Diyarbakır'a "Amed" denmesine izin verenler, yarın İstanbul'a Constantinopolis, İzmir'e Smyrna denmesine de izin verir mi?
Konstantinopolis Spor Kulübü diye bir takım kurulsa,
Şehitlerimizin olduğu gün tesadüfen "keyifler yerinde" diye paylaşım yapsa,
Taraftarı İstiklal Marşı'nı yuhalasa,
Mora'da Türkleri katleden komutanlarını öven sloganlar atılsa,
Ve tüm bu rezalete haklı olarak tepki gösteren Türkler yine ırkçı/barbar ve "barış karşıtı" mı olurdu?
İnanıyoruz ki, Türk devleti "Amed" dosyasına gerekeni yapacaktır.
Ya Resulallah, bugün sana bir milletin derdini getirdik… Bugün Mevlid Kandili… Senin dünyaya teşrif ettiğin geceyi yad ediyoruz.
Ama bu gece, yalnızca seni anmak için değil; sana ümmetini şikayet etmek için de geldik.
Şahit ol ya Resulallah…
Bir zamanlar Mekke’den ayrılırken ardına baktın. O şehir ki doğduğun, büyüdüğün, sevdiğin şehirdi. Ayrılık ağırdı. Çünkü insan bazen bir şehirden değil, kendi ruhundan ayrılır gibi ayrılır vatanından.
Şimdi biz sana Doğu Türkistan’ı anlatıyoruz.
Kaşgar’ı…
Hoten’i…
Gulca’yı…
Aksu’yu…
Bir zamanlar çocukların Kur’an sesiyle uyandığı, ezanla dirildiği şehirleri…
Bugün orada anneler çocuklarından, çocuklar babalarından, evlatlar ana-babalarından koparılıyor.
Camilerin sustuğu, Kur’an’ın sesinin kısıldığı, Ana dilin evlerin içine hapsedildiği, bir milletin yalnız toprağından değil, hafızasından da sürülmeye çalışıldığı bir yerdeyiz.
Ve biz… Sana geldik. Çünkü anlatacak başka kimsemiz kalmadı.
Allah’ım, Sana şikayet ediyoruz. Sen biliyorsun…Bizim bilmediğimizi de biliyorsun.
Geceleri sessizce ağlayan anneleri, evladının yüzünü yıllardır göremeyen babaları, hapishanelerde ismi bile unutulanları, annesinin sesini hatırlamaya çalışan çocukları…
Sen biliyorsun.
Ya Resulallah… Sana bir de bizi şikayet ediyoruz.
Ümmetini…
Hani kardeştik?
Hani bir bedenin azası gibiydik?
Bir yerde bir Müslümanın canı yanınca diğerinin yüreği sızlardı?
Öyle öğretilmemiş miydi bize?
Peki bugün Doğu Türkistan’ın yüreği yanarken…
Bizim yüreğimiz neden bu kadar sessiz?
Neden bir milletin feryadı, milyonların arasında kayboluyor?
Neden Kaşgar’ın yetimi bize ulaşamıyor?
Neden Hoten’in annesi sesini duyuramıyor?
Neden Doğu Türkistanlı bir çocuk, “Benim babam nerede?” diye sorduğunda bütün bir ümmet susuyor?
Sana bunun hesabını sormuyoruz. Sen zaten bize kardeşliği öğrettin. Biz, kendimizi sana şikayet ediyoruz Ya Resulallah...
Bizi affet. Çünkü onların acısını yeterince taşıyamadık. Onların gözyaşını kendi gözyaşımız sayamadık. Onların esaretini kendi esaretimiz bilmedik. Onların vatan hasretini anlayamadık.
Sen Mekke’den ayrılırken ardına baktığında duyduğun hüznü bugün daha iyi anlıyoruz. Çünkü Doğu Türkistanlıların da ardında bir vatan var.
Bir anne
Bir baba
Bir eş
Bir koca
Bir kardeş
Bir mezar
Bir cami
Bir çocukluk var ve belki de en acısı… Bir daha dönemeyeceklerini düşündükleri bir vatanı var.
Allah’ım…
Bu gece Sana yalvarıyoruz. Doğu Türkistan’ın mazlumlarını yalnız bırakma. Zindanlardaki esirlere sabır ver. Annesinden koparılan çocuklara merhamet et. Evladından haber bekleyen anaların gözyaşını dindir. Yurdundan sürülenlere yeniden vatanlarının yollarını aç.
Ve bize de…
Kardeşliğin ne olduğunu yeniden öğret.
Ya Resûlallah… Sna bir milletin emanetini de bırakıyoruz.
Doğu Türkistan’ı…
Biz anlatamadıysak Sen şahit ol
Biz sahip çıkamadıysak Allah şahit olsun
Biz sustuysak…
Doğu Türkistan’ın taşları, dağları, camileri, mezarları ve yetimleri konuşsun
Ve bir gün, Allah’ın izniyle, Kaşgar’da yeniden ezan okunduğunda, çocuklar korkmadan Kur’an öğrendiğinde, anneler evlatlarına sarıldığında, sürgündekiler vatan toprağına alnını koyduğunda, biz bu geceyi hatırlayalım.
Ve utancımızdan başımızı eğelim.
Çünkü o gün anlayacağız: Bir milletin feryadı göğe yükselirken, onu duymayan kulakların sessizliği de Allah katında kaybolmaz...
Allah’ım…
Sen mazlumların Rabbisin
Sen gariplerin sahibisin
Sen yetimlerin sığınağısın
Bu gece Doğu Türkistan’ın duasını kabul eyle
Bizi de o duaya layık bir ümmet eyle...
Marketlerin kâr hırsı ve kurumların yetersiz denetimleri ve umursamazlığıyla israf düzeni son hız devam ediyor!
Bunun gibi onbinlerce markette,
Tonlarca meyve sebze çürüyor!
Bunlara göz yumanlara, bu israf düzenine alkış tutanlara ve görmedim, duymadım rolü yapanlara duyurulur.
https://t.co/a9zMpmChrV
@ticaret
Yıllardır anlatıyoruz, dellileriyle gösteriyoruz fakat israf düzenine dur diyemiyoruz! Daha önce defalarca kez marketlerde fahiş fiyatlar sebebiyle raflarda kalan ürünlerin çöpe gittiği görüntüleri paylaşmıştık. İnsanların çöplerden toplaması ihtimaline karşı temel gıda maddelerini tahrip ederek buraya atan market çalışanlarının aldıkları emirleri uyguladıkları anları böyle kaydetmiştik.
Biz, komisyoncuların ve marketlerin gözü doymayan ticaretleri yüzünden ülkemizin verimli topraklarında yetişen birbirinden güzel meyve ve sebzeleri çöpe atarken, diğer ülkelerde yapılan israf karşıtı çalışmaları da tek tek detaylarıyla yine bu ekranlarda dile getirmiştik.
Fakat bugüne kadar ne kurumlardan ne de sivil toplum kuruluşlarından tek bir adım bile atılmadı, dahası israf düzeni de bu gözü doymayan ticaretin çarklarında artarak devam ediyor...
Son olarak bu görüntüler Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinden bir takipçimiz tarafından gönderildi... Migros mağazasında fahiş fiyatlarla satılan ve raflarda kalan meyve ve sebzelerin çöpe atıldığı anlar işte böyle kaydedildi. Toprağımızın değeri, üreticimizin emeği, tüketicinin göz hakkı ve çocukların sağlığı işte böyle çöpe gidiyor...İşte bu görüntüler indirim yapmamakta direndikleri için ve kâr etmeyeceksem, çöpe atarım daha iyi mantığıyla hareket ettikleri için oluyor...
Buna göz yumanları bir kez daha uyarıyoruz: İsraf düzeni sadece ekonomik değil, sosyolojik ve toplumsal fayda için de bir an önce son bulmalıdır!
Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne yönelik katliamları öylesine acımasızdı ki, küçük çocukların bile vahşice öldürüldüğünü gören Birleşmiş Milletlerin o dönemki en yüksek rütbeli askeri bile “Ben daha önce böyle bir vahşet görmedim” demişti.
Rum vahşetini anlatan videomuzun bu bölümünde Rum teröristlerin okul çağındaki soydaşlarımızı nasıl toplu halde katlettiklerini şahitlerin anlatımıyla yayınlıyoruz.
Kıbrıs Türkü’ne yapılanları unutmayacağız, unutturmayacağız! 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne karşı işlediği insanlık dışı katliamları hatırlatmaya devam ediyoruz.
Videomuzun ikinci bölümünde, bir Rum teröristin soydaşlarımıza yönelik katliamlara ilişkin kendi ağzından yaptığı itiraflar da yer alıyor.
EOKA’nın kanlı mirasını da, bu vahşeti destekleyenleri de unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız.
#MillîSavunmaBakanlığı
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir haberim var:
Sizlerin gelmediği İmam Maturidi Sempozyumu'nda sonuç deklarasyonu Türkiye Türkçesiyle okundu.
Bilginiz olsun...
Ayrıntılar bugünki yazımızda...
Bulgar Yazar Sophia Proneikos:
▪️Tarih beni asla şaşırtmaktan vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiçbir zaman kaybolmaz.
▪️Sadece kendini öyle zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki modern insanlar ona törensel protokol demeye başlar.
▪️İşte bu yüzden Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masasının etrafında değil, ilk tokalaşmadan önce yaşandı.
▪️Yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehterin sesleriyle karşılandı; önlerinde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi kıyafetler içindeki askerler duruyordu.
▪️Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: 1949’da savaş sonrası dünyanın sembolü olarak kurulan bir askeri ittifak, kökleri 13. yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına girdi. Mehter hiçbir zaman sıradan bir askeri bando olmadı, o bir silahtı.
▪️Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa kös davullarının gümbürtüsüydü; ardından zurnaların keskin sesi, sonra borular ve çarpan ziller…
▪️Çünkü bu müzik yalnızca orduya eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı. Amacı askerleri eğlendirmek değil, savaş başlamadan çok önce düşmana bir imparatorluğun üzerlerine doğru geldiğini hissettirmekti.
▪️Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla karşılaşmalarından sonra Batı ordularının yavaş yavaş Osmanlı davullarını, zillerini ve “Türk tarzı”nı benimsemesi tesadüf değildir.
▪️Bu tarz daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziğine bile girmiştir. Çünkü bazen tarih bir uygarlığı kılıçla fethetmez. Bir ritim yeterlidir.
▪️İşte bu yüzden bu töreni büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmaya çalıştığı için değil, Türkiye büyük uygarlıkların her zaman anladığı bir şeyi anladığı için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir. Ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini yalnızca konuşmalarla anlatmaz; bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir.
Bir tüketici artan su fiyatlarından sonra maden suyu zamlarına da isyan etti:
"3 gün önce 52 TL'ye satın aldığım Kızılay Erzincan Maden Suyu 69 TL olmuş.
Yazıklar olsun! Bu vurgun değil de nedir?"
@ticaret