Mecbur kaldığım için Akhisar’dan İstanbul’a giden Metro Turizm’e ait 353402 numaralı otobüse bindim. Otobüs, Bursa Otogarı’na gelince muavin ‘45 dakika bekleyeceğiz’ dedi. 45 dakika sonrasına bilet satmışlar. Otobüste cenazesi olan, uçak bileti almış yolcular var. Yolcularla itiraz için yazıhaneye gidince görevliler kaba, tehditkar sözlerle ‘Bekleyeceksiniz’ diyor. İnsanların haklarını aramamasına alışmışlar. Açıklama yapan tek yetkili yok. Metro Turizmi mecbur kalmasam asla kullanmazdım. Kimse kullanmamalı.
Baraj patladı mı Oğuzhan?!
Yıllardır kendi mecralarımda hep başka insanlar için fayda aradım. Şahitsiniz. Şimdi ilk defa kendim için yazıyorum. Sıkı takip edenler bilir, uzun zamandır çok tatlıyım. Sessizim, sakinim. Ancak şimdi azıcık ekşiyeceğim, lütfen kusuruma bakmayın.
Ben bu vatanın derdiyle dertlenen bir adamım. Yangın olur, mağdurlara evimi açarım. Sesini duyurmak isteyen olur, memleketin en çok izlenen programlarını yapar seslerini duyururum. Yetmez, gelirlerini bağışlarım. Şahitsiniz.
Deprem döneminde de tüm hayatımı bir kenara bırakıp, insanlara bir nebze bile fayda olabilmek için canla başla çalıştım. Bu toprakların evladıyım, aksi olabilir miydi? Elbette yapacaktım. Asrın felaketiydi sonuçta. Herkes bir ucundan tutmalıydı. Ben de diğer herkes gibi, hepimiz gibi elimden gelenin fazlasını yaptım. Şahitsiniz. Yalnızca bunlara değil, bu vatana her fayda sağladığımda, sırf itibarları için beni nasıl, ne iftiralarla yem etmeye çalıştıklarına da şahitsiniz.
Önce “çok küfürlü biri bu” dediler, “öyleyim amk” dedim! Susup sktir olup gittiler. Derken yüksek makamlardan destek bulmak için “Bu Oğuzhan devlete meydan okuyor, kendini devlet sanıyor!” demeye başladılar. Yanlışa muhalefet ediyorum ya, devlet düşmanı ilan ettiler. Yaptığımız yardımları devlet sayesinde yaptığımızı belgelerle açıklayıp, devletten de tebrik alınca delirdiler. Ne yapsalar olmuyordu, yalanlar ürettiler.
Sahte görsellerle “bakın oğuzhan ne demiş” dediler, kanıtladım yalan söylediklerini, millet linç etti bunları, yerin dibine soktular hatta, ama ufacıcık bir utanma emaresi bile göstermediler. Deprem bölgesine binlerce çadır, onlarca çadır kent, iş makineleri, sağlık ekipmanları, protezler, konteynırlar, yardım gemileri, tırları vs. ulaştırırken biz, bir de bu ahlaksızların iftiralarıyla boğuştuk. Bir kere bile hak teslim etmediler.
Hatay’dan döndüğüm gün ekipten birkaç arkadaşım yanıma gelip baraj olayından bahsetti. İlk tepkim “Ne barajı oğlum? Orada baraj mı var?” demekti. Tamamı gönüllülerden oluşan 30 kişilik çağrı ekibimiz vardı. Onlar ihbarları alıp 10 kişilik teyit ekibine yolluyor, teyit gelince de konuları tivit atan ekibe ulaştırıyorlardı ve tivitler atılıyordu. Sistem buydu.
Bölgede, insanlar evlerinin yanından kaçsın da evleri yağmalayalım diyen bir grup kansız, polise baraj patladı ihbarı yapıyor. Bölgeye yardıma giden ve orada baraj olmadığını bilmeyen polis de telsizden ihbarı anons geçiyor. Tabii bu anons tüm telsizlerde cayır cayır yankılanıyor. Bir itfaiye aracı da megafondan yüksek sesle anons edince, millet kısa bir süreliğine paniğe kapılıyor. Ancak yalan ihbar olduğu anlaşılıyor. Videoları var!
Tam bu esnada ihbar hattımıza “baraj patlamış” ihbarları geliyor. İhbarlardan biri, kendini kültür bakanlığında çalışan biri olarak tanıtıp, uyduda suların yükseldiğini gördüğünü söylüyor. Teyit ekibi ihbarı yapan ismi araştırıp, nerede çalıştığını doğrulayınca konuyu tivit atan ekibe ulaştırıyor. Ve gönüllü ekip o tiviti atıyor. “Baraj patlamış!”
Haberin yalan olduğunu anlayınca hemen geri çekiyorlar tabii. Ancak olan oluyor ve bana vurabilecekleri en sağlam şey ortaya çıkıyor. Bölgede internet çekmezken, telefon şebekeleri bile tek tük çalışırken ve bu tivit olaydan sonra atılmış olmasına rağmen, hatanın bedeli yağmacılara değil bize kesiliyor. Başlık “Oğuzhan Uğur baraj patladı tiviti attı” oluyor. Ertesi sabah, uykusuzlukta 85. saatim, kendimi adliyede buluyorum. Şikayeti İstanbul’dan yapmışlar… Ya ne olacaktı?
Adliyede herkes bana “dik dur” diye bağırıyor. Bölgeden binlerce insan “biz şahidiz, gelip senin için şahitlik yapalım” diyor. Afad bile yazılı belgeyle Oğuzhan Uğur’un alakası yok diyor. Yetmiyor. Üç sene sonra, yine aynı konuyu açıp anama bacıma sövdürtüyorlar. Üç kuruş için nice canlara kıyan müteahhitleri değil, beni konuşuyorlar.
Söz sizde! Bu defa beni üç beş hayatsız trollün eline ben değil, siz teslim etmeyeceksiniz. Çünkü şahitsiniz! Benim troll ordularım, baronlarım yok. Sizden başka kimsem yok. Şahitsiniz
Kimseye zararı olmayan kendi halinde pırıl pırıl gençler.
Başıboş, mafya özentisi, aile terbiyesi adına bi şey almamış, şiddetle övünen, vatana millete faydasız velet sorunu var ülkede.
Ülkemizin dört bir yanında ormanlarımız yanıyor, içimiz yanıyor.
Orman yangınları elbette her ülkede yaşanabilir. Ancak iktidarların görevi, önleme-etkili müdahale ve yangın sonrası iyileştirme çalışmaları yapmaktır.
Bunun için özellikle iklim değişikliği etkilerinin zirveye çıktığı bir dönemde Orman Genel Müdürlüğü’nün imkan ve kabiliyetleri yeterli seviyede olmalıdır.
Ancak ne yazık ki Orman Genel Müdürlüğü personel sayısı 2022’den sonra bırakın artmayı, yaklaşık 2.300 azalmıştır, 29.000 kadro boş durumdadır. Kurumun bütçesi ve söndürme uçakları dahil olmak üzere araç ve gereçleri yetersizdir. Kısa kollu tişörtlerle yangına müdahale etmeye çalışan orman işçilerinin ekipmanları yetersizdir.
Orman Genel Müdürlüğü’nün 2025 bütçesinde “ormanların korunması” programında 32,5 milyar liralık ödenek varken, ilk 6 ayda yalnızca 12,5 milyar liranın, yani ödeneğin sadece %38’inin kullanılmasına izin verilmiştir.
İşte bu durum iktidarın ekonomik tercihlerinin sonucudur. Ormanlarımız için ilk 6 ayda kullanılan kaynak, kamunun faiz ödemelerine ayırdığı kaynağın sadece %1’idir. Dünyanın en iyi yangın söndürme uçaklarından 3.000 adet almaya yetecek 160 milyar dolarlık servetimiz, 19 Mart Darbesi’ni yapmak için harcanmıştır.
Bu iktidarın yönettiği devlet, milletimizi de ormanlarımızı da güvende tutamıyor. Çünkü iktidar, vatandaşa karşı kendini sorumlu hissetmiyor. Yaşadığımız her krizde, her afette, iktidar koltuğu boşmuş gibi, millet kendini korumak zorunda kalıyor.
Bu iktidarın yönettiği devlet, milleti yangında alevlerin arasında, depremde enkazın altında bırakıyor. Millet hakkını aradığında ise devlet milletin karşısına dikiliyor. Yaşadığımız kriz milletin yanında olmayan devletsizlik krizidir.
Lafla büyük devlet olunmaz. Büyük devlet, güçlü devlet, milleti güvende tutan devlettir. Afetlere karşı risk yönetiminin yapıldığı devlettir.
Asli sorumlu olmamasına rağmen tüm belediyelerimiz, tüm personelleriyle vatandaşlarımızın yanındadır. Bu krizleri aşmak için hazırlığımız tamdır ve bugün de her sorumluluğu üstlenecek iradeye sahibiz.
Yangın şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa, mücadele veren tüm personellerimize güç kuvvet diliyorum. Bu kötü günlerin bir an evvel geride kalmasını temenni ediyorum.
Sağımız savaş, solumuz savaş. Bize sıçramasın diye dua ediyoruz resmen. Peki biz neden kadınlarımızı, gençlerimizi, çocuklarımızı, bebeklerimizi gömüyoruz abi?! Madem sulh içindeyiz, neden askerlerimize, itfaiyecilerimize, madencilerimize ağıt yakıyoruz? Savaşa girdik de bomba mı attılar ormanlarımıza? Neden yanıyoruz abi!? Savaş yok diye şükrediyoruz. Şükrediyoruz da… Hangi düşman, hangi bayrağın altında saf tutsa bize biz kadar zarar verebilirdi acaba? Savaş olsa, düşman tankla, topla, uçakla gelse… Şanlı şerefli tarihin mirasçılarıyız, elbette dimdik dururduk karşılarında. Neden öldüğümüzü bilirdik en azından... Şimdi cephe yok, taraf yok, savaş yok. Peki biz sulh içindeyken, yürürken, çalışırken, tatildeyken hatta… Neden ölüyoruz abi?
Allah sonumuzu hayır etsin.
#SONDAKIKA
LGS'deki skandalları ortaya çıkardığım haberlerimin ardından hakkımda soruşturma başlatıldığını öğrendim. Kısa süre içerisinde gidip ifade vereceğim.
1 milyona yakın çocuğumuzun haklarını savunduğum için en ufak bir pişmanlık duymuyorum.
Hem tam puan yapılan okulların listesini…
Hem tercih edilen liseleri ..
Geri zekalıya anlatır gibi anlatır mısınız?
@Yusuf__Tekin
Ben profesör oldum filan ama geri zekalı gibi düşünün siz
Bekliyoruz
@tcmeb
Basının ve hiç kimsenin bu konunun peşini bırakmaması gerek
Genel Kurul’dayım.
CHP’nin LGS ile ilgili iddiaların araştırılmasına ilişkin önerisi görüşülüyor.
AKP hatibi çıktı, tüm iddia sahiplerini çocukların başarılarını gölgelemekle suçladı ve öneriye karşı çıkacaklarını söyledi.
İddialara yanıt vermek yerine soru soranlara meşrebince hakaret etmeye çalışan Yusuf Tekin’e ve kendini bakanlarına siper edenlere tane tane soruyorum;
İddia öne sürdüğünüz gibi; saat 10:45’te biten sözel bölümün sorularının 11.57’de dolaşıma sokulması değil. Aynı zamanda (11:57’de) henüz devam eden ve 12:50’de sona erecek olan SAYISAL BÖLÜMÜN SORULARININ DA paylaşılmış olması.
Açıklamalarınızda sadece sözel bölüme ilişkin iddialara yanıt vermenizin, sayısal bölümle ilgili ne sizin ne genel kurulda söz alan vekillerin tek kelime etmeyişinizin nedeni nedir?
(Bu tweeti yazıp bitirinceye dek öneri AKP-MHP oylarıyla reddedildi.)
15 bin Cumhuriyet Savcısı bir haftadır Yeliz’e Cumhuriyet’e hakaret ettiği için dava açamadı.
1 tane ya 1 tane Cumhuriyet Savcısı arıyoruz.
1 tane SAVCI çık ve halkın ebediyen kahramanı ol!
MEB’in yaptığı LGS’den pis kokular geliyor. Son 5 yılın en zor sınavı olduğu söylenen sınavdan rekor sayıda, 719 birinci çıkmış. MEB’in derhal açıklama yapmasını bekliyoruz. Bu birinciler hangi illerden ve hangi okullardan?
Gözaltına alınan Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın 24 Ekim 2024’te yaptığı paylaşım:
“Seçim döneminde harcadığınız 580 milyonu araştırmak için arkadaşlara talimat verdim. Yaptığımız araştırmalarda 30’un üzerinde usülsüz dosya tespit ettik.
O dosyalardan birinde, yeni belediye binasının başkanlık katındaki parkeleri beğenmeyen arkadaş, değiştirilmesi talimatını vermiş. 720 bin liralık faturası var.
Gittik baktık ki ortada yeni parke yok ama fatura var.”