Büyük Beşiktaş Taraftarına Çağrımızdır
Fenerbahçe Beko maçında Sinan Erdem’i yıkmaya hazırız ama bu kez her zamankinden daha akıllı olmak zorundayız. Takımı sonraki maçta yalnız bırakmamak için tribünde cezaya yol açacak her şeyden uzak duruyoruz.
Bizim işimiz takımımızı desteklemek ve Sinan Erdem’i cehenneme çevirmek. Ama maç içinde yaşanabilecek provokasyonlara kesinlikle gelmiyoruz. Rakibin oyununa düşmeden, tepkimizi küfürle değil, salonu inleterek gösteriyoruz.
Unutmayın; 3 anons ile maçı durdurup, salonu boşaltabilirler. Takımımızı seviyorsak, sonraki maçta da yanında olmak istiyorsak küfür etmiyoruz. Sahaya yabancı madde atmıyoruz.
Provokasyona Gelme, Beşiktaş’ı Yalnız Bırakma!
Beşiktaş No:49
Koç Alimpijević ve takımımız bu akşam, seride 2-0 için parkeye çıkıyorlar. Beşiktaş'ın büyüklüğünü ve mücadeleci ruhunu bir kez daha gösterme zamanı.
Başarılar Çocuklar. Sizlere inancımız tam.
👊⚡
🏀 Fenerbahçe Beko - BEŞİKTAŞ GAİN
🗓️ Bugün | 20:00
49 bir numara değil, bir hafıza.
Beşiktaş’ın köklü geçmişinden ilham alan Beşiktaş No:49, siyah beyaz aidiyeti aynı çatı altında buluşturmak için yola çıktı.
Akaretler’den gelen bu anlamlı iz, şimdi yeni bir taraftar oluşumunun ruhuna dönüşüyor...
Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışanının eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmiş gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğünü…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
Hasan Yaman hocam çok net konuşmuş.
Çocuklar üzerinden korku pompalayıp toplumun sinir uçlarıyla oynayan bu karanlık nefret dili artık iyice kendini belli ediyor. En savunmasız canları hedef gösterip algı operasyonuyla insanları birbirine düşürmeye çalışanların derdi güvenlik değil, nefret büyütmek.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
2 gündür olaylara karışan herkesi fişlediğim için çalıştığı yerlerden ve şahıslardan yoğun bir şikayet ve baskıya maruz kalıyorum
Hesabın şikayetler nedeniyle kapanmak üzere destek olursanız çok sevinirim