Hz. Ali'den rivayet edilmiştir:
İnsanlar fakirlerine, (bir rivayette âlimlerine) buğzeder, çarşı pazarlarını süslemekle övünür ve para için köpekler gibi birbirine üşüşürse, Allah onları dört belaya uğratır: Kıtlık, yöneticinin zulmü, hâkimlerin ihaneti ve düşmanın galebesi.
(Hakim, no. 7923; İhyau ulumiddin)
Şahit ol ya Rab! Bu kirli yapıyla mücadele etmek için yola çıktık; harama el uzatanların ellerini kurut, milletin parasına çökenlere dik durmayı nasip etme, eşkiyalardan haraç alıp yol verenleri zillet damgasıyla damgala, günah işleme özgürlüğümüz var diyerek haramiliği meşrulaştıranları kahr u perişan eyle, nifak ehline fırsat verme, bizlere bu çekirge sürüsünün kökünü kurutmayı nasip eyle.
Mustafa Kemal ile Erdoğan’ın en tipik ve en tehlikeli benzerliği, iktidarları için icabında gözlerini kırpmadan geniş kitlelere eziyet etmekten çekinmemeleridir.
Bunu ne Abdülhamid Han’da, ne Menderes’te, ne de Turgut Özal’da göremezsiniz. Onlar hakkında oturup idarelerinden özel hayatlarına kadar bir yığın eleştiri yapacak konu bulabiliriz; ama şu türden bir yaklaşımı asla bulamazsınız:
“Çocuk, kadın ayırt etmeksizin cezalandırın teröristleri; yakın, yıkın şehirleri.”
Peki, M.Kemal ile Erdoğan’ın ortak motivasyonları neler?
Aslında mesele yalnızca bu ikisinin benzerliği de değil. Özellikle 20. yüzyılda Avrupa’dan Uzak Doğu’ya, oradan Latin Amerika ülkelerine kadar yaygın bir tipolojiyle karşı karşıyayız.
Her biri fakirlikten gelmiş tek adamlardır; bir şekilde ulaştıkları iktidarı ve elde ettikleri zenginliği kaybetme endişesini her zaman bir numaralı davaları hâline getirmişlerdir. Sonradan zenginleşenlerde daha küçük boyutlarda gördüğümüz “sonradan görmelik” hâli, bunlarda çok daha ağır biçimlerde ortaya çıkıyor. Bu sonradan görmelerin hepsinde eski fakir sefil hayatları travmalarıdır.
Hepsi illegaliteye meyilli, cüretkâr; risk almaktan çekinmez ve megalomandırlar.
Hiç şüphesiz “Yaşasın kötülük!” diye sivillere zarar vermiyorlar; devlet gücüyle, “vatan haini” veya “terörist” suçlamalarıyla sarmallayarak yapıyorlar. Devletin bekası da cabası.
Hepsi de bu cürümlerini, devlet imkânlarını dağıtarak kurdukları güç ittifakına sırtlarını dayayarak yapıyorlar.
Eğer Erdoğan’ın yolsuzluklarını Millî Görüşçüler ifşa edip bürokratik kadrolarıyla var güçleriyle bu kamu hırsızlıklarının üzerine gitselerdi, biz bugün “Millî Görüşçüyüm” diyen insanların kadın, çoluk çocuk nasıl terörist gösterildiğini izler olurduk.
Yani bu tipolojilerin fikrî bir davaları yoktur; en büyük davaları, bahsettiğim üzere, kişiseldir.
Bir zamanlar partisini kapatmaya çalışanlarla, kapatılmalı diyenlerle, hatta kendisine suikast düzenleyenlerle bile ittifak kurabilirler.
M Kemal’in Doğu’da Kürtlere karşı yaptırdıkları ki -aslında kısa süre önce Meclis’te İstiklâl Harbi’nin diğer öncü komutanları muhalif bir parti kurmuş ve M. Kemal, Başbakan İsmet’ten hemen sıkıyönetim ilan etmesini istemiş, ama o bunu doğru bulmayıp istifa etmişti-yani Kürt isyanının arka planında yine tek adamın iç iktidar mücadelesi var. Nitekim bu isyan bahanesiyle asıl hedef, bu muhalif parti kapatılmış; hatta İstanbul’da hâlen yaşamakta olan son muhalif basın susturulmuştur. Düşünün, o günden bugüne doğudan batıdan on binlerce genç, bir adamın siyasi iktidar hırsı yüzünden yaktığı ateş yüzünden ölmüştür.
1929 Serbest Fırka deneyimi sonrası toplumun iktidara, özellikle Büyük İzmir mitingindeki nefretinin görüldüğü ve bundan ders çıkarmak yerine halkı cezalandırdı. Gerekli kurgu hemen akabinde Menemende icra edildi ve “Yakıp yıkın tüm şehri!” şeklindeki yaklaşımı ve Mustafa Kemal’in uzun süren yurt gezisi sonrası toplum mühendisliğine girişildi, hatta dinin dönüştürülmesine kadar teşebbüsleri getirdi. Ülkede CHP dışındaki tek özerk yapı Türk Ocaklarının ekseriyeti CHP’nin Halkevlerine devredildi.
Elbet bunların hepsi, kıymet bilmeyen halkın(!) cezalandırılmasıydı.
1934 Trakya Yahudilerine karşı devlet provokasyonu vs… O kadar çok kitle eziyeti var ki…
Hele Kemal’in ömrünün son döneminde Dersim’de çocuklara ve kadınlara karşı yaptığı kıyımlar, megalomanik çılgınlığın kemâlidir.
“..bir cânî yüzünden yüz köyü harâb eder, bir âsî yüzünden binler mâsûmu mahveder.’ dediği fıkra için Said’in mahkûmiyetine pek musırrâne çalışıp demiş ki: ‘Atatürk’ü tahkir edip, inkılâblar aleyhindedir.’
Cevap: Yine o cevabı veren Nur Şakirdlerinden Abdürrezzak nâmında birisi diyor ki:
‘İşte o davânın doğruluğuna delâlet eden yüzer emâreden tek bir emâresi: 1938’deki Dersim fâciâsında binler mâsumları, ihtiyar kadınları hem öldürtüp hem ateşlere atmak ve bir isyan tevehhümü ve ihtimâli yüzünden yaktırması; bu Beşinci Şuâ’ın o hükmünü kat’î hakikat olarak gözlerine sokuyor.’”
(14. Şuâ Risalesi’nden)
İdeolojilerin tutsaklığından kendimi kurtaralı çok oldu.
Cumhur İttifakı ile farklılaştığım en önemli konu Türkiye'nin "beka sorunu"na verdikleri cevaptır.
Bana göre Türkiye'nin en önemli "beka sorunu" 15 milyon gencin işsizliğidir, her beş aileden birine bulaşmış uyuşturucudur.
Şüphesiz terör Türkiye için bir beka sorunudur.
Şüphesiz emperyalist kuşatma Türkiye için bir beka sorunudur.
Ama Türkiye için en önemli beka sorunu evin içindeki huzursuzluktur.
Bu huzursuzluğun üstüne bir de katmerli bir ekonomik kriz ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Bugün ortadaki tablo bu milletin hayrına bir tablo değildir.
Devlet dediğimiz, sığındığımız, sığınmak istediğimiz o şemsiye artık toplumun tamamını içine alan, kuşatan, koruyan bir şemsiye olma özelliğini kaybetti.
Bugün, iktidarın yanlışlarını büyüteçle aramaya gerek yok.
Herkes her şeyi görüyor!!!
Güven bu coğrafyadan gideli çok oldu.
İsraf, adaletsizlik hepimizin gözü önünde oluyor.
Hz.Ömer'in adaletinden bahsederken onun bir mumun bile hesabını verebildiğini unutmamak gerekiyor.
@ErkanTrukten FETÖ demeyeydiniz iyi gidiyorsunuz. O yüzbinlerce kişiye zulm etmenin anahtar kelimesi zira, yüzden 99 un masum olduğu ama haksızca işkence edildiği bahane ve iftiranın başlığı yazıklar olsun.
‼️LAFIM ORTAYADIR…
📌Kirli Siyasetçileri, parti rozetlerine bakmaksızın lanetlemek, dışlamak, adam yerine koymamak her ahlak-vicdan sahibinin görevidir…
📌Ahlak ve vicdan sahibi siyasetçilerin aynı çatının altında mecburen birlikte olduğu bu kriminal tiplerden, ne kadar iğrendiğini biliyorum, aynı hisleri yaşadım…
📌Kirli siyasetçinin kirini; bürokrasiden iş adamına, karşı parti mensubundan yandaşına, çoluk çocuğuna bulaştırdığı bir vakadır…
📌Siyasi ahlak yasası çıkarılması bu hale bir merhem olur mu bilmem, lakin acilen çaresi aranması gereken bir organize kötülükle SİYASET KURUMU KARŞI KARŞIYADIR…
📌Siyaset kirlilikten arınmadan, TÜRKİYE kirlilikten arınamaz…
📌NE YAZIK Kİ, KÖTÜNÜN ÖRNEK ALINDIĞI BULAŞICI BİR SÜREÇTEYİZ…
‼️Yazık ki yazıkkk…
Yeni bir itiraf!!
Eskiye daldım ..
Para ateşten bir gömlek, canlıyı yakar!!!
Bu imtihanla karşı karşıya gelmiş bir faniyim…
Bakanlık görevine geldiğimde önümde bulduğum bir ihale vardı…
Boğazda geçiş güvenliği için fiziksel ve elektronik yapının inşası…
Boğazdan yüksek tonajlı tankerli geçişler için imkan sağlayacak bir sistem!!!
Bu dayatma aynı zamanda Bakü Ceyhan boru hattını engellemek için bir tuzaktı!!
Bu süreçte mensubu olduğum hükümetin başbakan yardımcısının eşi, üniformalılılar muhalif siyasetçiler, özel kalemimde 10 milyon dolar rüşvet lafını dolaştırmaya başladılar…
Laf bana ulaştığında nefsimde ateş yandı. Üç gün iç dünyamda kavgam beni yaktı. Gel gitlerim hesaplaşmam ömrümün en zor sınavıydı…
Ateşli uykusuz ve imtihanı ağır bir süreçti…
Ve nihayeti nefsimi yendim…
Zordu, hemde çok zordu yaşadığım..
Sonramı ANAP’lı Bakan ve MHP bakana gerekeni yaptırdılar.
Günahları boynuna, ben bu savaşı zor verdim. Veremeyenler için ahirette kalmış bir hesap!!!
Ahiret var mı!?
@GDagdas Sizin gibi Ertugrul Günay bey gibi dürüst ve gerçek vatansever ve vicdanlı Devlet adamlarına ne çok ihtiyacı var bu hem garip ve hem kanak mililetin.🤲