🌙 KADİR GECESİNE ÖZEL🌙
Bu mübarek gecenin bereketini paylaşmak için kıymetli bir eser hediye edeceğim.
📚 مشاهير أئمة الحديث في القرن الثاني الهجري
(Meşâhiru Eimmeti’l-Hadîs fi’l-Karni’s-Sânî el-Hicrî)
📦 Hediye: 1 kişiye 2. cilt
📅 Çekiliş Tarihi: 23 Mart
Katılmak için:
1️⃣ Bu gönderiyi RT’ edelim.
2️⃣takip edelim (şart değil).
Hamaney zalimine taziye yayınlayanlar hatta şehitliğini iddia edenler, rafızilerin müslümanlığından bahsedenler şu mazlum adamın şia zulmünden haykırdıklarını duyar da biraz olsun yüzleri kızarır mı
# Çekiliş 4:
@OmerfarukKorkmz hocanın Modernistlerin inkar ettiği hadislerin nasıl anlaşılması gerektiğine dair yeni çıkan eserini çekilişle hediye edelim.
* 3 kişiye
* Retweetle
* Takip şart değil. Olursa ne âlâ.
Sonuçlar haftaya Perşembe inşaallah.
🗣️ İhsan Şenocak:
"Yıllarca Diyanet'te vazife yapmış bir kardeşiniz olarak söylüyorum: Diyanet'e güvenin.
Takvimler bu bilimsel ölçümler esas alınarak hazırlanıyor.
Şimdi siz şöyle bakıyorsunuz: Türkiye laik bir devlet ama bu noktada (Diyanet'in kararlarında) bir yaptırım söz konusu değildir. Yani bu noktada Diyanet'e bir baskı dün de olmamıştır, bugün de yoktur.
Netice itibarıyla, hilali gözetlemek bizzat sana farz değildir. Diyanet neyi ilan ediyorsa ona göre devam edin."
Üstünlük Ancak Takvadadır: İslam Kardeşliği ve Zalimlerin Sonu - Dr. Muhammed Mucîr el-Hatib (Emevî Camii Hutbesi)
Başkanımız Dr. Muhammed Mucîr el-Hatib'in her kelimesi ruhlara derin bir iz bırakan hikmetle bezenmiş hutbesi, manevi huzurla Emevî Camii'nin heybetli minberinde yankılandı.
Şam-ı Şerif'in kalbinden yükselen bu gür seda, bizlere İslam'ın o değişmez evrensel ilkesini bir kez daha hatırlatıyor: "Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurat, 13)
Hocamız Dr. Muhammed Mucîr el-Hatib, bu tarihi hutbesinde İslam ümmetinin yaşadığı asırlık fitnelere, ırkçılık ve milliyetçilik hastalığının açtığı yaralara değinerek; Türk'ü, Kürt'ü ve Arab'ı ile tüm Müslümanları "İslam Kardeşliği" sancağı altında yeniden birleşmeye davet ediyor. Tarihin şahitliğinde, Selahaddin-i Eyyubi'den Nureddin Zengi'ye, Sultan Abdülhamid'den günümüze kadar bu coğrafyanın harcının İslam olduğunu vurguluyor.
Hakikatin gür sesiyle kalpleri titreten, zalime korku, mazluma umut veren bu muazzam hutbeyi istifadenize sunuyoruz.
🔗 https://t.co/pYfCR97IKM
📍 Emevî Camii, Şam - 23 Ocak 2026
Kevserî, İmam Ahmed b. Hanbel'e Hakaret Etti Mi?
Bugünlerde önü-arkası kesilmiş ibareler üzerinden sosyal medyada itibarı suikastı yapmak adeta moda oldu.
Ahmed el-Ğumârî'nin Beyânu Telbîsil-Müfterî'si' gibi tezvirat ve taassupla dolu metinlerden acemi bir üslupla yapılan Kevserî aleyhindeki tezvirat kampanyalarına uzanan bir iftira silsilesi..
Her şeyden önce şunu söyleyelim:
Bugün bu tezvirâtı yapanlar ne Kevserî'yi bihakkın okuyabilme usûl ilmi altyapısına sahiptir ne merhumun diline hâkimdir ne de zamanında yaşanmış birtakım müsacelelerin serencâmına. Bu durum, ortaya koydukları yüzeysellikten kendini ele veriyor zaten.
Her neyse..
Gelelim mevzumuza:
Maziden bugüne merhum Kevseriyle ilgili bazı tezvirat döner durur: İbn Abbas'a ta'n ettiği, Enes b. Malik'e (radıyallahu anhum) bunak dediği, bazı imamları kötülediği.. Bu tarz klişeler defaatle cevaplandırıldığı ve yalancıların bühtanları yüzlerine çarpıldığı halde devam eder dururlar bu ezberleri tekrarlamaya..
Bunlardan bazısına Kevserî merhum hali hayatında cevap vermiş olsa da belli bir kısmı vefatından sonra ortaya atılmıştır.
Şimdilerde bu kabilden bir herze dolaşıyor ortalıkta: Sözümona Kevserî merhum, İmam Ahmed b. Hanbel'i fıkıh bilmemekle itham etmiş ve böylelikle ona hakaret etmiş.
Oysa mesele bariz:
1)- Kevserî'nin ibâreleri ortada. Fıkha; fıkıh tarihine ve usul ilimlerine biraz muttali olan birinin o ifadelerden böyle bir mana çıkartması mümkün değil. Ne var ki kör taassup kişiye ne olsa yaptırır.
2)- Kevserî merhumun muhtelif makalelerine, eserlerine ve ta'lîkâtına vâkıf olanlar dört mezhep imamlarının bir ailenin muhtelif fertleri olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptığını çok iyi bilirler.
3- Kevserî merhum, böyle bir ithama muhatap kılındığını yaşarken öğrenmiş ve Yemânî'nin ilgili isnadına aşağıda Terhîb'ten alıntıladığım yerin gerisi ve ilerisi dahil olmak üzere cevap vermiştir. Resimde alıntıladığım yerde bu tür ithamlardan beri olduğunu beyan eden ifadelerinde şöyle diyor merhum Kevserî:
"Ahmed b. Hanbel’i takip eden ve onu hadis rivayetinin çokluğu sebebiyle anan kimse için böyle bir hak vardır; bunu yapabilir. Ancak hadislerin sırf çokluğu, eğer titiz bir ayıklama ve derinlemesine nüfuz ile birlikte değilse, faydası az olur.
Bir mukallidin, kendisine uyacağı imamı diğerlerinden ayırarak seçmesini sağlayan gerekçe hususunda herhangi bir engel yoktur.
Ne var ki, onun nazarında müçtehitlerden birinin daha ağır basması, işin hakikati bakımından o müçtehidin diğerlerine üstün olmasını zorunlu kılmaz. Aksine, müçtehitler aras��nda fazilet yarıştırmaya dalmak hikmetten uzaktır. İmamları yeren kimse gerçekten böyle mi konuşur?!
Bu mânâda kitaplarımda bana ait pek çok söz bulunmaktadır.
"Mezhepsizlik dinsizliğe açılan bir köprüdür" başlığıyla kaleme aldığım makalem, ilmî çevrelerde yankı bulmuş; akıl sahipleri nezdinde güzel ve takdire şayan bir tesir meydana getirmiştir.
Yine "Mezhepler arasında yakınlaştırma teşebbüsü" başlıklı diğer makalem de böyledir. Bu iki makale, hidayet imamları olan ve kendilerine uyulan âlimlere -Allah hepsinden razı olsun- duyduğum derin saygının da delillerindendir.
Mezheplerin meseleleri ve delilleri arasında karşılaştırma yapmak ve bunlardan bir kısmını diğerlerine tercih etmek ise -ki araştırmanın seyri bunu gerektirdiği gibi-fıkhın kokusunu az da olsa almış herkesin bildiği üzere, Allah’ın dininde derinleşmenin tabiî bir gereğidir."
İmdi, Kevserî'nin de dikkat çektiği üzere meselenin teknik bir dile dayanan boyutu vardır. İlgili ifadeleri ulu orta kasıtlı sosyal mecralara atanlar diyelim ki bu manayı kavramak istemiyor.
Peki, "kişinin beyanı esastır" kriteri üzerinden hareket ederek teberrî ettiği bir iftirayı merhuma atmaktan geri duracak kadar da mı bir erdem ortaya koyamıyorlar.
Tek kelimeyle: Yazık!
Not: Yemânî'nin Tenkîl'inin yazılış süreci; eserin başına gelenler; eseri yazdıktan sonra Yemânî'nin tavrı ve Elbânî'nin eseri nasıl sabote ettiğini bir sonraki yazımda ele alacağım.
Vaiz, şube müdürleri ile denk bir kadro. Müftü bir, vaiz iki numaradır. Dolayısıyla maaşları Milli Eğitim'deki Şube Müdürleri ile kıyaslanır, öğretmenlerle değil. En yüksek şube müdür maaşıyla en yüksek vaiz maaşı arasında en az 10 k fark var. Vaizin müktesebatı en az doktora sahibi bir öğretmeninkine denktir. Bu müktesebatı elde etmek için katettiği aşamalar daha zor. Öğretmenin görev alanı sadece bir okul içindeki bir kaç sınıftır. Vaizin ilçedeki tüm camiler görev alanı içindedir. Öğretmen belli bir yaş grubuyla ilgilenir. Vaiz her yaş grubundan vatandaşı irşat eder. Vaiz görev alanına ayrıca ilçedeki Kur'an Kursları da dahildir. Koordinatörlük görevleri bir yana fetva, manevi danışmanlık ve aile irşat hizmetleri görev tanımı içerisinde. Müftü olmadığı vakit vekalet görevini vaiz üstlenir. Bütün bu saydıklarıma rağmen vaizin maaşı eş değer kadrolarla kıyaslandığj vakit en düşük maaştır. Bir ilçede ortalama 3-5 vaiz görev yapar. Ama ortalama 1300 küsur öğretmen görev yapar. Toplumu provoke etme adına böyle saçma bir paylaşımı yaparak aynı zamanda bir meslek grubunu hedefe koymaktasınız. Ayrıca Vaiz de bir öğretmendir. Öğretmen, öğreten kişi ise vaiz bu vazifeyi yapmaktadır. Hem de her yaş grubuna. Takdir edersiniz ki her yaş grubuna öğretmenlik yapmak bir yaş grubuna öğretmenlik yapmaktan daha zordur.
Bu, Allah ve Resûlüne açık bir iftiradır. Hadis, siyer, tarih disiplinleri böyle bir hezeyanı doğrulamaz. Beyefendinin daha önce bildirilmemiş böyle bir bilgiye ulaşmasına imkân bulunmadığı gibi Cenab-ı Hakk'ın böyle bir teklifte bulunmasının da yapılabilir ilmî bir izahı yoktur.