Adıyaman Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğümüz, Adıyaman Üniversitesi tarafından düzenlenen “Şehrini, Üniversiteni, Kampüsünü Tanı” etkinliğinde stant açarak gençleri Kurum hizmetlerimiz hakkında bilgilendirdi.
Anthony Hopkins:
"Yaşadığımdan daha az yaşayacağımı biliyorum.
Kendimi bir kutu çikolata almış bir çocuk gibi hissediyorum. Yemenin tadını çıkar ve fazla kalmadığını görünce özel bir lezzetle yemeye başlar.
Bitmek bilmeyen kamu hukuku konferansları için vaktim yok, hiçbir şey değişmeyecek.
Ve yaşlarına göre davranmayan aptallarla tartışmak istemiyorum.
Ve gri ile dövüşecek zaman yok. Egoların şiştiği toplantılara katılmıyorum ve manipülatörlere tahammül edemiyorum.
İşlerini, yeteneklerini ve başarılarını elinden almaya en yetenekli kişilere iftira atmaya çalışan kıskanç insanlardan rahatsızım.
Başlıkları tartışmak için çok az zamanım var:
Ruhumun acelesi var.
Kutuda çok az şeker kaldı.
İnsan insanlarla ilgileniyorum. Hatalarına gülen insanlar başarılı olanlar, mesleğini anlayanlar ve sorumluluktan kaçmayanlardır.
İnsan onurunu savunan ve doğrunun, adaletin, adaletin, adaletin tarafında olmak isteyen.
Hayat bunun için var.
Etrafımda başkalarının kalbine dokunmayı bilen insanlarla olmak istiyorum. Kaderin darbeleri aracılığıyla ayağa kalkmayı ve ruhun yumuşaklığını korumayı bilen kişi.
Evet acelem var sadece olgunluğun verebileceği yoğunlukta yaşamak için acelem var
Kalan tüm tatlıları yiyeceğim, daha önce yediklerimden daha lezzetli olacaklar.
Hedefim kendimle, sevdiklerimle ve vicdanımla uyum içinde sona ulaşmak.
İki hayatım olduğunu sanıyordum ama sadece bir tane çıktı ve onu onurlu bir şekilde yaşamak lazım."
Anthony Hopkins.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Hayatınızda daha önce dinlediğiniz bütün ezgileri unutun.
Ve ruhunuzla Gazze'ye kulak verin.
"Onlar kınasınlar diye mi sesleniyoruz?
Kınayabildikleri kadar kınasınlar
Mezbahada olanları kınamak ne ifade eder?
Bombaların barutu azalmayacak
Ve hayatı ona geri getirmeyecek!"