Diyarbakır'ın Çermik ilçesi ile Şanlıurfa'nın Siverek ilçesini bağlayan yolun bakım ve onarımdan mahrum bırakıldığını belirten İlçe Başkanımız Sayın Seyfettin Yiğit, yaşanan kaza ve mağduriyetlere dikkat çekerek yetkilileri göreve davet etti.
#HÜDAPAR@FarukDinc_@seyfettinyigitt
https://t.co/4OZ635MhWm
Gençlik Kolları olarak şehrimizin işlek noktasında Gazze'ye dikkat çekmek ve zulme karşı sessiz kalmamak adına gerçekleştirdiğimiz farkındalık etkinliği, vatandaşlarımızın yoğun ilgisiyle karşılandı.
Gazze davası daima gündemimizde olacak.
#Gazze#HürGençlik
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu:
Merhum Aliya İzzetbegoviç, 'Soykırımı unutmayın çünkü unutulan soykırım tekrarlanır' demişti. Srebrenitsa'da olduğu gibi bugün Gazze'deki soykırım da seyrediliyor. Siyonistlerin Gazze'de uyguladığı zulüm ve katliamlar modern çağın en büyük trajedilerinden biridir.
Her iki katliam da Batı'nın ve uluslararası toplumun ikiyüzlü ve çifte standartlı tutumunu gözler önüne sermektedir.
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Srebrenitsa Soykırımı'nın 31'inci yılını anma töreni dolayısıyla bulunduğu Potoçari'de ziyaretlerde bulundu.
İnsanlığa Karşı Suç ve Soykırım Müzesi’ni ziyaret ederek hatıra defterini imzaladı.
Potoçari Anıt Mezarlığı'nda soykırım kurbanlarına dua edip, Boşnak kardeşlerimizin acılarını paylaştı.
"Bugün Gazze'yi yerle bir eden, Filistin topraklarını işgal altında tutan, Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen’e ve İran’a saldırılar düzenleyen, Lübnan ve Suriye’deki işgali genişleten ve son olarak Türkiye'yi de açık biçimde tehdit eden taraf siyonist işgal rejimidir."
Türkiye'nin geniş katılımlı ve uluslararası ölçekte bir zirveye sorunsuz şekilde ev sahipliği yapması, ülkemizin diplomatik ve organizasyon kapasitesini ortaya koymuştur. Ancak ev sahipliği yapılan 36. NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesi, küresel güvenlik mimarisinin Batı'nın emperyalist çıkarları ile siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda şekillendirildiğini bir kez daha göstermiştir.
Sonuç bildirgesinin ilk maddesinde, "Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış bir saldırıdır." denilerek NATO Antlaşması'nın 5. maddesine güçlü vurgu yapılmıştır. Buna rağmen, bir NATO üyesi olan Türkiye'yi en üst düzeyde açıkça tehdit eden siyonist işgal rejiminin tehditleri kınanmamış, saldırgan tutum ve küstahlıklarına tek kelimeyle değinilmemiştir.
Bildirgede, bugüne kadar "müttefiklerin" bizzat sağladığı silahlarla adeta küresel bir çıkmaza çevrilen Rusya-Ukrayna savaşına atıfla; Rusya “uzun vadeli tehdit” kabul edilmiş ve silahlanma yarışını körükleyecek yeni lojistik/tedarik tedbirleri duyurulmuştur. Silahlanma yarışının körüklenmesi daha fazla ölüm, daha fazla yıkım ve bitmek bilmeyen çatışmaları beraberinde getirecektir.
Zirvede Türkiye’ye yönelik ilginin; Rusya ile beklenen olası büyük karşılaşmada Türkiye’nin hem savunma gücüne hem de jeopolitik konumuna olan hayati ihtiyaçtan kaynaklandığı bilinmelidir. Geçmişte Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı söz konusu olduğunda sistemlerini geri çeken sözde müttefiklerin bugün Türkiye’yi cephe hattının merkezine yerleştirmek istemesi dikkat çekicidir. Bu nedenle Türkiye’nin bugüne kadar sürdürdüğü arabulucu, yapıcı ve bölgesel istikrarı önceleyen dengeli politikasını tavizsiz bir şekilde devam ettirmesi hayati önem taşımaktadır.
Öte yandan Zirvenin sonuç bildirgesinde İran ile ilgili yapılan değerlendirmeler de NATO’nun güvenlik yaklaşımındaki çelişkiyi ve çifte standardı ortaya koymaktadır.
İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, siyonist işgal rejiminin sahip olduğu nükleer silah kapasitesi ise görmezden gelinmiştir. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine vurgu yapılırken, bölgeyi istikrarsızlaştıran saldırıların ve uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal eden işgal ve soykırım politikalarının faili olan siyonist rejime yönelik hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu yaklaşım, NATO’nun siyonist rejimden yana açık bir çifte standart uyguladığını göstermektedir.
"İran'ın komşuları açısından nükleer tehdit oluşturabileceği" iddiasının da makul ve gerçekçi bir zemini bulunmamaktadır. Herhangi bir şekilde Körfez Ülkelerinden birinde yaşanabilecek bir nükleer felaket sadece o ülkeyle sınırlı kalmayıp diğer Körfez Ülkeleri ile birlikte İran’ı da etkileyecektir. Dolayısıyla burada esas alınan güvenlik anlayışı, bölge ülkeleri ya da halklarının ortak güvenliği değil; bölgede yalnızca siyonist işgal rejiminin nükleer zırha sahip olarak istediği ülkeye saldırabilmesinin garanti altına alınmasıdır.
Bugün Gazze'yi yerle bir eden, Filistin topraklarını işgal altında tutan, Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen’e ve İran’a saldırılar düzenleyen, Lübnan ve Suriye’deki işgali genişleten ve son olarak Türkiye'yi de açık biçimde tehdit eden taraf siyonist işgal rejimidir. Buna rağmen sonuç bildirgesinde tek bir eleştiriye dahi yer verilmemiş olması, NATO'nun güvenlik politikalarının hangi siyasi eksende şekillendiğini göstermektedir.
Daha da önemlisi, İran hiçbir NATO üyesini işgal etmekle veya vurmakla tehdit etmezken, siyonist rejimin sözde başbakanı ve bakanları "vaat edilmiş topraklar" hezeyanıyla Türkiye'yi hedef gösteren tehditkâr açıklamalar yapmaktadır. Böyle bir tabloda sorulması gereken soru açıktır: Bir NATO üyesi olan Türkiye’ye yönelik yarın açık bir siyonist saldırı gerçekleştiğinde, bugüne kadar o katliam şebekesini kınamaktan bile imtina eden bu ittifak ne yapacaktır? NATO siyonist rejime karşı gerçekten 5. maddeyi işletecek midir?
Kendi üyesini açıkça tehdit eden bir terör yapısına toz kondurmayan NATO’nun o “ortak savunma” ve “bölünmez güvenlik” ilkeleri, söz konusu Müslüman Türkiye’nin güvenliği olduğunda birdenbire askıya alınmaktadır.
Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşen NATO Zirvesi aynı zamanda, ABD Başkanı Trump tarafından adeta bölgemize yönelik yeni bir saldırganlık silsilesinin komuta merkezine dönüştürülmüştür.
Bugüne kadar bölgemizde işlenen tüm insanlık suçlarının müsebbibi olan ABD, komşumuza yönelik yeni hava saldırılarının ve savaşı tırmandırma hamlelerinin emrini bilinçli olarak Türkiye topraklarından vermiş, şeytani planlarını bu coğrafyada uygulamaya koyma hevesini açıkça ilan etmiştir. “Benim için ateşkes bitti” diyerek masayı devirenlerin, sıkışmışlıklarının faturasını bölgesel bir savaş çıkartarak "müttefiklerine" ödetmeye çalıştığı ortadadır.
Ne yazık ki emperyalist ittifakın ortakları, canları her istediğinde bölgemize bombalar yağdırıp arkalarında büyük bir yıkım ve katliam bırakarak çekip gitmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Batı, her gidişinde arkasında istikrarsızlık, kan ve gözyaşı bırakmakta; coğrafyamızı ve İslam ümmetini kasıtlı bir kaosa itmektedir.
Ümmetin ve bölgemizin selameti; sömürgeci çıkarlar uğruna hareket eden ve adeta modern bir Haçlı Birliği’ne dönüşen emperyalist ittifaklarla değil; dış müdahaleleri tümüyle reddeden bölgesel bir askerî, siyasî ve ekonomik ittifakla mümkündür. Bunun için her türlü çabanın gösterilmesi gerekir.
Türkiye'nin geniş katılımlı ve uluslararası ölçekte bir zirveye sorunsuz şekilde ev sahipliği yapması, ülkemizin diplomatik ve organizasyon kapasitesini ortaya koymuştur. Ancak ev sahipliği yapılan 36. NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesi, küresel güvenlik mimarisinin Batı'nın emperyalist çıkarları ile siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda şekillendirildiğini bir kez daha göstermiştir.
Sonuç bildirgesinin ilk maddesinde, "Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış bir saldırıdır." denilerek NATO Antlaşması'nın 5. maddesine güçlü vurgu yapılmıştır. Buna rağmen, bir NATO üyesi olan Türkiye'yi en üst düzeyde açıkça tehdit eden siyonist işgal rejiminin tehditleri kınanmamış, saldırgan tutum ve küstahlıklarına tek kelimeyle değinilmemiştir.
Bildirgede, bugüne kadar "müttefiklerin" bizzat sağladığı silahlarla adeta küresel bir çıkmaza çevrilen Rusya-Ukrayna savaşına atıfla; Rusya “uzun vadeli tehdit” kabul edilmiş ve silahlanma yarışını körükleyecek yeni lojistik/tedarik tedbirleri duyurulmuştur. Silahlanma yarışının körüklenmesi daha fazla ölüm, daha fazla yıkım ve bitmek bilmeyen çatışmaları beraberinde getirecektir.
Zirvede Türkiye’ye yönelik ilginin; Rusya ile beklenen olası büyük karşılaşmada Türkiye’nin hem savunma gücüne hem de jeopolitik konumuna olan hayati ihtiyaçtan kaynaklandığı bilinmelidir. Geçmişte Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı söz konusu olduğunda sistemlerini geri çeken sözde müttefiklerin bugün Türkiye’yi cephe hattının merkezine yerleştirmek istemesi dikkat çekicidir. Bu nedenle Türkiye’nin bugüne kadar sürdürdüğü arabulucu, yapıcı ve bölgesel istikrarı önceleyen dengeli politikasını tavizsiz bir şekilde devam ettirmesi hayati önem taşımaktadır.
Öte yandan Zirvenin sonuç bildirgesinde İran ile ilgili yapılan değerlendirmeler de NATO’nun güvenlik yaklaşımındaki çelişkiyi ve çifte standardı ortaya koymaktadır.
İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, siyonist işgal rejiminin sahip olduğu nükleer silah kapasitesi ise görmezden gelinmiştir. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine vurgu yapılırken, bölgeyi istikrarsızlaştıran saldırıların ve uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal eden işgal ve soykırım politikalarının faili olan siyonist rejime yönelik hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu yaklaşım, NATO’nun siyonist rejimden yana açık bir çifte standart uyguladığını göstermektedir.
"İran'ın komşuları açısından nükleer tehdit oluşturabileceği" iddiasının da makul ve gerçekçi bir zemini bulunmamaktadır. Herhangi bir şekilde Körfez Ülkelerinden birinde yaşanabilecek bir nükleer felaket sadece o ülkeyle sınırlı kalmayıp diğer Körfez Ülkeleri ile birlikte İran’ı da etkileyecektir. Dolayısıyla burada esas alınan güvenlik anlayışı, bölge ülkeleri ya da halklarının ortak güvenliği değil; bölgede yalnızca siyonist işgal rejiminin nükleer zırha sahip olarak istediği ülkeye saldırabilmesinin garanti altına alınmasıdır.
Bugün Gazze'yi yerle bir eden, Filistin topraklarını işgal altında tutan, Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen’e ve İran’a saldırılar düzenleyen, Lübnan ve Suriye’deki işgali genişleten ve son olarak Türkiye'yi de açık biçimde tehdit eden taraf siyonist işgal rejimidir. Buna rağmen sonuç bildirgesinde tek bir eleştiriye dahi yer verilmemiş olması, NATO'nun güvenlik politikalarının hangi siyasi eksende şekillendiğini göstermektedir.
Daha da önemlisi, İran hiçbir NATO üyesini işgal etmekle veya vurmakla tehdit etmezken, siyonist rejimin sözde başbakanı ve bakanları "vaat edilmiş topraklar" hezeyanıyla Türkiye'yi hedef gösteren tehditkâr açıklamalar yapmaktadır. Böyle bir tabloda sorulması gereken soru açıktır: Bir NATO üyesi olan Türkiye’ye yönelik yarın açık bir siyonist saldırı gerçekleştiğinde, bugüne kadar o katliam şebekesini kınamaktan bile imtina eden bu ittifak ne yapacaktır? NATO siyonist rejime karşı gerçekten 5. maddeyi işletecek midir?
Kendi üyesini açıkça tehdit eden bir terör yapısına toz kondurmayan NATO’nun o “ortak savunma” ve “bölünmez güvenlik” ilkeleri, söz konusu Müslüman Türkiye’nin güvenliği olduğunda birdenbire askıya alınmaktadır.
Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşen NATO Zirvesi aynı zamanda, ABD Başkanı Trump tarafından adeta bölgemize yönelik yeni bir saldırganlık silsilesinin komuta merkezine dönüştürülmüştür.
Bugüne kadar bölgemizde işlenen tüm insanlık suçlarının müsebbibi olan ABD, komşumuza yönelik yeni hava saldırılarının ve savaşı tırmandırma hamlelerinin emrini bilinçli olarak Türkiye topraklarından vermiş, şeytani planlarını bu coğrafyada uygulamaya koyma hevesini açıkça ilan etmiştir. “Benim için ateşkes bitti” diyerek masayı devirenlerin, sıkışmışlıklarının faturasını bölgesel bir savaş çıkartarak "müttefiklerine" ödetmeye çalıştığı ortadadır.
Ne yazık ki emperyalist ittifakın ortakları, canları her istediğinde bölgemize bombalar yağdırıp arkalarında büyük bir yıkım ve katliam bırakarak çekip gitmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Batı, her gidişinde arkasında istikrarsızlık, kan ve gözyaşı bırakmakta; coğrafyam��zı ve İslam ümmetini kasıtlı bir kaosa itmektedir.
Ümmetin ve bölgemizin selameti; sömürgeci çıkarlar uğruna hareket eden ve adeta modern bir Haçlı Birliği’ne dönüşen emperyalist ittifaklarla değil; dış müdahaleleri tümüyle reddeden bölgesel bir askerî, siyasî ve ekonomik ittifakla mümkündür. Bunun için her türlü çabanın gösterilmesi gerekir.
"...Emrolunduğun gibi dosdoğru ol..."
ayetine perde olmaya yeltendiler. Öncüleri de benzerini yapmışlardı.
"İnkâr edenler dediler ki: Bu Kur'an'a kulak vermeyin, okunurken gürültü çıkarın, belki bastırırsınız." (Fussilet Suresi, 26)
Herkes karakterine göre davranır.
"Allah'a çağıran, salih amellerde bulunan ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?" (Fussilet, 33)
🔴HÜDA PAR'DAN TEPKİ!
📍HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne ABD bayrağı renklerinin yansıtılmasına tepki gösterdi. Dinç, 15 Temmuz darbe girişimini hatırlatarak bunun "kabul edilemez bir çelişki" olduğunu vurguladı.
https://t.co/Kx9xHjRLQh
TOKİ sakinleri çözüm bekliyor: Kanalizasyon taşıyor, çöp dumanı nefes aldırmıyor.
Diyarbakır'ın Çermik ilçesine bağlı Tepe Mahallesi'ndeki 158 Konut TOKİ sakinleri, kanalizasyon taşkınları, çöp depolama alanından yayılan duman ve kötü koku ile dairelerdeki işçilik eksikliklerine tepki gösterdi. Mahalle sakinleri hem sağlıklarını hem de yaşam kalitelerini olumsuz etkileyen sorunların bir an önce giderilmesini istedi.
Diyarbakır'ın Çermik ilçesine bağlı Tepe Mahallesi'nde bulunan 158 Konut TOKİ sitesinde yaşayan vatandaşlar, uzun süredir devam eden altyapı, çevre ve yapı kaynaklı sorunlara tepki gösterdi. Site sakinleri, sık sık yaşanan kanalizasyon taşkınları, çöp depolama alanından yayılan yoğun duman ve kötü koku ile dairelerdeki işçilik eksikliklerinin kendilerini olumsuz etkilediğini belirterek, sorunların bir an önce çözüme kavuşturulmasını istedi.
Çöplükten yayılan dumanın halk sağlığını tehdit ettiğini vurgulayan vatandaşlar, kanalizasyon altyapısının da kalıcı şekilde yenilenmesini talep etti.
Veysi Yazmacı
"Kanalizasyon taşkınları sağlığımızı tehdit ediyor"
TOKİ sakinlerinden Veysi Yazmacı, en büyük problemin kanalizasyon sistemi olduğunu ifade ederek, yaşanan taşkınların hem yaşamı olumsuz etkilediğini hem de halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi.
Yazmacı, "158 Konut GB-2 sakinlerinden biriyim. Geçen hafta Ankara ve Diyarbakır'dan TOKİ yönetimi ve müteahhidin ilgili elemanları geldi, sorunları dile getirdik. Bu sorunların en başından gelen şey, logarın pompayla üst yola gönderilip oradan aşağıya doğru yönlendirilmesi. Yalnız bu kışın 3 kez GB-2 ve GK-5 bloklarının zemin katları logar pisliğiyle doldu. Gelen heyete bunları izah ettik. Ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Müteahhidin yaptığı işçilik sıfır. Bizim en başta tek sorunumuz logarın yapılması çünkü sağlığı ilgilendiriyor. Logar suyumuzu pompayla üst yola atıyorlar. Elektrik gidince ya da aşırı yağış yağınca pislikle olduğu gibi açığa çıkıyor. Bugünkü devirde pompayla üst yola atacaksın, olacak şey değil. Bina niye o kadar çukurda yapılmış anlam veremedik." şeklinde konuştu.
"Çöp dumanı nedeniyle pencere açamıyoruz"
Bölgedeki çöp depolama alanından yayılan duman ve kötü kokunun da yaşamı olumsuz etkilediğini söyleyen Yazmacı, "Çöpün dumanı da zaman zaman rüzgar estiğinde geliyor. Buranın sıkıntıları anlatmakla bitmiyor. Çöpün dumanını düşünün artık, mikrop hepsi. Çöplükle buranın arasındaki mesafe bir-bir buçuk kilometre. Kapı pencereyi açamıyoruz. Çamaşır seremiyoruz. Bir an önce buna bir çözüm bulunsa, buranın halkı için sağlıklı olur. Çöp sorunu biz buraya geldiğimiz günden beridir devam ediyor. Belediye buna bir çözüm bulmalı." dedi.
Ahmet Kaçmaz
"Dairelerdeki işçilik kalitesi yetersiz"
TOKİ sakinlerinden Ahmet Kaçmaz ise defalarca yetkililere başvurmalarına rağmen sorunların çözüme kavuşmadığını söyledi.
Çöp depolama alanında zaman zaman yakılan atıklardan çıkan dumanın siteyi kapladığını belirten Kaçmaz, "Derdimizi çok kişilere anlatıyoruz ama maalesef o sorunlarımızı çözen kimse yok. Onun dışında şu arkamızda görmüş olduğunuz bu dumanın rezaletini çekiyoruz. Binaların içinde kokudan geçilmiyor. Kiracılar hepsi buradan çıkmış durumda. Kiraya gelmek isteyen bu dumanı görünce kiraya girmekten vazgeçiyor. Haftada en az 4 gün TOKİ'mizin içi hep duman. Bir de pis kokusu var bu dumanın. Çermik'in çöpünü buraya getirip yakıyorlar ve biz de bu dumanı çekiyoruz. Derdimizi söylüyoruz, maalesef kimse çözmüyor. Bu sıcakta vatandaş penceresini açık tutsa içerisine duman giriyor, kapatsa hava çok sıcak, vatandaş ne yapacağını bilmiyor. Kliması olan var, olmayan var. Yetkililer buna bir çözüm bulmalı. Arıtma tesisi mi yapacaklar yoksa çöpü buradan taşıyacaklar mı, bir çözüm olmalı. TOKİ'nin yetkililerine birçok sorunumuzu dile getirdik, çözeceğiz dediler, çözmediler. Kanalizasyon sorunlarımız hiç bitmiyor. Daire içinde ince işçilik sıfır. Dolaplarımız hepsi soyuldu. Mutfak dolaplarımız hepsi çökmüş durumda. Pencere ve kapıların arasından rüzgar içeriye giriyor. Kışın halimiz perişan durumda. Mutfak tezgahımız 3 defa düştü, daha geçen ay düştü." ifadelerini kulandı.
Ekonomik sıkıntılara da değinen Kaçmaz, TOKİ taksitlerinin 17 bin liradan 24 bin liraya yükseldiğini, aidatlarla birlikte aylık ödemenin yaklaşık 30 bin lirayı bulduğunu belirterek, birçok vatandaşın ödemeleri karşılayamadığı için dairesini satışa çıkarmak zorunda kaldığını söyledi. (İLKHA)
https://t.co/Kx9xHjRLQh
İlçe Teşkilatı olarak, İl Başkanımız Sayın Zeynul Abidin Gülsever ve beraberindeki heyetle birlikte, İlçe Başkanımız Uğur Uşar'ın oğlunun düğününe katılım sağladık.
Yüce Allah'tan genç çiftimize sağlık, huzur, mutluluk ve dünya-ahiret saadeti diliyoruz.
Erzincan’ın Başbağlar köyünde 33 masum insanımızın vahşice hayattan koparıldığı katliamın 33. yıl dönümünde, bu büyük acıyı bir kez daha yüreğimizde hissediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.
Erzincan��ın Başbağlar köyünde 33 masum insanımızın vahşice hayattan koparıldığı katliamın 33. yıl dönümünde, bu büyük acıyı bir kez daha yüreğimizde hissediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.
Erzincan’ın Başbağlar köyünde 33 masum insanımızın vahşice hayattan koparıldığı katliamın 33. yıl dönümünde, bu büyük acıyı bir kez daha yüreğimizde hissediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.
Aradan geçen 33 yıla rağmen, ne katliamın tetikçileri ne planlayıcıları ne de onlara kol kanat gerenler adalet önünde hesap vermiştir.
Bu karanlık olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması, gerçek faillerin ve arkalarındaki güçlerin ortaya çıkarılması adaletin bir gere��idir.
#BaşbağlarıUnutmadık, unutturmayacağız!
Toplumun temel sorunlarına çözüm üretmek amacıyla Meclis gündemine taşıdığımız bazı kanun tekliflerimizi kamuoyunun takdirine sunuyoruz.
📌Feshedilen veya münfesih sayılan örgütler hakkında kanun teklifi
📌Uyuşturucu ile mücadeleye yönelik kanun teklifi
📌Emekli maaşlarının asgari ücretin altında olmamasına dair kanun teklifi
📌Dini değerlere hakaretin cezalandırılmasına ilişkin kanun teklifi
📌Ailenin korunması ve sapkınlığın suç sayılması için kanun teklifi
📌Soykırım suçuna karışmış çifte vatandaşlarla ilgili kanun teklifi
Kanun tekliflerimizin detayları için: https://t.co/hoec373pMU
Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç'in Çermik ilçemizin sorunlarını TBMM gündemine taşımasının ardından, Hasran bölgesinin kronikleşen yol sorunu için ilk adım atıldı. Harekete geçen Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, bölgede yol yapım ve onarım çalışmalarını başlattı. Sorunların takipçisi olan Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç'e ve ilgili ekiplere ilçe halkımız adına teşekkür ederiz.
Genel Başkan Vekilimiz ve Mersin Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç, geçtiğimiz günlerde Çermik ilçemizde gerçekleştirdiği muhtarlar, kanaat önderleri ve STK temsilcileri buluşmasının ardından, halkımızın haklı taleplerini ve kronikleşen sorunlarını TBMM çatısı altında kamuoyuyla paylaşmıştı.
Sayın Dinç’in Meclis’te gerçekleştirdiği konuşmanın tam metni şu şekildedir:
"Çermik Halkının Haklı Taleplerinin Takipçisiyiz!"
Değerli Basın Mensupları, Aziz Milletim;
15 Haziran’da Diyarbakır’ımızın Çermik ilçesinde muhtarlarımız, kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle bir araya gelerek ilçemizin sorunlarını yerinde dinledik. Çermik halkının bizlere aktardığı, çözüm bekleyen acil sorunları bugün buradan, milletin kürsüsünden yetkililere bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Grup Yolları ve Ulaşım Çilesi: Çermik’te köylerimizin yoğun olarak kullandığı grup yolu oldukça bozuk durumdadır. Sürekli kazaların yaşandığı bu yolun bir an önce ıslah edilmesi ve Siverek’e ulaşımın rahatlatılması elzemdir. Aynı şekilde yaklaşık 5 bin nüfusun yaşadığı, 13 köy ve 8 mezrayı kapsayan Hasran bölgesinde de ulaşım son derece zor şartlarda sağlanmaktadır. Vatandaşımızın güvenli ulaşım hakkı daha fazla ertelenmemelidir.
Pınarlı Köyü’nün 40 Yıllık Elektrik Sorunu: Pınarlı Köyü’ndeki elektrik şebekesi adeta kaderine terk edilmiştir. Rahmetli Turgut Özal döneminden kalma, 40 yıllık elektrik direkleri ve kablolar çürümüş durumdadır ve açıkça hayati tehlike arz etmektedir. Köy halkı, bu çağ dışı şebekenin derhal yenilenmesini talep ediyor.
Hizmet Yok, Fatura ve Ceza Var! Hasran bölgesindeki vatandaşlarımız haklı olarak soruyor: "Yolumuz yapılmıyor, telefon şebekelerimiz çekmiyor, suyumuz akmıyor. Biz hizmet alamadığımız halde neden kuruşu kuruşuna fatura ödüyoruz, neden cezalara maruz kalıyoruz?" Telefonu çekmediği halde GSM operatörlerine tam ücret ödeyen, çukurlarla dolu Çermik yolunda zorlukla ilerlemeye çalışırken bir de trafik cezası yiyen halkımız haykırıyor: "Bize ceza kesiyorsanız, yolumuzu da düzgün yapın!"
Yayıklı Mahallesi’nin Köprü Talebi: Siverek yoluna sadece 3 kilometre mesafede olan Yayıklı Mahallesi, bağlantı yolu olmadığı için Siverek’e gitmek adına yolunu kilometrelerce uzatmak zorunda kalıyor. Siverek Çayı üzerine yapılacak küçük bir köprüyle bu mağduriyet kolayca çözülebilir.
Kıymetli Yetkililer;
Halkım��zın bu talepleri lütuf değil, en temel insani ve hukuki haklarıdır. Çermik’in ve çevre köylerinin bu mahrumiyetten kurtulması için konunun sonuna kadar takipçisi olacağız.
#HÜDAPAR #FarukDinç #Çermik #Diyarbakır #TBMM #MilletinSesi
Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç'in Çermik ilçemizin sorunlarını TBMM gündemine taşımasının ardından, Hasran bölgesinin kronikleşen yol sorunu için ilk adım atıldı. Harekete geçen Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, bölgede yol yapım ve onarım çalışmalarını başlattı. Sorunların takipçisi olan Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç'e ve ilgili ekiplere ilçe halkımız adına teşekkür ederiz.
Genel Başkan Vekilimiz ve Mersin Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç, geçtiğimiz günlerde Çermik ilçemizde gerçekleştirdiği muhtarlar, kanaat önderleri ve STK temsilcileri buluşmasının ardından, halkımızın haklı taleplerini ve kronikleşen sorunlarını TBMM çatısı altında kamuoyuyla paylaşmıştı.
Sayın Dinç’in Meclis’te gerçekleştirdiği konuşmanın tam metni şu şekildedir:
"Çermik Halkının Haklı Taleplerinin Takipçisiyiz!"
Değerli Basın Mensupları, Aziz Milletim;
15 Haziran’da Diyarbakır’ımızın Çermik ilçesinde muhtarlarımız, kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle bir araya gelerek ilçemizin sorunlarını yerinde dinledik. Çermik halkının bizlere aktardığı, çözüm bekleyen acil sorunları bugün buradan, milletin kürsüsünden yetkililere bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Grup Yolları ve Ulaşım Çilesi: Çermik’te köylerimizin yoğun olarak kullandığı grup yolu oldukça bozuk durumdadır. Sürekli kazaların yaşandığı bu yolun bir an önce ıslah edilmesi ve Siverek’e ulaşımın rahatlatılması elzemdir. Aynı şekilde yaklaşık 5 bin nüfusun yaşadığı, 13 köy ve 8 mezrayı kapsayan Hasran bölgesinde de ulaşım son derece zor şartlarda sağlanmaktadır. Vatandaşımızın güvenli ulaşım hakkı daha fazla ertelenmemelidir.
Pınarlı Köyü’nün 40 Yıllık Elektrik Sorunu: Pınarlı Köyü’ndeki elektrik şebekesi adeta kaderine terk edilmiştir. Rahmetli Turgut Özal döneminden kalma, 40 yıllık elektrik direkleri ve kablolar çürümüş durumdadır ve açıkça hayati tehlike arz etmektedir. Köy halkı, bu çağ dışı şebekenin derhal yenilenmesini talep ediyor.
Hizmet Yok, Fatura ve Ceza Var! Hasran bölgesindeki vatandaşlarımız haklı olarak soruyor: "Yolumuz yapılmıyor, telefon şebekelerimiz çekmiyor, suyumuz akmıyor. Biz hizmet alamadığımız halde neden kuruşu kuruşuna fatura ödüyoruz, neden cezalara maruz kalıyoruz?" Telefonu çekmediği halde GSM operatörlerine tam ücret ödeyen, çukurlarla dolu Çermik yolunda zorlukla ilerlemeye çalışırken bir de trafik cezası yiyen halkımız haykırıyor: "Bize ceza kesiyorsanız, yolumuzu da düzgün yapın!"
Yayıklı Mahallesi’nin Köprü Talebi: Siverek yoluna sadece 3 kilometre mesafede olan Yayıklı Mahallesi, bağlantı yolu olmadığı için Siverek’e gitmek adına yolunu kilometrelerce uzatmak zorunda kalıyor. Siverek Çayı üzerine yapılacak küçük bir köprüyle bu mağduriyet kolayca çözülebilir.
Kıymetli Yetkililer;
Halkımızın bu talepleri lütuf değil, en temel insani ve hukuki haklarıdır. Çermik’in ve çevre köylerinin bu mahrumiyetten kurtulması için konunun sonuna kadar takipçisi olacağız.
#HÜDAPAR #FarukDinç #Çermik #Diyarbakır #TBMM #MilletinSesi