Japonları güven duyulan, ahlaklı insanlar olarak biliriz. Toplumumuzda giderek büyüyen ahlaki erozyonu belki onlardan ilham alarak bir parça olsun giderebiliriz.
Bizde “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi var ve belli ki hiç işe yaramıyor. Toplum giderek daha da yozlaşıyor. 3 dinin hakim olduğu, türlü inançların iç içe yaşadığı Japonya’da ise dinlere atıf yapılmadan evrensel bir “Ahlak ve Değerler Eğitimi” veriliyor. Çünkü ahlakın dini yok,sadece iyi ya da kötü pratiği var.
Japonya’da ilkokullarda “Ahlak ve Değerler Eğitimi” 6 yıl boyunca 209 saat,ortaokullarda 3 yıl boyunca 105 saat veriliyor. Ama bu eğitim sadece bir dersle sınırlı değil, bütün eğitim sürecine yayılıyor. Bazı eyaletlerde liselerde de zorunlu ders. Dört teması var:
Bireyin kendisiyle,çevresiyle,bireyin kutsal değerlerle,toplumla ilişkisi. Bazı vurgular:
🉐Sağlığına dikkat et
🉐Verdiğin sözü tut
🉐Yalan söyleme
🉐Yaşama sevincini canlı tut
🉐Ülkeni sev
🉐Hukukun üstünlüğüne inan
🉐Adalete önem ver
🉐İnsanları sev
🉐Karşı cinsi anlamaya çalış
🉐Çalışmanın,alın terinin değerini anla
🉐Tembel olma
🉐Bencil olma
🉐Herkese, her zaman saygılı ol
🉐Aile büyüklerini sev, onlara saygılı ol
🉐Kendi kültürüne saygı duy
🉐Diğer kültürleri anlamaya çalış
🉐Doğayı,hayvanları, bitkileri sev
🉐İyi ve kötü arasında seçim yap
🉐Hatalarından ders çıkar
🉐Arkadaşlığa değer ver
🉐Ayrımcı ve önyargılı olma
🉐Paylaşımcı ol
🉐Düzenli ve temiz ol
🉐Ortak eşyaları dikkatle kullan
🉐Okulun iyi bir mekan olmasını sağla
🉐Yaşadığın yeri geliştir
🉐Ülkenin kalkınmasına yardımcı ol
🉐Toplumun ilerlemesine çalış
🉐Karamsar olma
🉐Yılgınlığa kapılma
🉐Yeni hedeflere yürü
🉐Her zaman gerçeği ara
🉐Anlayışlı ol
🉐Farklılıklara hoşgörülü ol
🉐Gelişime açık ol
🉐Dolu ve anlamlı bir hayat sür
İyi ve mutlu bir toplum için iyi ahlaklı insanlar gerekiyor. Fakat bunun yolu din bilgisinden değil, evrensel etik ve ahlak eğitiminden geçiyor.
“Bir millet zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür. Bir milletin ahlak değeri o milletin yükselmesini sağlar.”
Mustafa Kemal Atatürk
- İşe neden alındım?
+ Senden hoşlandık.
- Şaşırmadım.
+ Valla, biz şaşırdık açıkçası. CV'n berbattı. İmla hatası doluydu. Senden çok daha iyi adaylar varken biz senden hoşlandık. Nedenini bir türlü açıklayamıyoruz. Şaşkınız.
- Cebimde ki mendile limon, melisa veya bergamot uçucu yağını bir kaç damla damlatmıştım, ondandır. Uzman eczacım sağ olsun.
+ Bak işte, konuşurken bile yapım eki olan "ki"yi ayrı söylediğin anlaşılabiliyor. Ama hoşlanıyoruz senden, ne yapalım?
- "Birkaç"ı da ayrı söyledim.
+ Evet... Yarın başlayabilir misin?
- Yarın Mars retrosu var. Haftaya başlarım.
+ Olur, sen nasıl istersen... Seni seviyoruz.
Hahahahahaha 😀😀
Ya şu kadar komik bir görüntüyü nasıl şikayet edebildiniz? Bir de sağlıkbakanlığı etiketlenmiş. Kardeş bu ülkede hastane koridorlarına 💩 yapan insanlar var :))))))
Bir şey anladım. Sanırım hiç düzelmeyeceğiz. Bir şeyleri insanlar iyi yapsın diye uğraşmayı birkaç aydır bırakmıştım. Depremden sonra özellikle, saçıma sakalıma beyazlar düştü. Doğru bildiğim işleri yapmaya devam etmeye ve ötesi için üzülmemeye çalışmaya karar verdim. Bir adam çıktı karşıma. “Sen kimsin ki olanı biteni değiştireceğini sanıyorsun” dedi. “Ağaçlar kesiliyorsa, kuşlar gidiyorsa bu onların da bizden çekeceği zulmü öğrenmeleri anlamına da gelir” dedi. Durdum düşündüm. Ağrıma gidiyor insanın bu aymazlığı ama bir yandan haklıydı. Sadece işimi doğru yapmaya, çok konuşmamaya ve bana bu hayatta verilen görevleri bir kaplan sertliğiyle ama bir balık derinliğiyle üstlenmeye karar verdim. Geçiş süreci zor ama bu yeni kararım bana biraz rahatlama getirdi. Ancak kulağıma o kadar çok kötü haber çalınıyorki, delirecek gibi oluyorum. Mesela Kızılırmak Deltası’nda ve birçok yerde Türkiye’ye yerleşen “mülteci” kardeşlerimizden bazıları, doğan işine girmiş. Yırtıcı kuşlarımızı yakalayıp yurt dışına kaçırıp satıyorlar. İşin içinde resmi Türk yetkililerinden de var! İsim isim öğrendik. Resmen organize suç örgütü! Ülkemin güzelim kuşları, sakaları, gökdoğanları bu pis ellerin kucağında… Fotoğrafları gösterildi biri bana, dahası kendim görüyorum tuzakları, düzenekleri! Göz bebeğimiz Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nde bile durum aynı. Kuşların göç ettiği sahilleri yol geçen hanına çevirmiş bu pislikler! Durumdan herkesin haberi var üstelik. Pislikleri yakalayıp yakalayıp salmak durumunda kalıyorlar! Yüce devletimiz istese iki dakikada bitirir bunları. Suratım buradaki fotoğraflar gibi kızarıyor, çıldırıyorum. Öfkeleniyorum… Konuştuğumuz kişilerle ayrıldıktan sonra uzun uzun sakinleşmeye, ellerimi başıma alıp kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Söz konusu doğa ve bu Anadolu topraklarının canlıları olunca kederleniyorum. Biz onların sahibi değiliz ama burası bize emanet bir coğrafya. Burayı bilmeyenler olabilir ama burayı sevmeyenler, kendi pis adetlerini buraya taşıyanlar burada yaşamamalı. Kavimler göçü tarih boyunca yaşandı ama gelenleri yaptıkları bu alçak suçlardan sonra görmezden gelmemeliyiz! Yakında bu işin detayları ortaya çıkacak. Bütün resmi çalışan doğa korumacılar, bizler öfkeliyiz! Ülkede yırtıcı kuş kalmadı resmen. Ne Gökdoğan, ne Ulu Doğan… Şahin ve kartalları bile eskisi kadar sık görmüyorum. Sakin olmak gerek ama her gün bu güzelim kuşları bu pis ellerde, kötü emellerde görmekten bizim de gözümüz rahat etmiyor!
Aklıma geldikçe canımı yakan, üzen bir fotoğraf.
Bu enfes dükkanın yerinde bir zamanlar Rebul eczanesi vardı, çok şükür! buradan taşındı.
Viyana'da 200 yıldır aynı mekanda hizmet veren kafeleri, mağazaları görebilirsiniz. Kimsenin aklına o mekanları şnitzelciye çevirmek gelmez, gelse de yerel yönetim o dükkanlara ruhsat vermez. Çünkü o mekanlar şehrin ruhuna aittir ve o ruhu kaybederseniz özünüzü kaybedersiniz.
Ne yapılmalıydı peki?
İstiklâl Caddesi'nin sembol dükkanları, işletmeleri tespit edilerek bunlar kamu hizmeti gören işletme statüsü almalıydı.
Evet Rebul Eczanesi , Denizler Kitabevi, Lebon Pastanesi gibi yapılar kadim İstanbul kültürünün günümüze ulaşmış son öğeleriydi.
Şehir kültürüne katkı yapan, onu gelecek nesillere taşıyan her işletme, kurum ya da kişi kamu hizmeti vermektedir. Bunlar sayesinde geçmiş, güzel ve özlediğimiz İstanbul'un neye benzediğini bir nebze olsun görebiliyor, idik!
#kaybolantarihinpeşinde
Sanki enflasyon bizim dışımızdan gelmiş bir canavarmış da biz ona karşı savaşıyormuşuz gibi anlatanlar var. Enflasyon, yanlış ekonomi politikasının bir sonucudur. Enflasyon, dışarıdan gelmedi biz burada besleyip büyüttük.
Bir parkta 140 kuş görülecek ve o parktan sorumlu olanlar bunu umursamayacaklar. Adete bir kuş cenneti olmuş o park, ama yetkililerin haberi yok. Cami avlularında, parklarda çalılar söktürülür, ağaçlar kestirilir.
Topkapı Kültür Parkı, sonraki ismiyle Deprem Parkı'nda 8 yıldır kuş gözlüyorum. Bu parkta gördüğüm kuşları
#TopkapınınKuşları etiketiyle yeniden paylaşıyorum.
1. Ak kuyruksallayan.
Topkapı'da gördüğüm ilk göçmen kuş ak kuyruksallayan idi. Kış boyu görebiliriz.
Sonbaharda Erciyes♥️
📌Kar yağdı yağmasına ama fotoğrafı güzelleştiren bir şey daha var.. O da gökyüzünde pus olmayışı yani net bir gökyüzü.. Geçtiğimiz günlerde hava böyle güzel olunca Erciyes’i fotoğraflamak da mutluluğa dönüştü.. Düzenlemelerini yapabildiğim bazı sonbahar ve Erciyes karelerini bu akşam sizlerle paylaşıyorum.
📌AYRICA
Çektiğim fotoğraflardan sürpriz iki tanesini (o fotoğraf bu paylaşımda yok) orjinal haliyle indirmek isterseniz Youtube kanalımdaki son videonun açıklamasında indirme bağlantısını bulabilirsiniz. Mecburi değil tabiki ama kanalıma abone olarak yatay olarak çektiğim videoları da o platformda izleyebilirsiniz.
Youtube 👉🏻 Betul Turksoy
https://t.co/SWUNsIkUl3
Ya evet, binlerce binanın yıkım süreci çok uzun ve zor ama uzun süredir boş kalan hasarlı yapılar binlerce kuşa yuva olmuş, sığınak olmuş durumda. Gece yapılan yıkımlarda yüzlercesi enkaz altında kalmaya, aradan aylar geçse de can almaya devam ediyor. Acaba bir tık daha mı dikkatli olunsa? Misal içeri girilemeyen binalara gece ya da gündüz bir torpil atılabilir, içeride böyle yoğun sayılarda kuşlar varsa belli olur. Bilemedim nasıl bir yöntem izlenebilir ama bu görüntü de içimizi ezdi… @abdullahogunc