Asli Kurucu Güçlerden: Dava Partisi
1950’lerin sonunda Muhammed el- Bakır’ın fikirleri, hareketin temel esin kaynağı olmuştur. Hareket, Şiilerin inanç ve yaşam tarzlarını korumak amacıyla ortaya çıkmıştır. 1968’de Baas rejiminin darbe ile iktidara gelmesi ile birlikte Dava Hareketi ve Şiiler üzerindeki devlet baskısı da sistematik olarak artmıştır. 1970’lerde kitlesel gösteriler ile Baas rejimine karşı çıkılmış; bunun sonucunda çok sayıda hareket mensubu tutuklanmış ve tasfiye edilmiştir.
1979’dan önce Humeyni’nin Iraklı Şiiler ile ilişki kurması daha sonrasında İran’da yaşanan İslam Devrimi ardından hareket; Tahran merkezli siyasi, lojistik ve finansal bir destek bulmuş oldu. Baas baskılarının sürdüğü bu dönemde, hem ideolojik hem de fikirsel bir İslami/ Şii devleti kurulabileceği yönündeki söylemler ve kuramsal yayınlar artmaya başladı. Bu faaliyetlere karşı rejim tarafından Nisan 1980’de (Devrim Komuta Konseyi kararıyla) devlet dışı destek alınmasının bir tehdit olduğu söylemi ile Dava Partisini destekleyenler ve üyeleri için idam kararı alındı ve partinin kurucu lideri es-Sadr idam edildi. Bu olaylardan sonra ideolojik değişiklikler olmuş, Humeyni ile görüş ayrılıkları yaşanmıştır. Parti, 1988 yılına kadar süren İran-Irak Savaşı'nda Saddam Hüseyin rejiminin karşısında yer alarak sınır ötesinden asimetrik bir mücadele yürüttü.
2003 yılında Amerika’nın Irak’ı işgali ve Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle Dava Partisi, geçiş dönemi mekanizmalarında yer alarak tekrar Irak iç siyasetinde görünmeye başladı. Savaş ve baskı döneminde İran ve Suriye gibi ülkelere giden üst düzey yöneticiler ve kurucu kadrolar tekrar Irak’a döndü. İran-Irak Savaşı sürecinde İran Devrim Muhafızları Ordusu gözetiminde Irak'taki Baas rejimine yönelik askeri faaliyetler ve operasyonlar gerçekleştiren, Sürgün yıllarında ağırlıklı olarak Şam'da partinin siyasi faaliyetlerini yürüten, bürokratik ağları yöneten ve muhalif yayın organlarının koordinasyonunu sağlayan Nuri el-Maliki, işgal sonrası ülkeye dönerek De-Baasifikasyon sürecinde kritik roller üstlendi. Maliki, post-Baas döneminin kurumsallaşma sürecinde, İbrahim el-Caferi'nin ardından siyasi grupların üzerinde mutabık kaldığı bir uzlaşı adayı olarak 2006 yılında Dava Partisi çatısı altında Başbakanlık makamına seçildi.
2003 sonrası Dava Partisi
2003 yılındaki rejim değişikliğinin ardından İslami Dava Partisi, yeraltı direniş odaklı bir muhalefet hareketinden Irak devlet aygıtını kurumsal düzeyde kontrol eden hegemonik bir iktidar odağına evrildi. 2005 yılında yapılan seçimlerle Irak’ın ilk demokratik hükümeti kuruldu. Yeni anayasal düzende yürütmenin en güçlü mercii olan Başbakanlık makamı, 2005-2018 yılları arasında kesintisiz olarak Dava Partisi mensupları tarafından yönetildi. Ancak Sünni Araplar ilk seçim sürecinde ve sonrasında siyasi temsil konusunda sorunlar yaşadılar. Maliki'nin Sünni ve Kürt aktörleri dışlayan, çoğunlukçu ve güvenlik merkezli bu yönetim tarzı, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi.Ülkede Şii partiler baskın birer politik figür haline dönüşürken Cumhurbaşkanı Kürtlerden, Başbakan Şiilerden ve parlamento başkanı Sünni Araplardan seçilir oldu. Irak siyasetinin temel kurumsal işleyişi olan ve devlet makamlarının etnik- mezhebi kotalara göre bölüşülmesini öngören "Muhasasa" sistemi gerçekleşecekti. Parti, bu kota sisteminin sunduğu imkanlarla bakanlıklar, petrol gelirleri ve bağımsız komisyonlar (Merkez Bankası, Seçim Komisyonu vb.) üzerinde mutlak bir denetim kurdu. Özellikle parlamento onayını baypas etmek amacıyla sıklıkla başvurulan vekaleten atama mekanizması üzerinden, kritik sivil bürokrasiye ve ordunun üst kademelerine kendi kadrolarını yerleştirdi.
Maliki, başbakanlığı döneminde gücü tek bir merkezde toplama stratejisi izledi. Ordu ve istihbarat teşkilatlarının yönetimini doğrudan kendisine bağlı olan Başkomutanlık Ofisi çatısı altında birleştirdi. Bu olaylar parti içinde ayrılığın baş sebeplerindendir. 2008’ de İbrahim Caferi ve Maliki arasındaki görüş ayrılıkları, Caferi’ nin yeni parti kurmasına sebep olmuştur (Ulusal Reform Hareketi). 2010 seçimleri literatürde devlet mekanizmalarının "araçsallaştırılması" açısından radikal bir örnek teşkil eder. Bu merkeziyetçi güç tahkimi ve beraberinde getirdiği mezhebi dışlama politikaları, devletin yasal meşruiyet zeminini zayıflatarak 2014’teki büyük güvenlik krizlerinin idari ve sosyolojik altyapısını hazırladı.2014 yılında terör örgütü DEAŞ’ın Musul başta olmak üzere Irak topraklarının üçte birini neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan işgal etmesi, Maliki'nin güvenlik odaklı merkeziyetçi politikasının kurumsal bir çöküşle sonuçlandığını gösterdi. Önceleri Sünni-Şii hattında ve Arap-Kürt toplulukları arasında bir hesaplaşma ve gerilim var iken zamanla Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin kendi içlerinde rekabet ve siyasal güç elde etme yarışı arttı.
DEAŞ krizinin ardından ulusal, bölgesel ve dini otoritenin baskısıyla Maliki görevden uzaklaştırılmış ve yerine aynı partiden daha ılımlı bir profil olan Haider el-Abadi getirildi. Orduda yaptığı reformlar, devlet kurumlarının inşası ve DEAŞ’ a karşı uluslararası koalisyonla ilişkiler kurarak ilerledi. Fakat parti ilkelerinden ödün veriyor iddiası ile parti içinde çift başlılık meydana geldi.
Dava partisi kurumsal kimliğini tek çatı altında koruyamayıp seçimlere iki ayrı siyasi blok halinde katıldı.
Kanun Devleti Koalisyonu: Nuri el-Maliki liderliğinde
Nasr (Zafer) Koalisyonu:Haider el-Abadi liderliğinde
Bu bölünme, kurumsal Şii siyasetinin parçalanmasına sebep olmuştur.
2014 genel seçimlerinin ardından İslami Dava Partisi içindeki kurumsal desteği zayıflayan Nuri el-Maliki, daralan siyasal meşruiyet alanını ikame etmek adına asimetrik ve devlet dışı güvenlik yapılarına yönelmiştir. Maliki’ nin başbakanlığı kaybetmeden kurmuş olduğu Ashaib Ehlil Hak ve Bedir Örgütü ile bağlantısını daha da derinleştirerek parti içindeki rakiplerine karşı denge unsuru olarak kullanmıştır.
O dönem bir çeşit Hibrit Devlet modelidir. Dönemin Başbakanı Haider el- Abadi, Batı ve ABD desteğiyle devletin resmi kurumsal ordusunu tahkim ederek meşruiyeti elinde tutmaya çalışırken; Maliki, Tahran’ın lojistik ve istihbari desteğini arkasına alan milis ağlarıyla devlete paralel bir güç odağı inşa etmiştir. Abadi’nin 2016 yılında çıkardığı Haşdi Şabi Kanunu ile bu milisleri resmi orduya entegre etmesi, bu yapıları devlet otoritesi altında tutmayı hedeflerken tam tersi bir etki yaratmıştır. Bu milis örgütler devlet bütçesinden faydalanmaya başlamış ve yasal dokunulmazlık elde etmiştir fakat örgüt üzerinde tam otorite kurulamamıştır.
Modern Irak güvenlik mimarisinin ve bölgesel asimetrik dengelerin en kritik aktörlerinden biri olan Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri), Haziran 2014’te terör örgütü DEAŞ’ın Musul’u işgal etmesi ve merkezi devlet ordusunun kurumsal çöküş yaşaması üzerine radikal bir savunma refleksi olarak doğmuştur. Yapının kuruluşu ve toplumsal mobilizasyonu, Irak’taki en yüksek dini otorite olan Ayetullah Ali es-Sistani’nin Necef’ten yaptığı Kifayi Cihat fetvasına dayanmaktadır. Bu fetva, eli silah tutan tüm vatandaşları kutsal mekanları ve vatanı savunmaya çağırmış; ortaya çıkan bu devasa sosyolojik enerji, otonom milis yapıların tek bir kurumsal şemsiye altında birleşmesinin meşruiyet zeminini hazırlamıştır. Ancak ilk etapta gönüllü halk hareketi olarak lanse edilen bu yapı, zamanla kendi içinde keskin ideolojik ve kurumsal fraksiyonlara bölünmüş askeri bürokratik bir aygıta dönüşmüştür.
Haşdi Şabi’nin iç yapısı homojen olmayıp, arkasındaki siyasi/teolojik liderliklere göre üç temel ana fraksiyona ayrılmaktadır:
Velayet-i Fakih Grubu (İran Yanlısı Fraksiyon): Yapının en disiplinli, ağır silahlı ve ideolojik çekirdeğini oluşturan; Bedir Örgütü, Asaib Ehlil Hak ve Kataib Hizbullahgibi doğrudan Tahran’la (Devrim Muhafızları Ordusu/Kudüs Gücü) organik ve doktrinel bağları olan gruplardır. Bu fraksiyonun arkasındaki önemli bir lider ve Haşdi Şabi’nin fiili beyni olan Ebu Mehdi el-Mühendis’in (2020’de ABD tarafından Bağdat’ta Kasım Süleymani ile birlikte suikastla öldürülmüştür) stratejik mirası, günümüzde de bu grubun sahada askeri ve siyasi ağırlığını korumasını sağlamaktadır.
Bedir Örgütü, Asaib Ehlil Hak, Kataib Hizbullah, Haraket Hizbullah en-Nüceba, Kataib Seyyid üş-Şüheda, Şehid Sadr Güçleri
Atabi (Havza) Grubu:Doğrudan Necef Havzası’na ve Ayetullah Sistani’ye bağlı olan (İmam Ali Tugayı, Abbas Savaş Tümeni vb.) milliyetçi unsurlardır. Misyonlarını sadece vatan savunması ile sınırlı tutan bu grup, İran’ın asimetrik nüfuzuna karşı mesafeli bir duruş sergilemektedir.
Abbas Savaş Tümeni, İmam Ali Savaş Tümeni, Ali el-Ekber Tugayı, Ensar el-Merceiyye Tugayı
Sadr Grubu (Seraya es-Selam): Mukteda es-Sadr’a bağlı olan ve liderlerinin siyasi hamlelerine göre hareket eden milliyetçi paramiliter güçlerdir.
2016 yılında parlamentodan geçen Haşdi Şabi Kanunu ile resmiyet kazanan yapı doğrudan Başbakanlığa bağlı, genel bütçeden pay alan, yasal dokunulmazlık zırhına sahip ancak kendi iç komuta zincirini koruyan otonom bir ordu haline gelmiştir. Son tahlilde Haşdi Şabi; Irak’ta devletin şiddet tekelini resmi olarak paylaştığı, hem askeri bir savunma mekanizması hem de siyasi ihaleler, bakanlıklar ve parlamento dengeleri üzerinde mutlak söz sahibi olan hibrit bir güç odağı konumundadır.
Mevcut duruma bakacak olursak Başbakan Ali al- Zaidi; devletin meşru şiddet tekelini yeniden tesis etmek, kamu fonlarındaki yolsuzlukları temizlemek ve Bağdat'ın uluslararası güvenilirliğini arttırmak adına adımlar atmaktadır. Silahsızlanma adı altında Zaidi, pro-İran milis gruplara silahlarını teslim etmeleri için süre tanımıştır. 2 Haziranda örgütün güçlü bileşenlerinden Asaib Ehlil Hak ve Kataib İmam Ali silahlarını devlete devredeceklerini açıkladı. Ancak Kataib Hizbullah ve Haraket Hizbullah en-Nüceba gibi yapılar Zaidi'nin silahsızlandırma sürecine direnmektedir.
Ali al- Zaidi diğer Arap ülkeleri ve Washington ile ilişkilerini dengeleme politikası doğrultusunda ilerletmektedir.