Yunanistan ve İsrail savaş uçaklarının Ege denizi üzerinde havada yakıt ikmali yaparak tatbikat yapması son derece ciddi bir gelişmedir.
İsrail yıllar önce bunu İran’a yapılacak bir taarruzun benzetimi için Hayfa Mora hattında denemişti. Şimdi benzer eğitim Yunan uçakları için İsrail tankerleri ile yapılıyor.
Yunanistan’ın gerek adalar zinciri gerek ana karadaki İsrail saldırı silahlarıyla Türkiye’ye karşı donatılması ayrı bir vakıa iken hava kuvvetlerinin yoğun bir şekilde saldırı taktikleri ve havada yakıt ikmali denemeleri iki ülke hava kuvvetleri arasında Türkiye karşıtı doktrin birliğine de işaret etmektedir.
Yunanistan bir NATO üyesi olarak 2026 Ankara Zirvesi’ne günler kala İsrail ile bu tip bir tatbikatı yaparak mesajını Türkiye’ye vermiştir.
Türkiye ise bu gelişmeleri göz ardı ederek ve sadece Trump‘ın vizyonundaki NATO ve küresel düzen şablonuna sadık kalarak riskli bir jeopolitik kumar oynamaktadır.
Kaldı ki bu süreçte ve zor bir konjonktürde Türkiye’de son 100 yıldır kurtuluş Savaşı olarak da bilinen İstiklal Savaşının kurtuluş savaşı mı yoksa milli mücadele midir tartışmasının başlatılmasını anlamak mümkün değildir.
Zaman birlik beraberlik içinde tarihten ders alma zamanıdır.
Cihat Yaycı @milligazetecom için yazdı :
❓Böyle Dostluk Mu Olur?
Suriye Denizlerinde Amerikan, Fransız ve Katar Şirketleri Var…
⁉️ TPAO Neden Yok?
👇
https://t.co/U29O5b9wcj
NATO, ABD EMPERYALİZMİNİN KÜRESEL KONTROL GÜCÜDÜR
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da, ABD ve İsrail saldırganlığının İran tarafından püskürtüldüğü, AB ikiyüzlülüğünün Rusya, İran ve Çin duvarına tosladığı bir dönemde NATO zirvesi düzenlenmektedir.
ABD ve AB, Türkiye’nin NATO içinde müttefikleri olmasına karşın, artık Ermenistan’ın bile kabul etmediği asılsız soykırım iddialarını parlamentolarında kabul etmiş, 50 bin insanımızın ölümüne neden olmuş, ekonomimize 2 triyon dolarlık zarar vermiş bölücü terör örgütü PKK’ya açık finansal ve silah desteği sağlamaya hala devam etmekte, Türkiye’ye ise silah ambargosu uygulamaktadır. Avrupa’da halkları barış içinde yaşayan Yugoslavya, Çekoslovakya, Sovyetler Birliğini çeşitli devletlere bölmüş iken, 52 yıldır barış içinde yaşayan Kıbrıs Türk ve Rum Devletlerini ısrarla birleştirmeye çalışmaktadır.
Bu gerçekler ışığında bizler, ABD emperyalizminin küresel kontrol gücü olan NATO’ya güvenmekten ziyade, kendi savunma sanayimizi güçlendirmeye ve bunun için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğumuzu, bölge ülkeleri ile emperyalizme karşı dayanışma ve işbirliği içinde olmamız gerektiğini vurguluyoruz.
Bu zirve aracılığıyla “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine olan bağlılığımızı yineliyor; Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da barış ve istikrarı bozacak girişimlere karşı duracağımıza; Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta çıkarlarımızı koruyacağımıza; vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne kastedecek dahili ve harici tüm düşmanları ezeceğimize olan kararlılığımızın güçlü bir şekilde seslendirilmesini istiyoruz.
#UlusDevletiSavunuyoruz
Bu konuda @TC_icisleri mutlaka bir açıklama yapması gerekir.
Benim bölgeden aldığım bilgiler geçmiş açılım adını verdikleri süreçte yaşananların bir benzeri olduğu yönünde.
Örgüt hızla toparlansın diye mi 2763 kontrol noktası kaldırıldı ?
NATO zirvesi nedeniyle Ankara’da üst düzey tedbir alırken terör örgütünün şehir yapılanmasının olduğu bölgede kontrol noktalarının kaldırılması…..
Çok mantıklı
Bak anlatayım sorduğun gibi "neyden kurtuluşun" savaşıydı.
Saray yapabilmek için dış borca batan, iki bankerden aldığı borcu ödeyemediği için koca Midilli adasını peşkeş çeken, beş yıl önce donanmasını yakan ülkeye, donanmasını emanet eden, kendisine karşı en ufak eleştiriyi hapisle, sürgünle cezalandıran, işgalcilere kendi pis canının emniyeti için yalvaran, Türk milleti kanını dökerken 18 yaşında kızla gerdeğe giren, sonra bir İngiliz gemisine binip düşmanın koynuna kaçan PADİŞAHTAN KURTULUŞ savaşıydı.
Halkın sırtından asalakça geçinen, askerlik muafiyetiyle semiren, düşman askeriyle işbirliği yapıp önünde secde eden, vatanseverlerin katliam fetvalarına imza atan, Allah ile aldatan TARİKATLARDAN KURTULUŞ savaşıydı.
Halkın sırtına yüklenmiş vergilerle gününü gün eden, kendi çocuklarını semirten, saraya köpeklik eden haramzade FEODALLERDEN KURTULUŞ savaşıydı.
Bütün köyleri sarmış frengi, trahom ve bit salgınlarından, okulsuzluktan, doktorsuzluktan, hastalıklardan, topyekun bir CEHALETTEN KURTULUŞ savaşıydı.
Mehmetçiği sırtından bıçaklayan, düşmana kapıkulluğu yapan, kendi komşusunu katleden ETNİK BÖLÜCÜLÜKTEN KURTULUŞ savaşıydı.
Bütün madenlere, deniz taşımacılığına, demiryollarına, tarihi eserlere, hatta padişahın çanağını dolu tutmak şartıyla bütün hazine gelirlerine çöken YABANCI ŞİRKETLERDEN KURTULUŞ savaşıydı.
Sarayında şatafatını ve lüksünü kaybetme korkusuyla titreyen padişahın desteğiyle bütün memleketi işgal eden, etnik bölücüleri, kan emici tarikatları Türk milletine karşı asker eden, köylerimizi yakan, canlarımıza kıyan EMPERYALİST İŞGALDEN KURTULUŞ savaşıydı.
Ama...
Olmadı işte, tam olmadı, tamamlanamadı.
Çünkü...
Biz onları yendik, ama kaçarken kimi itini, kimi piçini bıraktı arkasında. Sonra onlar palazlandı, kanları bitlendi, cesaretlendiler, sahiplerinin yaptıklarını yapmaya kalktılar. Onlar da aynı akıbete uğrayınca o Kurtuluş Savaşı tamamlanmış olacak.
Arjantin'in Siyonist cumhurbaşkanı, resmi olarak 100.000 hektarlık ormanlık alanı (Siyonistlerin birkaç ay önce yangın çıkardığı, Gazze'nin dört katı büyüklüğünde) İsrail'e tahsis etti. Mel Gibson'ın tahmini doğru çıktı; İsrail Arjantin'e taşınıyor.
🏴İngiltere, kendi emperyalist hegemonyasından kurtulan bütün ülkelerde literatürden "kurtuluş" ifadesinin çıkarılması için çeşitli girişimlerde bulunmuş. Hindistan'ın ilk milli eğitim bakanı Mevlana Abulkalam Azad'a da "kurtuluş yerine ulusal bağımsızlık" ifadesinin seçilmesini önermişlerdi. Bunun, daha sonra başlayacak iyi ilişkilere zemin hazırlanması için dostluğu başlatacak bir temenni olduğu belirtildi ve kraliçenin yazısı iletildi. Çünkü Kurtuluş, bir hastalıktan, illetten ve kötüyü çağrıştıran bir şeyden kurtulmak demekti ve kraliçenin varlığına saygısızlıktı.
Hindistan İngilizlerin bu ricasını kırmadı. Abulkalam Azad'ın torunları bugün İngiltere'de Galler civarındaki büyük çiftliklerinin sahibidir. Sadece tesadüf tabi.
Kenya'da, Gana, Nijerya, Myanmar ve Papua'da da durum benzerdi.
Hiçbirisi kurtuluş ifadesini kullanmadı. İngilizlerden kurtulmak, emperyalizmden kurtulmak demekti. Zira İngilizler, çıktıkları bir karaya "işgal" değil "medeniyet" getiriyordu. İddiaları buydu. Öyleyse medeniyetten korkmak niye olsundu?
İngiltere, sömürge döneminde yalnızca toprakları değil tarih anlatısını, eğitim sistemini ve kullanılan kavramları da şekillendirmeye çalıştı. Bu nedenle sömürgecilik sonrası birçok ülkede tarih yazımı ve eğitim dili uzun yıllar tartışma konusu oldu
Ancak Türkiye'nin durumu birçok örnekten farklıdır
Türk Kurtuluş Savaşı, zaten bağımsız olan bir milletin işgalden, Sevr dayatmasından, kapitülasyonlardan ve emperyalist müdahaleden kurtuluşunu ifade eder. Bu nedenle "Kurtuluş Savaşı" kavramı tarihî bir tanımlamadır. Osmanlı'dan kurtuluş değil.
Zaten birçok kurumumuzun tarihî Osmanlı ile tarihlenir. Türk polis teşkilatı, Danıştay, Sayıştay hepsi Osmanlı tarihli. Kara kuvvetleri komutanlığı hariç çoğu kurumumuz Osmanlı ile tarihlenirken zaten ondan kurtulmak kelimesi kastedilmez. Bunu böyle anlayanlar aldıkları eğitimin hakkını vermemiştir bir defa
Kurtuluş Savaşı'nın yerine ikame edilmeye çalışılan "Millî Mücadele" ise bu dönemin tamamını kapsayan daha geniş bir kavram. Zira siyasi, diplomatik ve askerî süreci hep birlikte ifade eder. Dolayısıyla "Millî Mücadele" asla "Kurtuluş Savaşı"nın birebir karşılığı değildir.
Misal verelim ameliyat ile iyileşme de aynı şey değil mesela. Ameliyat, tedavi sürecinin önemli bir parçası ama iyileşme ise o sürecin sonucudur. Aynı şekilde "Millî Mücadele" sürecin adıdır, "Kurtuluş Savaşı" ise o mücadelenin işgalden kurtuluşla sonuçlanan tarihî mahiyetini ifade eder. Ameliyat kısmıdır. Birinin yerine diğerini koymak, sonucu süreçle değiştirmektir. Bu da İngilizlerin istediği şeydir.
Daha sonraki dönemlerde ise İngiliz yönetiminin negatif yönlerine ek olarak pozitif yani olumlu yönleri de eklenmiştir. Yavaş yavaş, şırınga edilmiştir.
Önce, İngilizler kolonyal yönetim, ekonomik sömürü sistemi ve kaynak transferi (wealth drain) üzerinden anlatılırken sonrasında ders kitaplarına İngiliz dönemi tek yönlü değil, iki yönlü bir anlatıyla verilmiştir.
Bir tarafta demiryolları, modern bürokrasi, hukuk sistemi ve İngilizce eğitim gibi modernleşme unsurları da eklenmiştir... ama hintlilere arada uyanmasınlar diye yine diğer tarafta ağır vergiler, kıtlıklar ve yerel üretimin çöküşü gibi sömürü boyutu anlatılır sadece ortalarda İngiliz yönetiminin iyi yanları da aktarılır.
Yani şeytan kötüdür şöyle böyledir diye anlatıyorsun ama arada "Allah'ı çok sevdi ve ona aşıktı o yüzden mazur görülebilir" diyorsun ardından şeytanı kötüleyerek bitiriyorsun ki dinleyenler "bir dakka lan neler oluyor?" Demesin
Yani İngilizler ne tamamen iyi ne tamamen kötü olarak değil, modernleştirirken aynı zamanda sömüren bir güç olarak anlatılmıştı.
Bir millet işgale uğradığında verdiği savaş yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda bir kurtuluş savaşıdır arkadaşlar. Türkiye'de bu kavramın yüz yılı aşkın süredir yerleşmiş olması tesadüf değil milli bir kasıttır.
Bu tür ifadeler ve kavramlarda, milletlerin kuruluş hafızasına ilişkin tarihî yatar. Bu kavramlara savaş açmak pek masum birer kasıt değildir.
RTÜK’ün TV kanallarına yönelik açıklaması, “NATO toplantısıyla ilgili eleştirilere yer vermeyin, yoksa ceza keseriz!” demektir... Peki ya milli güvenliğe en büyük tehdit, NATO’dan geliyorsa, bunu kimse konuşmayacak mı?
https://t.co/hndDwgj7Ws
Sevmiyorum Temmuz'un ilk haftasını.
Nihat Genç, Cem Aziz Çakmak yitirdiklerimiz.
Cüneyt Arkın, Kemal Sunal da cabası.
Madımak Katliamı, Başbağlar katliamı...
11 askerimize çuval geçirme olayı!
İlk aklıma gelenler bunlar. Kim bilir daha neler var?
Adeta bir yas haftası.
MI6 tarafından kurulan Beyaz Baretliler, Suriye'de Esad yönetiminin bitirilmesinde rol aldı. Aynı ekip şimdi Venezuela'ya deprem bahanesiyle gitti. Amaç aynı, rejimi devirmek ve emperyalizmin hizmetinde yeni bir rejim kurmak.
https://t.co/RoNHwPMmhn
Daha önce programda yer aldığı ifade edilen Anıtkabir ziyaretinin programdan çıkarıldığı anlaşılıyor.
Gerçi programda yer almasına da şaşırmıştım. Çünkü Trump, iki ülke arasında gerçekleştirilen resmî bir devlet ziyareti kapsamında değil, NATO toplantısı nedeniyle Türkiye’de bulunuyor.
Aslında tüm devlet başkanlarının Ankara’da, temsil ettikleri örgüt heyeti sıfatıyla Anıtkabir’i birlikte ziyaret etmesi daha uygun ve şık olurdu.
Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi ve askerî bağımlılıklar, NATO programına böyle bir ziyaretin eklenebilmesi için farklı bir siyasal iklimi, güçlü bir siyasal iradeyi ve kurucu değerlere bağlı bir devlet aklını gerektirirdi. Bu koşullar mevcut olmadığına göre, Anıtkabir ziyaretinin NATO programında yer almamasını zamanın ruhuna uygun buluyorum. Aksi zaten şaşırtıcı olurdu.
Öte yandan, NATO’nun kuruluş amacı ve çizgisiyle temelden farklı bir anlayışı temsil eden Atatürk’ün ziyaret edilmesi başlı başına bir çelişki ve ironidir.
Diğer yandan, Türk Devleti’nin bağımsızlığıyla, Cumhuriyet’le ve millî egemenlik fikriyle sorun yaşayanların Cumhuriyet’in kurucusuna saygı göstermesi de açık bir riyakârlıktır.
Tekrar hatırlatalım: Türk milleti için Anıtkabir yalnızca Ebedî Başkomutanımız, Halaskârgazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün son istirahatgâhı değildir.
Anıtkabir; Türk egemenliğinin, bağımsızlığının, Millî Mücadele’nin, Cumhuriyet iradesinin ve tarihsel onurunun simgesidir.
Bu ülkenin kurucu değerlerini zayıflatmak isteyen güçlerin, bu değerlerin önünde saygıyla eğilmesi elbette beklenemez.
Yine de not ettik.
Yeni müfredatta 'Kurtuluş Savaşı' ifadesi çıkarılarak yerine 'Milli Mücadele' kavramı getirilecek.
Milli Eğitim Bakanı Tekin: "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı."
Neyden mi Kurtulduk ?
#YusufTekinİstifa@umitozdag@zaferpartisi
Amerika’nın 250. “KURTULUŞ” yıldönümü gerekçesiyle Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün Amerikan bayrağı renkleriyle ışıklandırıldığı, Irak’ta Amerikan askerlerinin Türk askerinin başına çuval geçirdiği (4 Temmuz) olayın yıldönümünden iki gün önce, 1-2 Temmuz 2026’da Ankara’da AK Parti milletvekilleriyle yapılan toplantıda;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Eğitim Bakanı, Türk Milleti’nin Kurtuluş Savaşı için “Neyden kurtuluyoruz?” diye sorabildi.
#YusufTekinİstifa
Menderes Hükümeti, 5 Mart 1959'da imzaladığı antlaşma ile Amerikan ordusuna hükümeti korumak üzere Türkiye'ye silahlı müdahelede bulunma hakkı tanıdı.
Hükümetlerin çoğu Menderes'in varisi olmakla övündü. Bugün NATO KOLORDUSU vs. tartışılıyor.
Dünü unutma, bugünü iyi anlarsın.