Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
ṢU TAG'A 1 EL ATSAK GÜZEL İNSANLAR
Cizre’de görev yapan Giresunlu öğr. KHK ile atılıp tutuklanıyor,
Cezaevinde hapsediliyor.Ailesi görüşe giderken trafik kazası geçiriyor,hepsi ölüyor
Öğretmene 4günlük izin verilyor
Ailesinin mezarı başında Çaresiz bekliyor
YarımKalan Hikayeler
Yusuf Bilge Tunç nerede?
Ailesi yıllardır aynı sorunun cevabını bekliyor. Bir insan kaybolduğunda yapılması gereken, zaman geçtikçe susmak değil, gerçeği aramaktır.
Yusuf’un akıbeti açıklığa kavuşturulsun.
YarımKalan Hikayeler
LÜTFEN BANA ULAŞIN
Yarım kalan gerçekten çok hikaye var. Cezaevinde kanser olan KHK'lı öğretmen Tacettin Toprak, vefat edeli 6 yıl oldu. Toprak’ın hapse girmesi, kansere yakalanması ve ölümü arasında tam bir ay var. Kanser teşhisi konulduktan sonra infaz erteleme için 3 kez başvuru yaptı. Üçü de reddedildi.
YarımKalan Hikayeler
(Not: Eşi Pınar hanım, bu tweetimi görüyorsanız lütfen bana ulaşın.)
O mutluluk çok kısa sürdü: Down sendromlu Ayşe Asude’nin annesine kavuşma sevinci yarım kaldı..
Ev hanımı Fatma Gök, kamuoyunda Yusuf Kerim yasası olarak bilinen kanundan faydalanarak tahliye edilmişti fakat tekrar TUTUKLANIP hapise gönderildi
SuçYok CezaVar Nasıl bir vicdan bu?
🚨 FURKAN SORUŞTURMASINDA AVUKAT GÖZALTISI TARTIŞMASI!
⚖️ Meryem Kuytul, avukat Alişan Bey’in soruşturmanın üçüncü gününde gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
❓ Kuytul, “3 gündür alınmayan avukat şimdi neden alındı?” diye sorarak gerekçenin açıklanmasını istedi.
🗣️ “Mahkemede bizi savunacak avukat bırakmak istemiyorsunuz” diyen Kuytul, işlemlerin savunma hakkını hedef aldığını ileri sürdü.
📢 Avukat Ömer Hakseven de gözaltılara tepki göstererek Türkiye Barolar Birliğine çağrıda bulundu.
⚠️ Avukatın hangi somut suçlama ve deliller nedeniyle gözaltına alındığına ilişkin ayrıntılı resmi açıklama henüz kamuoyuna yansımadı.
Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
Bunu istemek zorundayım. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmem için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Haksızlık ve Hukuksuzluk Karşısında Sessiz Kalmanın Bedeli!
Yaklaşık 300 bin insan KHK’larla ihraç edilirken; yüzlercesi intihar etmiş, binlercesi ağır stresin ve yıkımın yol açtığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmış birçoğu hayatını kaybetmişken, toplumun büyük bir bölümü bu haksızlık ve hukuksuzluk karşısında sessizliğe bürünmüşken...
Daha önce bu topraklarda haksızlık, hukuksuzluk olmadı mı?
Elbette oldu.
Ama böylesi yaşanmadı.
Mesele mağdur edilen insanların yaşadığı acı değildir. Asıl büyük tehlike, hukuksuzluğun sıradanlaşması ve vicdanların buna alışmasıdır.
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı, bir toplumun ahlâkî çöküşünün en açık göstergelerinden biridir. Adalet, yalnızca kendimize yapıldığında savunulacak bir değer değildir.
Başkasının hakkı çiğnenirken susan, kendi hakkının çiğnenmesi için de zemin hazırlamış olur. Bugün başkasına yapılan haksızlığı alkışlayan veya görmezden gelenler, yarın aynı haksızlığın mağduru olduklarında ve adalet talep ettiklerinde, kendilerini savunacak güçlü bir vicdan bulamayacaklar.
Örnek çok...
Karamsarlık değil bu söylediklerim. Mevcut durumun tahlili.
Bir toplum hukuksuzluk karşısında, "susma hakkımıı kullanıyorum" diyorsa sadece mağdurlar kaybetmez; topyekûn ülke kaybeder.
Kaybeden, ülke olur; değerli insanlar olur. Bu ülke hepimizin. Yaşanabilir bir ülke hayâli kurmak ve onu gerçeğe dönüştürmek için el birliğiyle çalışmamız gerekiyor.
Bunu yapmak zor olmasa gerek.
Ben Meryem Kuytul. İkinci hesabım da kısıtlandığı için yenisini açtım :)
Kaldığımız yerden devam edelim.
Önemli bir konu var.
Dergi binamız dün Şafak operasyonu ile eş zamanlı olarak basıldı ve arandı. Suç unsuru olacak bir şey çıkmadı. Bugün ise TEM ve NARKOTİK ekipleri ! tekrar giriyor. Ama nasıl giriyorlar?!
Çarşının can damarı Abidinpaşa Caddesi'ni trafiğe kapatarak kimseyi geçirmiyorlar.
Polisler binaya girip refakatçi olarak içeriye kimseyi kabul etmiyorlar!
Kayıt almak isteyenleri gözaltı yapmakla tehdit ediyorlar!
Polisler saatlerce binada geziyorlar ve kimseyi şahit tutmuyorlar!
İçeride ne yaptılar bilmiyoruz.
Saatler sonra içeride işleri bitince "tamam her bir kata bir kişi refakat edebilir" diyorlar. O saatten sonra biz refakat edip ne yapacağız?
Furkan Haber hesabımız da kapatıldığı için ! ben buradan tekrar ediyorum!
Bu saatten sonra binadan çıkacak herhangi bir suç unsurunu kabul etmiyoruz!
Eğer suç unsuru bir şey olsaydı dünkü aramada bulunurdu!
Furkan Susmaz
AdanaEmniyetinin PlanıNe
#AdanaEmniyeti
28Şubat Hortladı
AlparslanHoca SerbestBırakılsın
SemraKuytul Gözaltında
❗️Bilkent Üniversitesi bölüm birincisi, mezuniyet konuşmasını “Hayallerini gençken gömmek zorunda olan arkadaşlarım için mücadeleyi borç bilirim” sözleri ile tamamlıyor.
Meryem Yılmaz, Şakran Cezaevi’nde hayallerini gömmeye zorlanan bir öğrenci.
Şimdi onun için mücadele zamanı!
Alparslan Kuytul’un kızı Meryem Kuytul, dolaşıma sokulan “yatak odasında bulunan para” görüntülerinin kendi evlerine ait olmadığını izah etmiş⬇️
Yapılan bu açıklama neticesinde şu soru tekrar gündeme geliyor;
📌Gizli olduğu açıklanan bir kısım soruşturmalara ilişkin deliller, neden hep aynı gazeteciler/sosyal medya hesapları üzerinden paylaşılıyor?
İletişim Başkanlığı yanılıyor: O fotoğrafta mağdur bir kadın var #İtirazımızVar
İletişim Başkanlığı'nın örtülü hesaplarından biri, Edirne’de tutuklanan KHK’lı dikiş-nakış öğretmeni Fatma Aşık hakkında bir video hazırlamış. Videoda Tuba Koç isimli genç bir editör konuşuyor. Eline tutuşturulan metni ezberletip genç insanları hukuksuzluğun ve adaletsizliğin ortağı hâline getiriyorlar ya, en çok buna üzülüyorum.
Tuba Koç’un söyledikleri özetle şu: "Karşınızda mağdur bir kadın görüyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü bu kadın 10 yıldır firari, adliye personeline talimat gönderiyor, belgeleri sızdırıyor ve son derece tehlikeli biri…"
“Mağdur bir anne” denilerek insanların yaşananlara başka bir boyuttan bakmasının istendiğini ileri süren Tuba, ardından şu soruyu yöneltiyor: “Peki sizce bir fotoğraftaki mağduriyet görüntüsü, hakkındaki ağır suçlamaları ve 10 yıllık firarı görmezden gelmek için yeterli mi?”
Akıl ve vicdan sahibi herkesin bu soruya vereceği cevap bellidir: Evet Tuba, yeter; hem de fazlasıyla. Çünkü yalnızca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararları bile eline tutuşturulan o metindeki iddiaları tek tek çürütmeye yetiyor.
Meselenin iç yüzünü bilmesem belki ben de videoda anlatılanlara inanabilirdim. Ancak mesele öyle değil.
Evet, Fatma Aşık hakkında 10 yıldır yakalama kararı bulunduğu doğru. Aşık, 5 Ekim 2016’dan bu yana aranıyor. Onun yerinde olsaydım ben de kaçardım. Çünkü adil yargılanmayacağını bilen bir insanın gizlenmesi ya da ülkesini terk etmeye çalışması, suçluluğunun değil, bazen doğrudan hayatta kalma içgüdüsünün sonucudur.
Tıpkı Nâzım Hikmet gibi, Sabahattin Ali gibi…
Eğer Türkiye’de hukuk ve adalet olsaydı kimse kaçmaz, kimse yıllarca gizlenmek zorunda kalmazdı.
FATMA AŞIK KİMDİR?
Fatma Aşık, 1982 Hatay doğumlu bir öğretmen. Nevşehir’de Lara Kolejinde öğretmenlik yapmış, KHK ile kapatılan çeşitli derneklerde çalışmış bir kadın. 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce Nevşehir Halk Eğitim Merkezine dikiş-nakış öğretmeni olarak atanmış ancak bir gün bile çalışamadan KHK ile ihraç edilmiş. Yaklaşık 7-8 yıl önce eşinden ayrılmış. Çocuğu yok.
Edirne’de, jandarmanın sınır bölgesinde çekilen, herkesi derinden sarsan o fotoğrafını görünce aklıma ilk gelen soru, neden bunca yıl Türkiye’den ayrılmadığı oldu. Aslında cevabını tahmin ediyordum. Bu süreçte kansere yakalanan anne ve babasını bırakmak istememiş. Babası ona, “Ben ölüp gideceğim, beni bir daha göremezsin” demiş.
Fatma Aşık, hasta babasını yalnız bırakmamak için yıllarca Türkiye’den ayrılmamış. Şimdi ise bu durum, devletin propaganda videosunda “10 yıllık firar” denilerek başlı başına bir suçmuş gibi sunuluyor.
İDDİANAMEDEKİ SUÇLAMALAR
Fatma Aşık ile ayrıldığı eşi M. Aşık aynı dosyada yargılandı. Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, M. Aşık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Fatma Aşık ise yakalanamadığı için henüz yargılanıp ceza almış değil. Ancak hakkında ileri sürülen suçlamaları iddianamede okudum.
Nevşehir Cumhuriyet Başsavcısı Muammer Bircan tarafından hazırlanan iddianameye göre Fatma Aşık; ev hanımlarına ve üniversite öğrencilerine dinî sohbet vermek, bu sohbetlerde Fethullah Gülen’e ait kitapları okutmak ve öğrenci evleriyle ilgilenmekle suçlanıyor.
Savcılık, bazı tanıkların kullandığı “büyük abla” ve “büyük bölgeci” ifadelerine dayanarak Aşık’ın sohbet gruplarını organize ettiğini, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini ve bir dönem adliyede çalışan kadınlara dinî sohbet verdiğini iddia ediyor.
Ancak tanık anlatımlarının önemli bir kısmında “duydum”, “bildiğim kadarıyla” ve “görevini tam olarak bilmiyorum” gibi ifadeler yer alıyor.
Aşık’ın KHK ile kapatılan Kınalı Eller Derneğine üye olması, bazı özel şirketlerdeki SGK kayıtları ve Bank Asya hesabındaki para hareketleri de suçlama konusu yapılmış. Üstelik dijital materyallerin incelemesi tamamlanmadan iddianame hazırlanmış. Babasının evinde yapılan aramada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış.
İletişim Başkanlığı'nın videosunda “belge sızdıran” ve “adliye personeline talimat veren” tehlikeli bir kadından söz ediliyor. İktidar medyası da günlerdir “adliye imamı”, “belge sızdırma” ve “talimat verme” suçlamalarını tekrarlıyor.
Peki bu iddiaların delili nerede?
Özellikle baktım ancak iddianamede elle tutulur bir bilgi bulamadım. Yalnızca Ahmet Fatih Gürlek isimli bir tanığın ifadesi var. O da Fatma Aşık’ın “Nevşehir Adliyesinde bayan personelden sorumlu il imamı olduğunu duyduğunu” söylemiş.
Yani duymuş.
Ortada yalnızca bir duyum var.
Fatma Aşık’ın sızdırdığı ileri sürülen belgenin adı yok. Hangi belgenin, kime ve ne zaman sızdırıldığı yok. Adliye personeline verdiği iddia edilen talimatın ne olduğu yok. Talimat verdiği kişinin adı yok. Buna ilişkin herhangi bir somut delil yok.
Devletin bütün propaganda aygıtı, tek bir tanığın söylediği “duydum” kelimesinin üzerine korkunç bir suç hikâyesi inşa etmiş.
İddianamede başka tanık ifadeleri yok mu? Elbette var.
Merve Nur A., Emine Y., Meltem G. ve Şengül G. gibi tanıklar, Fatma Aşık’ın ev hanımlarının ve öğrencilerin katıldığı sohbetlere gittiğini, “ablalık” yaptığını, himmet ve burs topladığını, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini “itiraf etmiş.”
Anlattıkları bundan ibaret: Dinî sohbetler, öğrenci evleri, burs ve maddi ihtiyaçların karşılanması…
Çok şükür ki dosyada cinayet, şiddet, uyuşturucu, hırsızlık, tefecilik, taciz ya da tecavüz gibi bir “itiraf” yok.
Elbette yalnızca iddianamedeki bilgilerle de yetinmedim. Fatma Aşık’ı yakından tanıyan birkaç arkadaşına ulaştım. Onlar da Aşık’ın dinî sohbet vermek ve öğrencilerle ilgilenmek dışında herhangi bir şey yapmadığını ifade etti.
Adliye çalışanlarına dinî sohbet vermiş olsa ne olur? Bu suç mu?
AİHM kararlarına göre suç olmadığını artık sağır sultan bile öğrendi.
Bir daha tekrar edelim de, editör Tuba hanım da öğrensin. Bir gün kendisine de lazım olabilir.
AİHM: BUNLAR SUÇ DEĞİLDİR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 26 Eylül 2023’te açıkladığı KHK’lı öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararı ile 5 Mayıs 2026’da açıkladığı Şaban Yasak kararına göre; Bank Asya’ya para yatırmak, ByLock kullanmak, ankesörlü veya kontörlü telefonlardan aranmak, bir derneğe üye olmak, gazeteye abone olmak, çocuklarını KHK ile kapatılan okullara göndermek, öğrenci evinde kalmak, öğrencilerle ilgilenmek ve dinî sohbet vermek gibi gündelik ve hukuka uygun faaliyetler suç unsuru olarak değerlendirilemez.
AİHM, bu tür faaliyetlerin suç delili sayılmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde düzenlenen “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırı buluyor.
AİHS’ye imza atan Türkiye’nin de bu kararlara uyma zorunluluğu bulunuyor.
15 Temmuz’dan önce dinî sohbet vermek kanunda suç olarak düzenlenmemişse, yıllar sonra insanlara bu nedenle ceza veremezsiniz. Kanunda suç olmayan bir fiilden geçmişe dönük suç üretemezsiniz.
Bunun adı hukuk değildir.
NEVŞEHİR İLE NEDEN BU KADAR UĞRAŞILIYOR?
Peki Fatma Aşık ve onun gibi kadınlarla neden hâlâ uğraşılıyor? Aşık ile birlikte yaklaşık 10 kişi gözaltına alındığı hâlde neden yalnızca onun fotoğrafı medyaya servis edildi? Panik atak hastası bir kadının yüzüne neden o korkunç spot ışıkları doğrultuldu?
Bunun nedenlerinden biri, Doğu Perinçek’in tahliye edildiği döneme kadar uzanıyor. Hatırlarsanız Perinçek, tahliye edildikten sonra, “Kınından çıkmış keskin kılıç gibiyiz. Bütün cemaatlerin kökünü kazıyacağız” şeklinde açıklamalar yaptı.
Peki ardından ilk gittiği şehirlerden biri neresiydi?
Nevşehir.
Bunun önemli nedenlerinden biri de Kapadokya Üniversitesi Mustafapaşa Yerleşkesi. Bu yerleşke, Perinçek’in çevresindeki isimlerin kullandığı ve sık sık toplantılar yaptığı bir merkez hâline gelmiş durumda.
Perinçek’in Nevşehir ziyaretinin ardından kentteki adliye kadrosunda kapsamlı değişiklikler yapıldığı da herkes tarafından biliniyor.
Bu nedenle 15 Temmuz’dan bu yana Nevşehir’de hangi kadın tutuklansa “kadın sorumlusu”, “il imamı” ya da “bölge ablası” gibi sıfatlarla hedef gösteriliyor.
Perinçek’in sözünü ettiği ve önce Gülen cemaatiyle başlayan “kök kazıma” siyaseti, bugünlerde Süleymanlılar ve Furkan Hareketi üzerinden devam ediyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu soruşturmaların “herhangi bir dinî gruba, inanca, düşünceye veya hukuka uygun faaliyete” yönelik olmadığını söyleyerek "vicdanlara" su serpmeye çalışıyor. Ancak yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor.
İnsanlar dinî sohbetlere katıldıkları, öğrencilere burs verdikleri, bir derneğe üye oldukları, bir bankaya para yatırdıkları ya da öğrenci evlerinin ihtiyaçlarıyla ilgilendikleri için yıllardır suçlu ilan ediliyor.
Herkes bal gibi biliyor ki bu operasyonlar, dinî cemaatlere yönelik siyasi müdahalelerden başka bir şey değil.
28 Şubat bitmedi. Yalnızca aktörleri, hedefleri ve propaganda araçları değişti. Dün başörtülü kadınları ikna odalarına sokan zihniyet, bugün panik atak hastası bir kadının yüzüne spot ışıkları doğrultuyor.
Kimse kendini kandırmasın. 28 Şubat, bugün Akın Gürleklerin, Mustafa Çiftçilerin eliyle devam ediyor.
Karşımızda suçluluğu kanıtlanmış “korkunç bir kadın” değil; hakkında henüz hüküm bile verilmeden mahkûm edilmeye çalışılan mağdur bir kadın var.
Ve hayır Tuba, yanılmıyoruz.
https://t.co/UQIjomSX1K
Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
Alpaslan Kuytul çıkıp "Süleyman Hilmi Tunahan'ın öğrencileri bir cemaattir ama iktidara destek vermeyen cemaattir, bundan dolayı bu operasyon yapıldı" demiş. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı @oktay_saral da kalkıp "Suyun ısındı Kuytul" diye tweet atmış. Ve ertesi sabah Kuytul ve eşi gözaltına alındı.
Bugün işkence karşısında yükselen her ses, yarının daha adil ve insan onuruna yakışır bir toplumuna katkıdır.
İşkenceVarSUSMA
#FBvOL Ederson Talisca Asensio İstanbul Vedat Muriqi
Alparslan Kuytul Hocaefendi ve eşi Semra Kuytul, gözaltı kararı olmamasına rağmen emniyet güçleri tarafından şafak operasyonu ile gözaltına alındı.
AlparslanHoca Gözaltında
FurkanHareketine Operasyon
#AdanaEmniyeti