Geçen yıl Milli Eğitim Bakanı’nın çocuğunu devlet okulu ve imam hatibe değil koleje yolladığını haber yapmıştık.
Bu kolejin, giriş - çıkışları elektronik kartla yapılıyormuş. Sertifikalı güvenlik çalıştırıyorlarmış ve gece görüşlü kamera sistemi bile varmış.
Bu vahim bir hata olmuş.
Hatta iki vahim hata!
İlki, bir fotoğrafın üzerinde oynayarak Devrimci Yol yerine Devrimci Mücadele yazılması.
Eser sahibinden izin alınması böylesi bir modifikasyona olanak tanımaz.
Var olan bir hareket yok sayılmış ve pankarta başka bir ifade yerleştirilmiş. Bu gerçeği tahrif etmektir.
Bu AI ile gerçeği değiştirmenin nasıl vahim sonuçlara varacağını gösteriyor.
Maalesef bunun çok sayıda pespaye örneği sosyal medyada görülüyor. Parka ile gözaltına alınan Deniz Gezmiş'i baharda kazakla yakalanmış gösteren fotoğraf gibi.
Bu yöntemin tarihteki daha ilkel örneği Troçki'nin o meşhur fotoğraftan silinmesidir.
İletişim'in kitap kapağında kullandığı o fotoğraf ikonik bir fotoğraf. Örneğin 1 Mayıs 1976 veya 1 Mayıs 1977 kürsü fotoğraflarından DİSK adını silip "devrimciler" yazmak doğru olur mu?
Yurttaşlara haksızlık, devrimcilere haksızlık, Devrimci Yol'a haksızılık bu.
İkinci vahim hata şudur: Ne kadar kitlesel olursa olsun 78 kuşağı ve devrimcilik tek bir harekete indirgenemez.
Daha anonim ve herhangi bir hareketi çağrıştırmayan sayısız 78 fotoğrafı varken, bir harekete ait fotoğrafı seçmek ve onu da "modifiye" etmek 78'lilere haksızlık değil mi?
İlle buna benzer bir görsel kullanmak isteniyorsa illüstrasyon yapılabilirdi.
Bu hata İletişim Yayınlarına hiç yakışmadı.
Türkiye solunun birikimi ve tarihine haksızlık oldu. Yazarın emeğine de...
Niyeti tartışmıyorum, halisane olabilir ama ortaya çıkan sonuç vahimdir.
Yapılacak iş bellidir: O kapağı değiştirmek lazım!
@iletisimyayin
Bugün Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu bu halk düşmanı rejime lanet okuyorsa… Gençler, kadınlar tüm ezilen emekçi halklar kendi hakları için ayağa kalkıyorsa… Bu, halkın ve 12 Eylül cuntasına karşı canı pahasına direnen devrimcilerin, yenilmezliklerinin en büyük kanıtıdır…
Başaran Aksu’nun cezaevinden madencilere gönderdiği mesaj:
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin gerçekte "cumhurbaşkanlığı holding sistemi" olduğunu kahramanca mücadeleleriyle Enerji Bakanlığının önünü kapatarak, kapısını kırarak, sekiz kez gözaltına alınma iradesi göstererek; tutsak edilen öncülerinin yanında dimdik durarak tarihin onur nişanesini yakalarına takan madencilere selam olsun!
Sağından soluna, devletinden holdingine herkesin yalan söylediğini, direnmek dışında bize kalan hiçbir şeyin olmadığını herkese gösteren bu madenciler; hangi siyasi kostümü giymiş olursa olsun hiçbir muhalefetin gücünün ağzına almaya bile korktuğu, asıl muhatabın Cumhurbaşkanlığı olduğu hakikatini ve o kuruma karşı yürümeden işçi sınıfının ve emekçi halkın emperyalistler, uluslararası tekeller ve holdingler tarafından soyulması pratiğine son verilemeyeceği gerçeğini bütün halka yol göstererek somutlaştırdılar.
Hâlâ seçimde kullanacağı oyla bu vahşi sömürü ilişkisini ve eşitsiz, adaletsiz güç dizaynını dağıtacağını düşünenler ya boş hayaller peşindeler ya da halkı kandırmaya devam etmektedirler.
Yaklaşık 20 yıldır kesintili, 1 yıldır da kesintisiz bir biçimde gece gündüz kora kor bir mücadelenin içerisindeyiz.
Bugün, her günkünden daha güçlüyüz, daha umutluyuz, daha korkusuzuz. Emekçi halkın derdine, çaresizliğine, ne yapacağını bilemezliğine fiziken koşmayanlar; orada olmayanlar, uzaktan seslenenler, ortaya konuşan kimseler bu yapıp etme biçimlerini değiştirmedikçe halktan teveccüh görmemeye devam edecekler.
Biz, bundan önce hangi partiye oy verdiğine bakmaksızın işçilerle büyük bir mücadele kardeşliği yaratarak işçi sınıfına bu savaş koşullarında bir kurtuluş yolu aralamaya çalışıyoruz. Erdoğan’dan yakınanlar; holdinglerden ve sarı sendikalardan yakınmıyor, topyekûn bir tavır almıyorlarsa Erdoğan'a ve onu ayakta tutan bu mekanizmalara çalışıyorlardır.
Herkes şunu bilsin ki fabrikalarda, tarlalarda, bürolarda, maden ocaklarında, depolarda çalışanlar, emekliler, çiftçiler, esnaflar, mühendisler, mimarlar, avukatlar arasında aynı ortak duygu var: Holdingçi güçlere karşı yüksek bir nefret!
Erdoğan ve holdingçi güçlerden büyük bir kopuşun içerisinde artık açık ki millî iradeyi biz temsil ediyoruz.
Madencileriz!
Devrimcileriz!
Celalileriz!
Daha önce "Hak ihlallerinde sorumluları belirlemek amacıyla" polis kasklarına numara zorunluluğu getirilmişti. Ancak şimdi birçok toplumsal olayda sivil polislerin yüzlerine pandemi dönemindeki gibi veya sağlıkçı gibi cerrahi maske taktığını görüyoruz.