Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Kızılelma Köyü, Osmanlı tahrir defterine göre 1522 yılında Alevi Bektaşi Çepni Türkleri tarafından kurulmuş ve tahrir defterine göre köyün ismi 1522 yılından beri Kızılelma’ymış. Köy halkı Güvenç Abdal Ocağına bağlı. Köyde Cemevi de var.
Süleymancılar’ın servetini üç yıldır anlatırken bize din düşmanı diyenler şimdi “Alihan Kuriş suç örgütü” diye yazıp çiziyor, demediğini bırakmıyor. Süleymancılar, Menzil, İsmailağa ve dahası… Hepsi birbirinin aynı, ne zaman anlayacaksınız? Tarikat, ticaret ve siyaset üçgeni
Bu tantanayı yapanların bir kısmı da solcu. Sol düşünce daha soyuttur ve anlamak için biraz eğitim ve donanım gerektirir. Yoksa ütücüyüm abi'de kalır sınıfa, tarihe filan yükselemezsiniz. Solcuların çoğu orta/üst tabakadandır bu yüzden. Alttakiler sağcıdır.
Yani?
Veriler, toplumun genelinde (15 yaş üstü) yaklaşık yüzde 70'lik bir kesimin 1 yılda hiç kitap okumadığını, okumanın daha çok zorunlu eğitim/sınav süreçleriyle sınırlı kaldığını gösteriyor.
Sırf bu yüzden bile bir kitapevinin kapanmasının bu kadar tantanaya yol açması ilgi çekici.
- Erdal Beşikçioğlu’nun zimmet suçlamasıyla açığa aldığı belediye çalışanı etkin pişmanlıktan yararlanıp şikayetçi olmuş.
- Zimmetten soruşturması olan çalışan serbest, bunu ortaya çıkaran Erdal Beşikçioğlu tutuklu! https://t.co/Vaklow7huf
İstanbul’un en başarılı belediye başkanlarından birini daha tutukladılar.
Suçu Haliç Tersanesinin özelleştirilip AVM yapılmasına engel olmak.
Suçu Üsküdar’ı gerici erkeklerden kurtarıp tarikatların musluğunu kesmek!
Suçu AKP’ye geçecek kadar kendini küçültecek bir suç işlememiş olmak!
Dün tutuklanan sadece Sinem Dedetaş değil.
Asıl tutuklanan onlarca farklı belediyede olduğu gibi “bu belediyeyi bu kadın yönetsin” diyerek oy veren bizlerin seçme hakkıdır!
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.
Herkes “Deniz Göktaş tutuklandı” yazdı geçti. Ama kimse ifadede Deniz’e neler sorulduğunu, Deniz’in ne cevaplar verdiğini söylemedi. İşin trajikomik tarafı tam da burada!
📍Özellikle ifadede olan çok komik 2 soruyu sizler için özetledim:
1– “S*ktiğimin dalgıçları” diyerek haşema giyen kadınları mı aşağıladın?
Cevap: Söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum!
'S*ktiğimin dalgıçları' diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor.
Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum!
2– “Canlı bombalardan korkuyorum ama en çok da oruç tutanlarından” söylemi ile ne kastettiniz?
Cevap: Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır.
Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım.”
— Düşünebiliyor musunuz bir komedyen, “neden şaka yaptın” diye suçlanarak şaka yaptığı için tutuklanarak cezaevine gönderildi!
Şaka yahu şaka!
Burada Ata Demirer, Yasemin Sakallıoğlu, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan olsaydı mesela oluşacak kamuoyunu bir düşünün. Bizim zor zamanımızda hiçbir zaman kaymak tabaka olmadı, biz hep birbirimizi destekliyoruz.
Deniz’i asıyorsun İmran’ı işkencede öldürüyorsun sonra bir tane İmran Deniz çıkıp bambaşka bir alandan senin façanı bozuyor. Sosyalizm mücadelesindeki bu sürekliliği bu mirası bu inadı çok seviyorum.
Trde zevahiri ne pahasına olursa olsun kurtarmak önemli bir değer olduğundan herşeyi açık yazamıyorsunuz. Mesela Nato zirvesi için gelecek ziyaretçilerin geçeceği yollardaki kapakların bile elden geçirilmesindeki gibi bir zevahiri kurtarmak.
Ve sadece bu bilgi bile, profesyonel meslek insanı yetiştiren üniversitenin kurumsal olarak bir fildişi kule olmasını savunmayı gerekçelendirmeye yeter.
Konuyu düşünmek için en iyi örneklerden biri kentlerin mimari yapısı. Tr'de depremde kafamıza çökmeyecek bina yapmayı bilen mimar mühendis mi yoktu. Çoktu. Ama olmadı. Eksik olan neydi? Kural mı bilgi mi? Hiçbiri. Uygulama salt uygulama değidir, ta gerçek hayat taviz mahallidir.
Ya sorun biçimsel veya yazılı kurallarda değilse? Ülkemizde legalist zihniyet epeyce güçlü ama yasaları değiştirerek düzelmeyecek pek çok kilit sorun var. Ben hukuk kökenli olmama rağmen böyle düşünmüyorum. Sorun bizim yazılı kurallarla ve kitabi bilgiyle ilişkilenme biçimimizde.
Kırklareli’nde bir Tiyatro topluluğunun oyun tanıtımı. Çok tatlı ve sempatik bir tanıtım.
“Tiyatro, bir ülkenin kültür seviyesinin en net göstergesidir.”
Mustafa Kemal Atatürk