ulaşan kıymetli örnekleri arasında yer alıyor.
Bu kıymetli bağışları ve kültürel belleğimizin korunmasına sundukları katkı için merhum Emine Olgaç’ı ve merhum Osman Olgaç’ı rahmetle anıyor, sayın Nevin Kıvanç’a teşekkür ediyoruz.
İsrail’in komşumuz Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hiçe sayarak gerçekleştirdiği saldırılar zaten son derece kırılgan olan komşu bölgemizdeki gerilimi daha da artırmaktadır.
Yıllardır savaşların, çatışmaların ve büyük acıların yaşandığı bu coğrafyanın artık yeni gerilimlere değil; barışa, istikrara ve huzura ihtiyacı vardır.
İsrail yönetiminin izlediği saldırgan politika bölgedeki barış ve istikrar umudunu her geçen gün biraz daha uzaklaştırmaktadır.
Başta Birleşmiş Milletler ve bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası toplum, İsrail’in başka bir devletin egemenliğini açıkça ihlal eden bu saldırıları karşısında sessiz kalmamalıdır. Uluslararası hukuk, güçlü olanın dilediği ülkeye saldırabileceği bir düzenin adı değildir.
Ancak bütün bunların içinde ülkemiz açısından en vahim olanı, Netanyahu yönetiminin Suriye’ye yönelik saldırılarını açıkça Türkiye ile ilişkilendirmesi, hatta bu saldırıları Türkiye’ye karşı gerçekleştirdiğini ilan edecek kadar ileri gitmesidir.
On binlerce masumun ölümünden sorumlu Netanyahu’nun, Türkiye’yi hedef göstererek ülkemizin adını yaklaşan seçimlerde kendi siyasi geleceğinin malzemesi hâline getirmeye çalışması kabul edilemez bir hadsizliktir.
Buradan açıkça ifade ediyorum…
Türk milleti, en zor günlerinde Kuvayı Milliye ruhuyla ayağa kalkmış, bağımsızlığını kimsenin lütfuyla değil kendi iradesi ve mücadelesiyle kazanmıştır. Dün bu toprakların geleceğine başkalarının karar vermesine izin vermedik, bugün de vermeyiz.
Netanyahu yönetimi bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı tehdit edilemez. Türkiye’nin adı da Netanyahu’nun siyasi hesaplarına ve seçim meydanlarına malzeme edilemez.
Uzun süredir üzerinde çalıştığımız 3 büyük projemiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık uzun vadeli dış finansman onayını aldık.
Bu kaynakla;
* Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi’ne 306,3 milyon dolar,
* Güdül, Beypazarı, Ayaş ve Çayırhan’ın içme suyu yatırımlarına 90 milyon dolar,
* Ankara genelinde su kayıp ve kaçaklarının azaltılmasına 84,4 milyon dolar yatırım yapacağız.
Başkentimize hayırlı olsun.
“Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.”
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Ata Çiftliği (BAKAP) 3,5 milyon metrekarelik alanı, üretim sahaları, meyve bahçeleri, tıbbi aromatik bitkileri, 40 kilometrelik yürüyüş parkuru ve 19 kilometrelik bisiklet yoluyla Başkentimizin yeni yaşam ve üretim merkezi oldu.
Doğayla iç içe güzel bir gün geçirmek, üretimin bereketini yerinde görmek isteyen tüm hemşehrilerimi Ata Çiftliği’ne bekliyorum.
@kayamerthasan_ Neleri kaybettiğimiz anlatmak için kurduğumuz Anadolu Açık Hava Müzesi @yasayankoy ‘de yaptığımız yapılardan birisi İbradı Ormana Akseki Evi’dir…
Geleneksel mimarimizde “düğmeli ev” olarak bilinir…
15 Temmuz 2016’da millet iradesini hiçe sayan darbe teşebbüsüne karşı kahramanca direnen aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyorum.
Allah milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.
"Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma!" Hz. Ali
Muharrem ayı vesilesiyle oruç tutan tüm vatandaşlarımızın oruçlarının ve ibadetlerinin Hak katında kabul olmasını diliyorum.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Siz, Cumhuriyet Halk Partimizin uzun yıllar Genel Başkanlığını yapmış, partimizin en zorlu dönemlerinde sorumluluk üstlenmiş önemli bir değerimizsiniz.
Bugün yaşanan süreçte de milyonlarca CHP’li, sahip olduğunuz tecrübe ve devlet adamlığı birikimiyle sağduyulu bir yaklaşım göstermenizi beklemektedir.
Partimizin kurumsal kimliğinin korunması, örgütlerimizin ve seçmenlerimizin daha fazla üzülmemesi, Meclis çatısı altında ve kamuoyu önünde istenmeyen görüntülerin oluşmaması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu nedenle, CHP’nin birliği, kardeşlik hukuku ve geleceği adına atacağınız her yapıcı adımın toplumda karşılık bulacağına ve partimize güç katacağına inanıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi hepimizin ortak evidir. Bu evin zarar görmemesi için göstereceğiniz hassasiyet, yalnızca partililerimiz tarafından değil, demokrasiye inanan tüm yurttaşlar tarafından da takdirle karşılanacaktır.
Kıymetli hemşehrilerim,
Kurban Bayramı paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin en güzel şekilde yaşandığı müstesna günlerdir.
“Paylaştığın senindir, hemşehrini sevindir” diyerek başlattığımız bu dayanışma ile ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın sofralarına birlikte umut olacağız.
Bayramın bereketini paylaşan, bir lokmayı bölüşmeyi gönülden kabul eden tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Kültür odaklı dönüşüm projemiz "Esat Hal"de HAYAT VAR! 🤍
Kent yaşamına kazandırılan Esat Hal, yoğun ilgi ile "Tasarım Pazarı"na ev sahipliği yapmaya devam ediyor. ✨️
Kült Teras’ta gerçekleştirilen etkinlikte bağımsız tasarımcılar el emeği ürünlerini Ankaralılarla buluşturuyor.
Emek ve sevgi ile büyüyen yeni buluşma noktamız "Esat Hal"e herkesi bekliyoruz.
Bugün birçok genç çiftimiz artan maliyetler nedeniyle düğün yapmanın yükünü omuzlarında hissediyor.
Biz de Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, hemşehrilerimizin en mutlu günlerinde yanlarında olmaya devam ediyoruz.
Göksu Parkı ve Kuzey Yıldızı’nın ardından üçüncü ücretsiz düğün salonumuzu Demetevler Cemre Parkı’nda hizmete açtık.
Sosyal destek alan ailelerimizin çocukları ile gazi ve şehit yakınlarımız bu salonlardan ücretsiz yararlanabilecek.
Başvurular:
https://t.co/JQaKA7qEkg
‘Bahçelihal’i çok yakında hizmete açıyoruz.
BELMEK’lerimizin 18 atölyesi, 1000 m²’lik sanat galerisi, 400 kişilik sahnesi, çocuk kulübü, kadınlar lokali, açık hava etkinlik alanı ve çok daha fazlası…
Başkent’e yakışan, sosyal yaşamı güçlendiren bu eseri hemşehrilerimizin hizmetine sunuyoruz.
Yaşayan Köy, Türk Hamam Müzesi ve Yaşayan Müze’nin yıllara yayılan birikimiyle; toplam 45 yıllık kültür ve deneyim sizlerle buluşuyor.
Geçmişi sadece görmek değil, deneyimlemek isteyen herkesi bu yolculuğa davet ediyoruz. Çocuklarınızla birlikte bu geçmiş yolculuğuna adım atın.
Çocukların oynayabildiği, keşfedebildiği ve özgürce hayal kurabildiği her an; geleceğe atılan en değerli adımdır.
Bugünün neşesi, yarının umudu olan tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Helke; bakırdan yapılan, kulplu bir su kabıdır. Adı yöreden yöreye değişir: bakraç, kova, sitil… Ama taşıdığı şey hep aynıdır: su ve hayat.
Bir zamanlar çeşmeye giden kadınların kolunda, evlerin bereketinde yer alan helke; bugün bize kültürel sürekliliği hatırlatır.
Yaz yandaş basın,
bunu da yaz.
Alt yazı, üst yazı…
Nasıl istersen yaz:
DANDİK SORUŞTURMALAR…
Bir tane haram yediğime dair soruşturma var mı Allah aşkına!
#MansurYavaş@mansuryavas06 👏👏👏