Başörtülü bir vatandaş, 'Laiklik İslam düşmanlığıdır' diyen Halil Konakcı'ya kapak değil bildiğin füze atmış 🚀
"Laiklik, dindarı ve devleti koruyan bir yapıdır. Laiklik, dinsizlik olsaydı o fetvayı vermenin cezası idam olurdu.
Senin orada oturmanı sağlayan da laikliktir."
12 yaşında Türk öğrenci;
“sınıfımda abi tam 10 kişi Suriyeli! Onlara kırmızı kalem bile veriyorlar ama benim kalemim yok.Arkadaşlarımdan uçlu kalem istiyorum. Yaz tatilinde çalışıyorum ben, ayağım parçalanıyor para için. Allah aşkına bir şey yapsınlar ya”
Şu olayı Türk bir aile bir kürde yapsa tüm partiler ayağa kalkmıştı, sanat sepet tayfa ard arda açıklamalar yapmıştı, dünya ayağa kaldırılmıştı.
Aşiret olduklarını söyleyen Van’lı Kürtler yapınca ise Türk halkından başka ses eden yok?
Bu ülkede Türk sorunu vardır!
Türkler vergi öder, askere gider, illegalden uzak durur üzerine de ezilir!
Diamond Tema: “Kürtçe neden resmi dil olsun? Türkiye Cumhuriyeti’nin zaten resmi bir dili var.
Kürtlere verdin. Lazlara da, Arnavutlara da ver o zaman? Yok öyle bir şey.
Türkçe konuşacaksın, Türkçe okuyacaksın, Türkçe bileceksin. O kadar.”
şu kadınların hiçbiri durup dururken ortalıktan kaybolmadı, lüks bir plazanın, pahalı bir otelin balkonuna çıkıp atlamadı, herhangi bir kazaya kurban gitmedi. bu kadınları kimin öldürdüğünü bulmak, bu devletin en temel, en acil, en önemli görevlerindendir.
“Gece eve giderken çocuklarımın yanında onları üzmemek için başka odaya gidiyorum. Orda tek başıma ağlıyorum içim yanıyor onun sesi hala kulağımda yankı yapıyor.”
Bu,tarif edilemez bir acı !
Sistem değil Bakan değişmeli!
Yapılan her değişiklik mi anti bilim ışığında olur?
Yapılan her uygulama mı plansız ve düşünülmeden yapılır?
@RTErdogan yeni bir bakan istiyoruz 🙏
Bu fotoğrafta gördüğünüz kişi benim.
Ben Ayşe Tokyaz. Üniversite okumak için Hatay’dan İstanbul’a geldim.
İstanbul’da tanışıp evleneceğimi sandığım bir cani tarafından nasıl katledildim, şimdi sizlere onu anlatacağım…
Dün sayın bakanım öğretmenler odasında öğretmenlerin gülümsemelerine, iltifatlarına gülücükler fırlattığı anlara tanık olduk. Aslında atanmış öğretmenlerin arkada kalanların ne yaptığı ile ilgili bir derdinin olmadığının videosuydu o. Atama sisteminin durumundan, ataması yapılmayan meslektaşlarının durumundan ne kadar habersiz olduklarının videosuydu o. Şirin gözükme çabasının, sizi çok seviyoruz hezeyanının yansımasıydı o. Normal mi? Hayır değil. Çünkü geçtiği yolları unutanları en ufak bir problem yaşadıklarında kimse de hatırlamayacak. Ayrıca sayın bakanımızı bu tatlı gülümsemelerini göstermesi için 2023 mülakat mağdurları ile sohbet etmeye, 2024 KPSS ile atama adaletsizliğine maruz kalanlarla sohbet etmeye ve 2025 AGS adayları sohbet etmeye de bekliyoruz. Çaylar, kahveler, yemekler bizden. Sadece ataması yapılmış öğretmenlerin bakanı olmadığını bizlerin söylemlerine de özen gösterip göstermeyeceğini merak ediyoruz. Ne dersiniz sayın bakanım @Yusuf__Tekin ve @tcmeb yetkilileri? Biz hazırız….
Söz gelimi İzmir’de yaşayan bir Türkçe öğretmeni Erzurum’a gidecek, geri dönecek.
Yol masrafı, konaklama ve yeme - içme masrafı ortalama 10 bin lirayı aşacak.
Bu kişinin bütün bu uğraşlara rağmen elendiğinde yaşadığı maddi manevi yıkımı düşünün.
Mülakat uygulaması öğretmenlere zulüm etmekten başka hiçbir işlevi olmayan bir uygulamadır.
Bunda diretenlerden Allah hesabını sorsun..
Dönüp etrafa baktığımda içim daralıyor. Siyasetin dili kırıcı, ilişkiler menfaat üzerine kurulu, dostluklar bile terazide tartılıyor artık. Aşk deyince artık ilk akla gelen sevgi değil; beklenti, çıkar, sahip olma arzusu. Sokaklar gergin, evler huzursuz, insanlar birbiriyle değil kendiyle bile savaşta. Herkes yorgun… Hem bedenen hem ruhen.
Televizyonlarda akıl almaz sahneler, alkışlanan cehalet, özendirilen yüzeysellik. Gençlik, kendi değerini bulamadan başkalarının hayalini yaşıyor. Her şeyin en uç noktası makbul görülüyor. Ne denge kaldı, ne sükunet, ne de anlayış. Ortası kalmadı hayatın.
Böyle bir dünyada biz eğitimciler ne öğreteceğiz çocuklarımıza? Formüller, tarihler, yazım kuralları elbette önemli. Ama insanlık kayboluyorsa, gerisi neye yarar?
Eğer hâlâ “öğretmen” ismini taşıyorsak, önce insanlığı öğretmeliyiz. Merhameti, vicdanı, sevgiyi… Menfaatin girmediği bir yer olmalıysa, orası sınıflarımız olmalı. Çünkü bir çocuğun kalbine dokunmak, bir ömrü güzelleştirebilir.
Biz öğretirsek insan olmayı, belki dünya yeniden nefes alır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel eğitim kadrolarına norm fazlası öğretmenleri atama isteği, açıkça eğitimin niteliğini hiçe sayan, çocukların hakkını gasp eden ve liyakat ilkesini ayaklar altına alan bir uygulamadır. Daha da vahimi, bu karar bizzat Bakan’ın kendi söylemleriyle açıkça çelişmektedir.
Sayın Bakan defalarca “Veli karşısına nitelikli öğretmen çıkarmalıyım” diyerek eğitimin temelinde kalite ve uzmanlık olması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak şimdi, özel eğitim gibi uzmanlık ve özel formasyon gerektiren bir alana, sadece başka yerde görev verilemediği için norm fazlası öğretmenlerin yönlendirilmesi, bu söylemin içinin tamamen boş olduğunu göstermektedir.
Bu karar;
•Özel eğitime ihtiyacı olan çocukları deney tahtasına çevirmek,
•Atanmayı bekleyen binlerce özel eğitim uzmanını hiçe saymak,
•Eğitimde kalite yerine, günü kurtarma anlayışını benimsemek demektir.