Modern psikiyatrinin en büyük yanılgısı her şeyi serptonin, norepinefrin ve dopamin üzerinden anlamlandırmaya çalışması. Oysa beyin işleyişi çok daha kompleks ve çok faktörlü bir orkestra düzeniyle çalışır. Ve bu orkestra üyelerinden herhangi birinin uyumsuzluğu harika bir müzik yerine rahatsız edici bir gürültü oluşmasına yol açar. Aslında yapmamız gereken çoğu zaman nörotrabsmiter miktarını hedeflemek değil uyum ya da berraklığı sağlamak olmalıdır.
Örneğin Egzersiz, depresyonu serotonin üzerinden değil, inflamasyonu azaltarak tedavi eder; inflamasyon sistemin etkili çalışmasını engelleyen en yaygın faktördür. Bunu azalttığınızda nörotransterlerin çalışma etkinliğini restore ederek motivasyonu ve çaba gösterme isteğini yeniden kazandırırsınız. Tabi herkeste farklı bir sistem bozulmuş olduğundan herkese aynı tedavi işe yaramaz. Zaten bundan dolayı SSRİ’ler hastaların ancak yarısında işe yarar ve yalnızca üçte birinde tam remisyon sağlar.
Kimi Depresyonun asıl sorunu düşük ruh hali değil, anhedoni, yorgunluk ve bilişsel bozulma gibi “ilgi-aktivite” belirtileridir; bunlar dopaminin bozulmasından kaynaklanan motivasyon eksikliğinden ileri gelir. Enflamatuar sitokinler (IL-6, TNF-alfa) triptofanı kynurenine çevirerek dopamin sentezini engeller ve striatal dopamin salınımını azaltır. Aerobik egzersiz sistemik inflamasyonu (CRP, IL-6, TNF-alfa) belirgin şekilde düşürür, dopamin iletimini güçlendirir ve ventral striatum ile anterior mid-singulat korteks gibi ödül ve çaba bölgelerindeki işlevi iyileştirir. Böylece ödül için çaba harcama isteği artar, anhedoni ve yorgunluk azalır, bilişsel belirtiler düzelir; bu etki SSRİ’lerin ulaşamadığı kalıntı semptomları da hedefler. Daha uzun ve yoğun egzersiz daha güçlü anti-inflamatuar etki yaratır ve belirtilerde daha büyük iyileşme sağlar.
Birçok psikolojik rahatsızlığın temelinde nörotransmiter eksikliği değil; bunların etkili şekilde çalışmasını engelleyen bu durum yatar. Nitekim araştırmaların yürüyüşün birçok terapiden dahi daha etkili olduğunu göstermesi de sistemin enflamasyonu azaltan faktörlerin depresyon ve diğer psikolojik sorunların ortaya çıkması ve tedavisinde önemini birken daha gösteriyor
Sanayi Devrimi'ni kitlesel okuryazarlık değil, bilgi elitleri hızlandırdı:
18. yy. Fransa'sında şehirlerin sanayileşmesi okuryazarlıkla değil, Ansiklopedi'ye abonelikle ilişkiliydi. Yani, tarihi değiştiren ortalama eğitim değil, "yararlı bilgi" üreten küçük bir kesimdi.
Kars’ta arıcılık yapan girişimci tırı mobil bal üretim tesisine çevirmiş
TIR dorsesini 340 kovan kapasiteli mobil bal üretim merkezine dönüştürmüş
Güneş enerjisiyle çalışan sekiz katlı sistemle organik bal elde ediliyor
Hak etmedikleri hâlde torpil ve kayırmayla bir makama gelenler, toplumun sırtındaki asalaklardır. Sadece hak edenin hakkını yemekle kalmaz; kamu kaynaklarını sömürür, liyakatle çalışan insanların umudunu da kırarlar. Bir toplumun çöküşü, bu umutsuzluk yaygınlaşınca başlar.
Prostat kanseri erkeklerde görülen 1 numaralı kanser türüdür.
Ama erken teşhis edilirse neredeyse %100 tedavi edilebiliyor.
40 yaş üstü her erkeğin bilmesi gereken 7 temel kural:
(FLOOD)
Daniel Keyes’in "Algernon’a Çiçekler" romanında, zekâ seviyesini artırmak için deneysel bir ameliyat geçiren ve kısa sürede dâhiye dönüşen Charlie, bir restoranda yemek yerken zihinsel engelli bir bulaşıkçının elindeki tepsiyi düşürmesine şahit olur. Müşteriler kahkahalarla çocukla alay ederken, Charlie de kalabalığa kapılıp gülümsediğini fark eder. Eskiden tıpkı o çocuk gibi olduğunu hatırlayıp bir zamanlar kendisine güldüğünü idrak ettiği an utançla ayağa fırlar ve kalabalığa bağırır: "Çenenizi kapatın! Onu rahat bırakın, o bir insan!"
Dünyayı anlamaya başlamak ve zihinsel sınırları aşmak, insana sadece gerçeği kavramanın gücünü değil, katlanması zor bir farkındalığı da getirir. İnsan bulunduğu yerden yukarı çıktıkça, geçmişte ne kadar hırpalandığını ve toplumun acımasızlığını çok daha net görür. Ancak asıl yıkım başkalarının kötülüğünü fark etmek değil; zalim bulduğunuz o kalabalığın reflekslerine bizzat kendi içinizde de rastlamaktır. Güç, statü veya zekâ insanı otomatik olarak daha erdemli biri yapmaz; sadece kime dönüştüğünüze bakmanız için size daha aydınlık bir ayna tutar.
Kurumsal hayatın, okulda asla öğretilmeyen bir gerçeği var:
Beceriler işe aldırır. Duygusal istikrar oyunda tutar. ⚖️
Teknik bilgi öğrenilir. Sistem değişir adapte olursunuz, yeni araçlar çıkar öğrenirsiniz. Ama toplantıda egosunu yönetebilen, gerilim yükseldiğinde ses tonunu sabit tutabilen insan azdır.
⏳ Zaman baskısı yetkinliği test eder.
👥 İnsanlar ise karakteri.
Terfiler her zaman en zeki olana gitmez. En güven veren, en dengeli olana gider. Çünkü organizasyonlarda teknik bilgi değil; öngörülebilirlik prim yapar.
Liderlik ekipleriyle çalışırken en net gördüğüm şey şu: En büyük kırılmalar teknik hatalardan değil, duygusal kontrol kaybından çıkar.
Nitekim araştırmalar da bu tabloyu netleştiyor: Bugün yeni nesil harika bir teknik donanıma sahip ama iş sahaya gelince duvara çarpıyor. Kahoot!’un araştırmasına göre Z kuşağının %44’ü sunum yapmaktan korkuyor, %38’i toplantıda fikrini söylemeye çekiniyor. Fortune verileri ise daha çarpıcı: Çalışanların yarısı iş stresi yüzünden ağladığını, %40’ı ise daha ilk yıldan ayrılmayı düşündüğünü söylüyor.
İşe ilk başladığınızda bilmediğiniz o yazılımı bugün öğrenirsiniz. Ama 40 yaşında hala bir eleştiriyi kişisel algılıyorsanız, gerilim anında ya içinize kapanıyor ya da patlıyorsanız… O zaman mesele teknik değil, duygusal kapasitedir.
Ve bunu kimse performans görüşmesinde açıkça söylemez. "Biraz daha sakin olmalısın" der geçerler.
Ama alt metin şudur: "Sana güvenmiyorum. Çünkü kriz anında ne yapacağını kestiremiyorum."
Kariyerinde tıkanan, hak ettiği halde ilerleyemeyen birçok insanın eksikliği yetkinlik değil; bu duygusal kapasiteyi onlara kimsenin öğretmemiş olması.
Kariyeri taşıyan şey sadece bilgi değil; insanın her koşulda kendini taşıyabilme kapasitesidir. Ve bu, iş hayatı boyunca geliştirebileceğiniz en sessiz ama en güçlü kasınız.
Depresyon, olduğunuz kişi ile olmak istediğiniz kişi arasındaki mesafeden; kaygı ise olduğunuz kişi ile olmanız gerektiğine inandığınız kişi arasındaki mesafeden beslenir.
Dün yaşadığım bir olay beni düşündürdü.
Arabanın anahtarını kaybettik. Çilingir çağırdık.
Pazarlık ettik: 8.000 TL.
İşi yapan kişi 18-19 yaşlarında genç bir ustaydı.
Kapıyı 1 dakikada açtı.
Devreye bakıp aracı tanıdı.
Taşınabilir makinesiyle yeni anahtarı çıkardı.
Tabletten bağlanıp kumandayı programladı.
20-30 dakika içinde iş bitti.
Sonra “Hadi, diğer servise geçiyoruz.” deyip çıktılar.
O an şunu düşündüm:
Belki de kamuda çalışan birçok mühendisin bir ayda kazandığını bir günde kazanıyorlar.
Diğer tarafta…
12 yıl zorunlu eğitim.
1-2 yıl YKS hazırlığı.
Ülkenin en iyi üniversitelerinden birini bitirmek.
Sonra aylarca, bazen yıllarca iş aramak…
Türkiye’de yanlış olan, gençlerin çalışmaması mı?
Yoksa yıllarca diploma peşinde koşturup beceriyi ve mesleği ikinci plana atan sistem mi?
Travma hastalık değildir, bu yüzden iyileşmez. Travma yeniden şekil almaktır, başka bir forma dönüşmek ve bu yeni formla yaşamayı öğrenmektir. Sonra yeni bir “ben” ile tanışır insan. Hissettiği hüzün, eski benliğinin ve onunla bağlantılı herkesin ölümüne duyduğu yastır.
Bazı insanlar travmatik deneyimler yaşatarak sizi sarsar ve yeni formunuza ulaşmanıza bilmeden yardımcı olur. Onlara öfkelenmek yerine, yeni benliğinize ulaşmanıza yardımcı oldukları için teşekkür edin.
Demir, ateşi ona sadece acı veren bir travma olarak görseydi, asla yeniden şekil alamazdı. İnsan da böyledir. Daha iyi şekil alabilmek için, ateşten geçmek zorundadır. Böylelikle yıllar içinde kemikleşmiş olan bakış açımız, çok daha anlamlı ve işlevsel bir forma ulaşabilir. “Acı çekmek, bilgeliğin kaynağıdır. Ancak aptallar acıyı boşa harcar,” der Dostoyevski.
Victor Hugo'nun “Acı, büyük öğretmendir, yalnızca ondan öğrenenler gerçeği görür,” sözü ise travmanın paradoksunu özetler: Yıkım ve aydınlanma aynı madalyonun iki yüzüdür. Modern psikoloji, edebiyatın yüzyıllardır bildiğini yeni keşfediyor. Acı, insanı dönüştüren bir ateştir. Travma size iki şeyden birini yapar. Ya küllerinizde boğulursunuz ya da küllerinizden yeniden doğarsınız.
- Farkındalık Cehennemdir (Tunç Tataker)