Dünden beri çok şaşkın bir kitlenin önüne düşüyorum. O konuyu doğru anlatamadık ama yorumlarda gördüğüm inanılmaz bir yanlış anlamayı düzelteceğim.
Köy deyince aklınıza bugünkü köyler geliyor. Terk edilmiş, heba edilmiş, kültürü kaybolmuş, işlevsiz, ilkel yaşam yerleri.
Tarihteki köylerden birinde yaşamayı anlamak için; bugün bir zengin çiftliğine falan gitmeniz lazım. O zaman bile olmaz.
"Hastalıklar azaldı" falan. Topladığınız istatistikler sanayi devrimi sonrası insanların şehre doldulup içme suyuna bile lağım karışan, altyapı olmayan, doktor olmayan, ilaç olmayan, aşının bile icat olmadığı yıllarla kıyaslıyorsunuz.
"Eski kötü günlerden kurtardı" dediğiniz sistem, o kötü günlere yol açan sistem. Avrupa nüfusunun %95'i köylerde yaşarken birden bire şehre doldurdular. Altyapı, sağlık sistemi, fabrika dumanı solumadan yaşam ve işçilik dışında herhangi bir iş icat olması yüz yıl sürdü.
Yani;
- Köy deyince aklınıza sanayi devrimi sonrası köy geliyor
- Şehir deyince aklınıza sanayi devrimi sonrası şehir geliyor
Bunların ikisini de Sanayi Devrimi mahvetti. Eleştirdiğimiz bu.
"Ama bugünkü hale..." Öf yani. Yolu bu değildi; yolu altyapı bile olmadan milyonlarca insanı şehre doldurup ölümlerine, hastalanmalarına, bir ömür çalışmalarına neden olmak değildi.
Tabi bu konuşmalar Avrupa için geçerli. Biz Sanayi Devrimi'ni son 50 yıldır yaşıyoruz. 50 yıl önceye kadar şehirlerimizin doğası cennetti. "Şehrinizde iş yok" diye insanları İstanbul'a doldurdular. Acımasız keskin geçişte nice hayatlar perişan oldu..
Ama bizde 12 bin yıllık kültür kaybolmuştu. Kırım savaşı ile başlayan, balkan savaşlarından kurtuluş savaşlarına kadar yüzyıllar süren süreçte Anadolu'daki köy yaşamı perişan olmuştu. Gerçi zaten ondan önceki yüzyıllarda da kötüydü. Yukarıdaki gündemlerde Anadolu'yu kastetmiyoruz.
Nusayri Esad diktası 14 milyon Suriyeliyi evlerinden etti. Yüzbinlerce vatandaşını kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla katletti. Rejim hapishanelerinde Nazileri aratmayacak insanlık suçları işlendi.
Bunlar olurken; “Ne işimiz var Suriye'de? Bize ne Suriye'den?” diyenler, dikta kalıntıları güvenlik güçlerine saldırıp isyan çıkarmaya, terör estirmeye başlayınca Lazkiye'ye gitmekten bahsediyor.
Siyasal mezhepçilik tam da budur.
Kimse merak etmesin.
Türkiye, bölgesindeki hiçbir gelişmeye bigâne kalmaz, mezhep temelli provokasyonlara pabuç bırakmaz.
Tüm kötülüklere rağmen şu kirli dünyada temiz kalmayı başarmış, çevresine nezaketle davranan, sözü zarif, incelikle hareket eden, yeşili seven, iyilik yapmayı bilen, güce tapmayan, aklı ve vicdanıyla hareket eden, ne olursa olsun adil olmaya çalışan insanlara selam olsun.
Suriye'de Cumhurbaşkanı Şara'nın dahi kabul ederek güvenlik güçlerini ikaz ettiği Nusayri ve Alevilere yönelik vahşeti şiddetle kınıyorum.
Katliamlari alkışlayan bu insanlık dışı tutumu ve bu yazıya müsaade eden Yeni Şafak Gazetesi yönetimini de kınıyorum.
Sayın @emin_ekmen den MHP Genel Başkanı Bahçeliye tarihi çağrı:
"KHK lılardan 3-5 kişiyi çağrının onlar size yaşadıkları Zulmü anlatsınlar.Onların da umut hakkı var.Onlar medeni ölüme terk edilmişler."
@KHK_Turkiye
Şubat ayı araştırmamızda gördük ki Ekonomik sıkıntılara rağmen AK Parti yüzde 30 bandında. CHP ise 1-2 puan önde. Ve kararsız seçmenin büyük çoğunluğu iktidar seçmeni..
Yazar Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne: "Metinde şart yok pazarlık yok, sadece yapıcı ve onurlu bir yaklaşım var"
"Bu süreç bir kader birliği süreci, bunu anlamak için tarih bilmek gerekir"
"Yapıcı işbirliklerinin gerçekleştiği bir evre bekliyor bizi"
@Mumtazer@dilekodabas_
➡️İzlemek için: https://t.co/FzBRLjmXkE
Bütün mevzuları mağduriyet. Her şeyden bir şekilde mağdur olmayı başarıyorlar. Kendileri başka inançlara hiç saygı duymazlar ama herkes onlara saygı duymalı.
"Yalnız Ramazan günü değil, tüm hayatım boyunca kamu malını birilerine peşkeş çeken, mahkemeleri zulme aracı kılan, devleti çiftliğe çeviren hiç bir koruma, kişiye desteğim olmayacaktır" denildiği anda Müslümanlık adına umut edebiliriz.