4) Did anything surprise you?
This question works because kids don't expect it. It skips past the script they've rehearsed in the car.
My son said "yeah, Mrs. Patterson cried during read-aloud." That turned into a 20-minute conversation about empathy.
From a boy who usually gives one-word answers.
30 Yaşına Kadar Okumanız Gereken Kitaplar:
Suç ve Ceza
1984
Martin Eden
İnsanın Anlam Arayışı
Simyacı
Küçük Prens
Siddhartha
Körlük
Şeker Portakalı
Hayvan Çiftliği
Yabancı
Dönüşüm
Sefiller
Monte Kristo Kontu
Herkesin önerdiği kitapları bir kenara bırakalım.
1️⃣ Aylak Adam → Çünkü insanın kalabalıkların içinde kendine ait bir hayat aramasını anlatıyor.
2️⃣ Tehlikeli Oyunlar → Çünkü insanın kendi zihninde kurduğu dünyadan çıkmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
3️⃣ Yaşarken Ölenler → Çünkü insanın hayattayken nasıl yavaş yavaş kendisinden uzaklaşabileceğini düşündürüyor.
4️⃣ Tatar Çölü → Çünkü insanın hayatını sürekli “bir gün” diyerek ertelemesinin neye dönüşebileceğini gösteriyor.
5️⃣ Mülksüzler → Çünkü toplum, özgürlük ve sahip olma kavramlarını yeniden sorgulatıyor.
Bu kitaplardan hangisini okudunuz?
KİTAPLIĞINIZDA BUNLAR YOKSA, ŞİMDİ NOT ALIN!
Çok konuşulanların dışına çıkıp biraz daha farklı raflara uzanıyoruz.👇🏻
1. Csutora — Sándor Márai
2. Tepe — Jean Giono
3. Tyll — Daniel Kehlmann
4. Zamanımızın Bir Kahramanı — Mihail Lermontov
5. Ermiş — Halil Cibran
Hangisini daha önce okudunuz?
Bu 5 kitabı okuyan biri, sizce neden okumalı?
1️⃣ Küçük Prens → Büyümekle yetişkin olmak arasındaki farkı düşündürdüğü için.
2️⃣ Simyacı → Kendi yolunu bulma ve hayallerinin peşinden gitme fikrini işlediği için.
3️⃣ Alamut → İnancın ve gücün insan zihnini nasıl şekillendirebileceğini sorgulattığı için.
4️⃣ Semerkant → Tarih, aşk, şiir ve siyaseti tek bir hikâyede buluşturduğu için.
5️⃣ 1984 → Özgürlüğün ve düşünme hakkının ne kadar değerli olduğunu hatırlattığı için.
Peki sizce bu 5 kitap arasından hangisi mutlaka okunmalı?
Yaşar Kemal okumuş biri şu manzaraya kayıtsız kalamaz. Fotodaki Binboğalar görselinden dolayı değil, tümüyle başka tür bir saygı duruşudur bu. İnsan dışındaki şeylerin de varlığının önemine dair bir bilinç belki. Ota, kuşa, böceğe, dağa, taşa, dikene saygımız varsa biraz da Yaşar Kemal’dendir bu.
Kaybettiklerimizin ardından tutulmayan yas yok; her isim bir ev, her ev bir dünya demekti. Onları sayılarla anmak mümkün değil. Bir gülüş, bir ses, yarım kalan bir hayal… Hepsi içimizde ağır bir emanet.
6 Şubat'ı unutmayacağız...
“Bütün bunlar varken ben yokum demenin güçlüğü var. Her şeye rağmen asıl olan yokluğumdur; her şeye rağmen tuhaf bir şekilde varımdır. Varlığımı beğenmem,
yokluğum kâfi gelmez. Varlığım aslında işe yaramaz, yokluğum bir siluetin kayboluşudur. Kendine bir anlam ve varlık yüklemek aslında gerçekte ne zordur, bunu sabit ve gerçek kılmak, o siluet bir an geçerken “Aaa Hikmet!” dedirtmek ne zordur. Yaşamın ve yaşantıların içinde kaybolmamak ne zordur. Gerçekten ne zordur. Geçerken “O bendim,” demek
ve buna yine de bir anlam verilememesi ve kendini kendi gözünle bile seçememek ne zordur, ne zor.” s.161-162