Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı romanında, Füsun, Merhamet Apartmanı’ndaki dairede Kemal’e söyleyeceklerinin ciddiye alınmamasından korktuğunu belirtir. Ardından ona âşık olduğunu, sabahtan akşama kadar onu düşündüğünü söyler ve yüzünü elleriyle kapatarak ağlar. Kemal’in içinden gülümsemek gelir, fakat sevincini gizleyip kaşlarını çatarak duygulanmış bir ifade takınır. Kendisi de onu çok sevdiğini söyler, ancak kendi sözlerini Füsun’unkiler kadar güçlü ve sahici bulmaz. Buna rağmen, aşkını önce açıklayan Füsun’un daha içten davrandığı için aralarındaki “oyunu” kaybettiğini düşünür.
İnsan, karşısındakinin kendisine ne kadar bağlı olduğunu öğrendiğinde, bazen bu yakınlığın sorumluluğundan çok kendisine sağladığı güce odaklanır. Kendisini vazgeçilmez hissetmenin verdiği rahatlıkla, daha önce gösterdiği özeni azaltabilir, bir başkasının kaybetme korkusunu kendi rahatının güvencesine çevirebilir. Böyle ilişkilerde duygularını açıkça söyleyen kişi daha fazla incinme riskini üstlenirken, kendini saklayan kişi ilişkinin koşullarını belirlemeye başlayabilir. Zamanla insan, içinden geçenleri söylemekten önce bunların kendisine karşı kullanılıp kullanılmayacağını hesap eder. İçtenliğin cezalandırıldığı yerde, insanlar yakınlaşmayı değil, saklanmayı öğrenir.
Edebiyat dersinde öğrenci, bir film ya da bir tiyatro eseri izler gibi zevk ve heyecan duymalı. Bunun yolu, edebiyat öğretmeninin edebî eseri bir oyuncu gibi canlandırmasından geçer. Anlam ve estetiğe böyle erişilir. Edebiyat öğretmenliği, asil ve seviyesi yüksek bir sanattır...
Türk edebiyatının usta kalemlerinden yazar ve senarist Selim İleri’yi kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz.
Ailesine, sevenlerine ve tüm edebiyat dünyasına başsağlığı diliyoruz.