Son bir ayda İstinaf ve Yargıtay, cezaevindeki yakınlarına sadece para gönderdiği için verilen hapis cezaları da dahil olmak üzere, siyasi dosyalarda peş peşe onama kararları vermeye başladı. Toplum cezaevlerinin boşalmasını beklerken suçsuz onlarca insan yeniden cezaevine giriyor. Siyasette yeni çözüm süreci ve buna bağlı yasal düzenlemeler tartışılırken, yargıdaki bu tekinsiz acele “yasa çıkaracaksam da yatırabildiğimi yatırayım” demekten başka bir şey değil.
Zilan katliamı'nın üzerinden neredeyse bir asır geçti. Fakat inkâr, suskunluk ve yüzleşmeden kaçış hala devam ediyor. Bir halkın acısını görmezden gelmek, o acıyı ortadan kaldırmaz. Tam tersine, onu kuşaklar boyunca taşınacak bir yaraya dönüştürür.
Zilan, unutulacak bir "vakıa" değil; hatırlanması gereken bir vicdan sınavıdır.
Unutmadık. Unutturmayacağız
Not: fotoğraf Komir (ikizçalı) köyündeki bir toplumsal mezarda çekildi. Kemikler hala ortalıkta duruyor ...
1- Fotoğrafların orijinalliği teyit edilmiştir. Fotoğrafçılık alanında uzman bir akademisyen tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş; fotoğraf kâğıdının tarihsel özellikleri, yıpranmaları, lekeleri ve diğer fiziksel unsurları da değerlendirilmiştir. Ayrıca yaklaşık 15 yıldır bu nitelikte yüzlerce tarihî fotoğraf üzerinde çalışma yürüttüğüm için, bu konuda azımsanmayacak bir tecrübeye sahip olduğumu söyleyebilirim. Fotoğrafların orijinalleri de hâlen nezdimizdedir. Hülasa, bu fotoğrafların orijinal olduklarından yüzde yüz eminim.
2-Seyit Rıza ve arkadaşları gece saatlerinde farklı noktalarda idam edilmiştir. Ancak mevcut tanıklıklara göre cenazeleri bir günden daha uzun süre teşhir edilmiştir. Değerli tarihçi Mete Kalman'ın annesi Zekiye Hanım, bedenleri darağaçlarında gördüğünü bana defalarca anlatmıştır. Yine Bilgi Üniversitesi'nin kurucusu Mevlüt Mutlu'nun babası Dursun Mutlu da bedenleri darağaçlarında gördüğünü ve "birkaç gün" boyunca teşhir edildiklerini ifade etmiştir. Bu konuda Mete Kalman'da ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Araştırmacı Cemal Taş da cenazeleri darağaçlarında gören başka tanıklardan söz etmektedir. Benzer şekilde @poladduzgun da darağaçlarındaki bedenleri gören başka tanıkların ifadelerini kayıt altına aldığını belirtmektedir. Dolayısıyla, bu hususu doğrulayan birden fazla tanıklık bulunmaktadır.
3-Seyit Rıza, oğlu ve diğer bir aşiret reisinin yüzleri keçeli kalemle kapatılmıştır. Bu sansürün amacının, kimliklerinin teşhis edilmesini önlemek olduğunu düşünüyorum. Yapılan teknik incelemede sansürde kullanılan mürekkebin türü dahi tespit edilmiştir. Bununla birlikte, fotoğraflar kamuoyuyla paylaşıldıktan sonra benimle iletişime geçen bir araştırmacı, Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlenmediği aynı karelerin kendisinde bulunduğunu ve bunlara yakın zamanda ulaştığını ifade etti. Takdir ederse, bu fotoğrafları kendisi de kamuoyuyla paylaşacaktır
4-Bu fotoğrafların ortaya çıkmasıyla birlikte tartışmanın odağı artık fotoğrafların varlığı değil, devletin idam sürecini nasıl yürüttüğü olmalıdır. Kamuoyunun cevap araması gereken temel sorular şunlardır: İdamlar hangi usulle gerçekleştirildi? Cenazeler neden ailelerine teslim edilmedi? Nerelere defnedildiler? Ne kadar süre darağaçlarında bırakıldılar? Bu süreçte hangi idari ve hukuki işlemler uygulandı? Bu soruların muhatabı ben değil, ilgili devlet kurumlarıdır. Dolayısıyla, benden açıklama beklemek yerine, bu sürece ilişkin arşiv belgelerini ve kayıtları elinde bulunduran devletten daha kapsamlı bilgi talep edilmesi gerekir. Eğer bu konuda resmi belge ve kayıtlar mevcutsa, tarihî hakikatin ortaya çıkması adına bunların kamuoyuyla paylaşılması en doğru yaklaşım olacaktır.
89 yıl sonra Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını bulduk...
89 yıl önce Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersîmli önderi idam ettiler. Fotoğrafları ortadan kaldırarak hafızaya dair bir görsel bırakmak istemediler. 89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı. Darağacında ayakkabılar düşer bazen. İnsan idam edilince ve bedeninden ağırlık çekince, beden gevşeyince önce ayakkabı gider. Kimse bunu planlamaz. Kimse bunu hatırlamaz. Ama fotoğrafta kalır. Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış... Belki daha önceki kış... Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa. İdam fotoğrafları çoğunlukla yüzleri yakalar ya da yüzlerin olmadığı yeri... Ama bu fotoğraflarda gözler aşağıya kayıyor: Ayaklara... Düşmüş bir ayakkabıya. Ve içinde kalan nakışlı çoraplara… Nakış hâlâ duruyor. Ruh bedenden çekilmiş, isim silinmiş, yüz kazınmış ama o çorap duruyor; Dersîm'in rengini taşıyarak, onu dokuyan elin sıcaklığını taşıyarak. Biz tarihçiler belgeleri okuruz; ama bazen belge bir çoraptır. Ve o çorap, hiçbir arşivin söyleyemeyeceği şeyi söyler: Burada bir insan vardı. Sevilmişti. Üşümesinden korkulmuştu.
Atatürk'ün Emri:
#dersimsoykırımı
1- Yakın dönemin soykırımlarından biri Dersim'de 1937-38'de yapıldı. 4 Mayıs 1937'de resmen M. Kemal'in emriyle başladı. Ama her şey alenen ortada olmasına rağmen M. Kemal'i ısrarla aklamak isteyenler var. +
https://t.co/Im2m6PITRo
📌CIZÎR BODRUMLARI: 137 KİŞİ KATLEDİLMİŞTİ
⭕️AİHM'e yeni bir savunma sunan hükümet, yaşam hakkı ihlali olmadığını ve soruşturmanın eksiksiz yürütüldüğünü iddia etti.
⭕️Dosya avukatı Ramazan Demir, AYM üzerinden kurgulanan oyunun teşhir olduğunu ve mağdurları koruyan adil bir karar istediklerini belirtti.
https://t.co/gsdyJFQnOq
Çıplak arama, kişiyi çocukları ile tehdit etme o kadar eski ve yaygın bir yöntem ki. Bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1996 Aralık ayıydı. Fatma Tokmak 2,5 yaşındaki bebeği Azad ile gözaltına alındı. Yasal süre dışında 21 gün gözaltında kaldı. Kendisi ve küçük Azad
Dersim denildiğinde akla çoğu zaman yalnızca 1937-38 gelir. Oysa bu tarihin çok öncesinde, bölgenin siyasal ve toplumsal yapısını şekillendiren şahsiyetler vardı. Bu programda, Dersim'in en önemli tarihsel şahsiyetlerinden biri olan Seyit Rıza'nın yaşamını, aşiretler arası ilişkileri, devletle kurduğu temasları, dönemin siyasal atmosferini ve hakkında üretilen mitleri ele aldık
https://t.co/FbubUoDBBx
Su gibi...
''Uzak ülkeler düşlemiştik, büyük gemiler yüzmüştü ruhumuzda...''
🔴Bugün 1 Haziran; bugün senin doğum günün. Kiraz çiçekleri açmış doğa kendini yenilemiş, senin nehir yatağı saçlarınla salınmanı, şarkılar mırıldanmanı bekliyor.
Şimdi mumları üfleyebilir, pastanı kesebilirsin…
Ne iyi etmişsin de gelmişsin...
Fakir dünyamızı zengin, karanlığımızı aydınlık, kirimizi pirüpak, bencilliğimizi umut, dikenlerimizi gül etmişsin; hoş gelmişsin.
Kör gözlerimizde ışık, boyun eğmişliğimizde direniş oldun..
Hayatımıza kattığın her şey için sana minnettarız...
#Leyla
https://t.co/crqfBdpIrb
Dayika Zekiye…
1993 yılında oğlu Turan Demir ile beraber 11 köylü gözaltında katledildi. Katliamla beraber köyleri yakıldı, zorla göç ettirildi. Yıllarca oğlunun kemiklerini aradı. Failler beraat etti, o da yıllar sonra yakılan evinin dibine tek odalı taştan, çamurdan bir ev yaptı. Tek başına her yaz evine gelerek oğlunu andı, geçmişi andı. Yıkılan evinin ortasında büyüyen ağacını suladı. Çok yoruldu ama asla umudunu kaybetmedi… o umutla dün gece yaşamını yitirdi. Mekanın cennet olsun…
Yüzünde asılı kalan gülüş
Hacı Lokman, hepimizin hafızasında bir yara. O sürüklenme anı sonsuza kadar onun imgesinin bir parçası olacak. İsmini her duyduğumuzda hafızamız hep biraz sürüklenecek. Ancak Hacı Lokman'ın imgesi o andan ibaret olmamalı. Bunun için onun hikayesine bir yolculuk yapmamız gerekir.
https://t.co/f6Xe3TLNEM
Ağrı İsyanı’ndaki kadınlara dair çok az şey konuşuluyor…
Oysa şu soruyu sormak gerekiyor: Bu isyan gerçekten yalnızca bir “erkek icraatı” mıydı?
Ağrı Dağında kurulan direniş hattında kadınlar sadece geride kalan siviller değildi. Cephane taşıyan, haber ulaştıran, kafileleri organize eden, yaralılarla ilgilenen ve kimi zaman doğrudan çatışma hattında yer alan kadınlar vardı. İsyanın toplumsal hafızası erkek komutanların etrafında şekillendiği için, kadınların emeği çoğu zaman görünmez ...
İşte bu belgesel buna dair...
https://t.co/MknHMWr7cV
@xai@grok@X@elonmusk In your system, you racists have completely erased the Kurdish language - a language thousands of years old!
Zimanê min #Kurdî ye û Welatê min jî #Kurdistan e. Tewra nijadperestekî hov jî nikare vê yekê biguherîne. #Kurdistan
nîjadperest @elonmusk
@xai@grok as a Kurd, I've once again been subjected to massive discrimination by @X, @elonmusk + your "@grok-liar-money Racist": you flag every post written in #Kurdish -an act that serves as the very epitome of X #racism against #Kurds - as being in "romance, english, spanish a.o."
../2
📚Wezareta Çandê arşîva konsolosê Rûs Aleksandre Jaba çap kir lê bi sedan pirtûkên destxet ên Kurdî sansur dike Li gorî dîtina pisporan, pirtûkên navborî ji koleksiyona Jaba gelekî dewlementir in. Nûçeya
@FeridDemirel13
https://t.co/xD60WWmNxb