Türkiye’de akademi camiası henüz pek bilmiyor ama Elsevier sessiz sedasız dev bir şey yapmış: LeapSpace.
Makale ve tez yazarken uydurma kaynak sunmayan, arkasına koskoca Scopus ekosistemini alan bu araç, literatür taraması ve tartışma bölümü yazma sürecini baya baya kolaylaştırıyor.
Şu anda 14 günlük deneme sürümü açık. Tez/makale yazanlar kaçırmadan bir bakın derim. İlk keşfedenlerden neden olmayasınız?
https://t.co/wVGkwyjh0T
Ama tabii, yapay zeka araştırmacının yerini almaz. Son kontrol, yorum ve bilimsel muhakeme her zaman size ait.
📍Bu paylaşımım hesabımdaki diğer yapay zekâ araçları tanıtımında olduğu gibi, herhangi bir sponsorluk ya da ticari bir işbirliği değildir. Sadece bizzat deneyimlediğim akademik verimliliği artırdığına inandığım araçları araştırmacılara yol gösterme niyetiyle paylaşmaktayım.
İyi niyetle yapılan öneriler yaşadıklarımız için çözüm üretemez. İki gündür yaşanan şiddet bir sistemdir, zamanla oluşur. Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler.
Onlar, içinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar. Meselemiz güvenlikçi bir bakış açısı ile bu şiddeti yalnızca durdurmak değil. Şiddeti mümkün kılan çevreleri, bu şiddetin ekolojisini görmek zorundayız. Tüm gelişimsel çevre katmanlarını birlikte düşündüğümüzde, şu gerçek daha net görünüyor;
Mikrosistemde çocuklar, gençler duygularını taşıyamıyorlar. En yakın ilişkilerde, ailede, okulda, arkadaş çevresinde çocukların öfkesini, utancını, dışlanmışlık hissini tutabilecek, anlamlandırabilecek bir ilişki alanı kurulamıyor.
Mezosistemde; aile, okul ve psikososyal destek mekanizmaları birbirinden kopuk, Yapısal sorunlar devasa, yoksulluk eşitsizlik ve kutuplaşma dili.
Ekzososistemde dijital dünya filtrelenmiyor. Gençler, şiddeti estetize eden, öfkeyi besleyen ve görünürlük ile şiddet arasında bağ kuran içeriklere maruz kalıyorlar.
Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken, çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor.
Kronosistemde ise, tüm bunlar zaman içinde birikiyor.
Ve bu birikim, bir noktada yıkıcı davranış olarak dışarı çıkıyor. Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımlar durumu değiştirmez. Ayrıca ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu?..
Couldn’t agree more! Science publishing is not only one of the greatest scams, but it also greatly slows down scientific progress through gatekeeping. In the age of AI, this needs to be completely dismantled & replaced with fully open, free publishing in days, not months, with AI
Merhaba ben Serendipçe hesabıma erişim engeli getirildi yazdıklarım birilerini rahatsız etmiş bu benim yeni hesabım paylaşıp destek olursanız sevinirim
Destek ve dayanışma gösterenlere şimdiden teşekkür ederim🖤🌿
Kemal Kılıçdaroğlu, bir türlü hazmedemediği Ekrem İmamoğlu’nu sadece siyasetten tasfiye etmek istemiyor; aynı zamanda bu ülkenin ana muhalefet partisini, iktidardan aldığı destekle sabote ediyor. Böylece Türkiye’de sandık yoluyla bir değişimin gerçekleşme ihtimalini de ortadan kaldırıyor. Bugün inşa edilmekte olan, hiçbir muhalifin en ufak bir güvencesinin kalmayacağı otoriter bir rejime doğrudan destek veriyor.
Üstelik bunu yaparken, büyükşehir belediyelerindeki rantı ya da Meclis’teki koltukları korumak isteyen dar ve çıkarcı bir siyasi çevrenin desteğine yaslanıyor. Toplumsal meşruiyeti ve syasi tabanı olmayan bu küçük azınlık, CHP’yi içeriden çökertmeye çalışıyor.
Bu mesele artık @kilicdarogluk’un kişisel hırsları ya da geçmişte yaptığı siyasi hatalarla açıklanamaz. Bu, Cumhuriyet’in geleceğiyle, serbest seçimlerin devam edip etmeyeceğiyle ve toplumun en temel güvencelerinin teminiyle ilgili bir meseledir. Siyasi hırsları uğruna bu ülkeye böylesine ağır bir zarar veren kadroların hiçbir siyasi itibarı kalamaz.
Türkiye bir otokratik rejim değişikliği sürecinden geçiyor! Bu girişim başarılı olursa 1950’den beri görülmemiş bir otoriterliğe tanık olacağız. İktidar kararlı; önünde de siyasi/toplumsal muhalefetin direnişi haricinde hiçbir engel yok.
Olan biteni iyi anlamak için bir 🧵👇
Sonunda ağzındaki baklayı çıkarmışsın!
Ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu unutup açıkça bir cumhurbaşkanı adayını “telef” etmekle tehdit etmişsin.
Beni değil on milyonlarca seçmeni, milleti tehdit ediyorsun.
Aziz Milletim!
Cumhurbaşkanının “telef oldunuz”, “telef olacaksınız” sözü Türk siyasi tarihinin en dehşet verici itiraflarından birisidir.
Erdoğan rakiplerini saf dışı bırakmak için her yolu denediğini, daha da deneyeceğini itiraf etmiştir.
Seçimi iptal ederek, milli iradeyi yok sayarak, emrine aldığı yargı marifetiyle rakibini hapse atıp 35 yıllık diplomasını iptal ederek, aile fertlerini hapse atarak bizi durduramayacağını gören bu akla şu soruyu sorun:
Bilmediğimiz başka hangi yöntemlerin var? Daha ne yapacaksın? Henüz “heybenden” çıkarmadığın başka ne kaldı?
Aziz Milletim;
Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir,
Telef olan demokrasi ve hukuktur,
Telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memuru , çiftçinin, gencin hayatıdır,
Telef olan “milletin hizmetkarı” diye yola çıkarıp bir kenara atılan Ak Partili kadrolardır,
Telef olan her musibete rağmen yıllarca Erdoğan’ı sırtlamış Ak Partili seçmenin umutlarıdır.
Bu kötücül aklın yakıp yıkmadığı, canından bezdirmediği, inim inim inletmediği, “telef etmediği” ne kaldı?
Allah’ın izni, milletin desteğiyle ne telef olacağız, ne de kimseyi telef edeceğiz.
Ülkeyi bu kötücül akıldan kurtarıp düze çıkaracağız.
Türkiye İBB'yi ele geçirme katakullileriyle uğraşırken Yapay Zeka yeni bir evreye geçiyor: Otonom yazılımlar, yani kendi kodlarını yazan YZ.
Machine Intelligence Research Institute başkanı Nate Soares'in sözleri çarpıcı:
"Artık insanlığın zarar görmeyeceği bir yol kalmadı."
Avukatımın gelmesiyle birlikte, yaşanan depreme dair duygularımı şimdi ifade edebiliyorum.
En büyük üzüntüm, hayatını İstanbul’u afet odaklı planlamaya adayan, bunun mücadelesini veren yöneticiler ve şehir plancılar olarak bu zor günde sizlerle olamamaktır.
İlk tespitlerde herhangi olumsuz vaka olmaması sevindirdi. Tüm İBB ekiplerimiz teyakkuz halinde, tüm devlet kurumlarıyla koordineli şekilde görev başındalar.
İstanbul depremi ile ilgili mücadele, kurumlarımızın tamamının üstünde büyük bir beka mücadelesidir. Deprem meselesi seçim kazanmaktan, koltuk hırsından çok daha büyük bir meseledir. Bu nedenle acilen birliğe, beraberliğe, dayanışmaya ve ortak akla ihtiyacımız vardır.
Depremle mücadele konusunda merkezi hükümetle birlikte çalışabilmek adına muhtelif önerilerimiz oldu.
Bu vesileyle tekrar hatırlatmak isterim ki; kentsel dönüşümden altyapı ve üst yapı güçlendirmelerine, yeşil alanlardan ulaşıma, doğanın korunmasından kentsel gelişim prensiplerine, finansmandan bütün kurumlarla iş birliğine, İstanbul ve yakın bölgesini kapsayan geniş çaplı bir çalışma zorunluluktur.
Ulusal ve uluslararası seferberlik duygusuyla, İstanbul Deprem Konseyi önerimiz mutlaka harekete geçirilmelidir.
Kanal İstanbul ve benzeri ihanet projelerinden İstanbul’u uzak tutarak devletimiz ve milletimiz için beka problemi olan İstanbul Depremine ve sonuçlarına hızlıca hazırlanmalıyız.
Milletimize geçmiş olsun.
Ne kara kışlar gördü bu ülke. Ne baskılar, zorbalıklar.
Kendini ev sahibi, milleti kiracı zannedenlerin hoyratlıklarını gördü.
Ama asla sinmedi, korkmadı, vazgeçmedi, geri adım atmadı.
Millet varsa demokrasi var, millet varsa hak, hukuk adalet mücadelesi var.
Millet yine kazanacak, çünkü millet büyüktür.
AK Parti ve MHP’ye oy veren vicdanlı kardeşlerime sesleniyorum. Her fırsatta dinden ve vicdandan bahsedenler, mübarek Ramazan’ın bir İftar vaktinde 31 yıllık diplomamı iptal edip, aynı günün gecesinde bir sahur vaktinde gözaltına aldılar.
Göreve geldikten sonra İBB’ye 1200 müfettiş geldi, her işlemimiz didik didik edildi. Attığımız her adım, aldığımız her nefes yakından takip edildi. Yıllardır gelmeyen bütün müfettişler İBB’de kamp kurdu, İBB Meclisi bizi devamlı denetledi, bir grup medya her gün açık aradı. İhaleler dahil bütün iş ve işlemler anında basına yansıtıldı ve tüm detaylarıyla paylaşıldı.
Allah’a hamd olsun ki hepsinden tertemiz çıktık, hiçbir usulsüzlük bulunmadı.
Millet her şeyi gördü, bildi ve 3. kez 1 milyon oy farkıyla bizi seçti.
Her şey ondan sonra başladı.
Belediyeden iş alamamış bir grup ve onlarca suç kaydı olan bazı insanların şikayeti ile harekete geçildi. Bunlara gizli tanık iftiraları eklendi ve buradan aklın almayacağı bir suçlama oluşturuldu. Bir torba uydurdular içine akıllarına gelen her şeyi attılar.
Şimdi “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali hakkımızda yalan haber bombardımanıyla üste çıkmaya çalışıyorlar. Ciddi herhangi bir suç bulunamayınca insanları arayarak “gizli tanık”, “yalancı şahit” olmaya zorluyorlar. Yazık çok yazık.
Bizim Allah’a şükür veremeyeceğimiz bir hesabımız yok. Kumpas aklıyla hareket edenler eninde sonunda kaybeder ama bu arada olan güzel ülkemize oluyor.
Diplomam bir günde iptal ediliyor, kaç kuşaktır alın teriyle emekle biriktirdiğimiz tüm mal varlığımıza apar topar el konuluyor, haysiyet çiğneniyor.
Bir gün herkesin kapısını çalabilecek bu hukuksuzluğa evlatlarımız ve geleceğimiz için dur demeliyiz. Kendine ait olmayan koltuğu korumak adına her yolu mübah gören anlayışa dur demeliyiz. Ahlakı, hak ve hukuku korumanın partisi olmaz.
Ben bu ülkenin her görüşten insanının sağduyusuna güveniyorum. Herkesin milli iradeden yana olduğuna hiç şüphem yok. Haktan ve hukuktan nasibini almamış bir avuç insanın bu ülkeye yaşattığı zulmü artık durdurmamız gerekiyor. Seçimler gelir geçer, o parti gelir, bu parti gider ama kalıcı olan hakka ve hukuka olan güvenimizdir.
Herkes için, her zaman adalet.
Çocuk yaşlarımdan bu yana Kadir Gecesi’nin bende bambaşka bir anlamı vardır.
Gecelerin en güzeli olan Kadir Gecesi’ni yıllarca ailemle, annem ve babamla, sevdiklerimle yaşadım. Ömrümde ilk kez bu mübarek geceyi bir siyasi kumpasla içerde geçiriyorum.
And olsun ki, buna sebep olanlardan hem bu dünyada hem de mahşerde hesap soracağım.
Gelişmelere dair düşüncelerimi açıkça ifade etmediğim için tepki mesajları aldım. Bu tepkiler haklı.
Çoğumuz günlerdir gösterilere katılıyor, yaşananların zulmüyle yatıp kalkıyoruz. Ancak bunları dile getirmemek farkında olmadan bir anti-propagandaya hizmet etti: "Korkulacak bir şey var ve bu sessizlik kabul edilebilir." Benim pozisyonumda biri için hayır, bu sessizlik kabul edilemez. Tüm umudumuz, geleceğimiz yasal kılıflara büründürülmüş yöntemlerle elimizden çalınmaya çalışılırken, sinmiş görünmenin normalleşmesine katkıda bulunmam kesinlikle kabul edilemez. Bu yüzden, bu yazıyı geç yazmış olmama gelen ve gelecek olan tüm tepkileri peşinen haklı buluyorum.
Şimdi asıl konuya gelelim: Bu yapılan bir darbedir.
Bugün yasal kılıflar ve zorbaca güç kullanımıyla insanlara söyletilen yalanlar bu gerçeği gizlemeye yetmiyor. Devletli takım elbiseler, resmi ekranlar, sözde teammüller ve nazikçe uzatılan mikrofonlar bir "gerçek" izlenimi yaratıyor gibi görünebilir. Ancak hepimiz biliyoruz ki gelecekte bu yaşananların bir darbe olduğu istisnasız herkes tarafından kabul edilecek. Bunu göre göre, bile bile bu yalan etrafında dönen siyaseti yemiyoruz. Kimse yemiyor.
Daha da kötüsü, bu darbe ile birlikte demokratik değişimin önünü tıkamak için artık ülkeyi tamamen uçuruma sürükleyecek yöntemler seçmekten çekinmeyecek kadar gözlerin kararmış olduğunu da görüyoruz. Bu durum, bugün gasp edilen haklarımız kadar, ne kadar derin bir kuyuya itilmekte olduğumuza dair bizi kendimiz ve ülkemiz adına daha büyük bir endişeye sürüklüyor
Ben Ekrem İmamoğlu’nun ve bu yolda tüm mağdur edilenlerin arkasındayım ve inanıyorum, her şey çok güzel olacak.
O Esnada Bilimde...
Bilim insanları 4.5 milyar yaşındaki Bennu asteroitinden NASA'nın topladığı materyallerde yaşamın yapı taşlarını buldu. Bunların arasında dünyadaki yaşamın protein sentezlemek için kullandığı 22 aminoasitten 14'ü ve DNA'yı oluşturan moleküller olan adenine, guanine, cytosine ve thymine'in tamamı bulunuyor.