26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı.
30 Ağustos’ta bağımsızlık ve özgürlük yolunun zaferi kazanıldı.
Bu zafer yalnızca bir savaşın değil; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen bir iradenin zaferidir.
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bu büyük zafer, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda milletimizin eşitlik, özgürlük ve çağdaşlık yolundaki en önemli dönüm noktasıdır.
Başta Atatürk olmak üzere, vatanı uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizi sonsuz saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
#30Ağustos #ZaferBayramı #BüyükTaarruz #MustafaKemalAtatürk
Tarih Unutulmaz; İnsanlık Borcu da Unutulmaz
İsrail hükümetine ve İsrail halkına bir tarih hatırlatması yapmak gerekiyor:
Nazi Almanyası'nın Yahudilere yönelik zulmü sırasında Türk diplomatları Yahudilerin korunması ve kurtarılması için önemli görevler üstlendi; Türkiye, Nazi zulmünden kaçan Yahudi bilim insanlarına da kapılarını açtı.
Dün kendisi zulüm gören bir halkın, bugün başka bir halkı zulüm altında bırakan politikaların arkasında durması, tarihin en ağır ironilerinden biridir.
Filistin'de yaşanan insanlık dramı karşısında İsrail hükümetinin politikalarını kabul etmek mümkün değildir.
Türkiye Adalet Bakanı'nın Netanyahu hakkında kırmızı bülten çıkarılması talebinde bulunması da bu tablonun hukuki boyutunun artık daha güçlü biçimde gündeme taşındığını göstermektedir.
İsrail hükümeti tarihle, hukukla ve vicdanla yüzleşmelidir. Türkiye susmayacak. Dünya da susmamalıdır.
@TC_Disisleri@AdaletBakanligi@IsraelinTurkey
“Mesele din değil, mali suçlar” deniyor.
Peki biz de başka bir soru soruyoruz: Bu servetler nasıl oluştu?
Yıllar boyunca büyüyen, milyarlarca liralık varlıklara ulaşan bu vakıflar ve tarikatlarla bağlantılı yapılar, devletin denetiminden nasıl geçti?
Maliye neredeydi?
MASAK neredeydi?
Sorumlu kurumlar neredeydi?
Bugün operasyon yapılmasını konuşuyoruz. Oysa asıl konuşmamız gereken, bu servetlerin yıllarca nasıl denetlenmeden büyüdüğü.
Laik bir hukuk devletinde sorulması gereken soru tam da budur.”
KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜ, RANTSAL DÖNÜŞÜM MÜ?
17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçti. Deprem korkusu hâlâ milyonlarca İstanbullunun hayatında.
Ama bugün kentsel dönüşüm, İstanbul’un gerçekten riskli bölgelerini güvenli hale getirmek yerine, bazı yerlerde ranta dönüşmüş durumda.
Deprem görmemiş, sağlam binaların bulunduğu değerli semtlerde insanların korkularından yararlanılarak evleri yıkılıyor; müteahhitler ederi yüksek, değerli daireler kazanırken, yurttaşlar bazen yıllardır sahip oldukları evlerinin neredeyse yarısını kaybediyor.
Oysa kentsel dönüşümün amacı insanları mülklerinden ve geleceklerinden mahrum etmek değil, onları depreme karşı güvenli hale getirmektir. Deprem korkusu üzerinden yaratılan rant, kentsel dönüşüm değil; rantsal dönüşümdür.
17 Ağustos’u anmanın en doğru yolu, yeni bir felaketi beklemek değil, İstanbul’u gerçekten depreme hazırlamaktır.
Öcalan'ın "KÖK" yasa dediği ,politikacıların çerçeve veya daha süslü isimlerle https://t.co/LU8m5Po7ir oylanan bu yasa için verilen oyların evet mi hayır mı olması gerektiğinin cevabı aşağıdaki görselde!
AKP 25.yılını kutluyor (!)
25 yıl önce başlayan bir iktidar hikâyesinin bugün geldiği noktayı yalnızca iktidarın kendi anlattıklarıyla değerlendiremeyiz.
Biz başka bir karne çıkarıyoruz:
Demokrasiden ne kadar ödün verdik?
Hukuktan ne kadar vazgeçtik?
Eğitimde ne kadar geriledik?
Özgürlüklerimizi ne kadar kaybettik?
Cumhuriyetin hangi değerlerini koruyabildik?
Ama asıl sorun şu:
AKP'nin 25 yılda ne yaptığı değil; Türkiye'nin 25 yılda neleri kaybettiği?
Çünkü bir ülkenin gerçek karnesi, iktidarın kutlamalarında değil, vatandaşının hayatında yazılıdır.
BU DOKUNULMAZLIK NEDEN?
“Barış” ve “toplumsal bütünleşme” adına çıkarıldığı söylenen bir yasada bizi en fazla düşündüren hükümlerden biri şudur: Bu süreçte görev yapan kişilerin, yaptıkları görevler nedeniyle hukukî, idarî ve cezaî sorumluluğunun doğmayacağı daha baştan güvence altına alınıyor.
O halde soruyoruz: Her şey hukuka uygun, şeffaf ve milletin yararına yapılacaksa bu olağanüstü sorumsuzluk zırhına neden ihtiyaç duyuluyor?
Hukuk devletinde hiç kimseye, daha ne yapacağı bilinmeden, gelecekteki eylemleri için peşinen sorumsuzluk güvencesi verilmemelidir.
Bugün “barış” denilerek yapılan işlemler yarın Türkiye'ye ağır sonuçlar doğurursa bunun hesabını kim verecek?
Neden 10 Ağustos?
10 Ağustos 1920’de bu ülkeye Sevr dayatıldı.
106 yıl sonra, yine bir 10 Ağustos’ta Meclis’te ülkenin geleceğini ilgilendiren bir düzenleme gündemde.
Tarihler bazen yalnızca bir tesadüf değildir.
Biz Kadın Partisi olarak, Cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin ve halkın iradesinin yanındayız.
Bu ülkenin geleceğinin kapalı kapılar ardında şekillendirilmesine, Meclis’in ve halkın iradesinin etkisizleştirilmesine karşı çıkıyoruz.
Geçmişimizi biliyoruz.
Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkıyoruz.
Geleceğimizden vazgeçmiyoruz.
#10Ağustos #KadınPartisi #Cumhuriyet #Demokrasi #Halkınİradesi
Bu Yetkiyi Size Millet Vermedi!
Hiç kimse, 85 milyon insanın ve henüz doğmamış çocuklarımızın kaderini birkaç yüz oyun arkasına saklanarak belirleyemez.
TBMM'de görüşülen bu çerçeve yasa, herhangi bir kanun değildir. Sonuçları yıllarca tartışılabilecek, Türkiye'nin geleceğini etkileyebilecek tarihî bir karardır.
Milletvekilleri elbette milleti temsil eder. Ancak hiçbir milletvekili, milletin ortak geleceğini ilgilendiren böylesine hayati bir konuda toplumun tamamı adına tek başına karar verme yetkisine sahip değildir. Sandıkta verilen temsil yetkisi, milletin doğrudan iradesinin yerine geçmez.
Bu nedenle soruyoruz:
Türkiye'nin geleceği birkaç siyasi partinin çoğunluk hesabına mı bırakılacaktır, yoksa son sözü egemenliğin gerçek sahibi olan millet mi söyleyecektir?
Bu kadar önemli bir konuda referandumdan kaçınmak, milletin iradesine güvenmemektir.
Eğer alınacak kararın ülke için doğru olduğuna gerçekten inanıyorsanız, milletten neden çekiniyorsunuz?
Bırakın kararını millet versin.
Bırakın herkes vicdanıyla sandığa gitsin.
Bırakın bu ülkenin geleceğini siyaset değil, halk belirlesin.
Çünkü demokrasi, sadece millet adına karar vermek değildir; gerektiğinde kararı doğrudan millete bırakabilme erdemidir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu söz, duvarda asılı duran bir cümle değil; gerektiğinde uygulanması gereken anayasal ve demokratik bir ilkedir.
Bu nedenle çağrımız nettir: Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren bu tarihî konuda referandum yapılmalı, son sözü Türk milleti söylemelidir.
#ReferandumMutlaka @onralpyilmaz@muratagirel@aydinsule1@timursoykan@gazetesozcu@halktvcomtr@ComezTurhan@yenipartiyiz06@iyiparti@zankamedya@zaferpartisi
Bu kararı kim verecek?
Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren, toplumsal barışı ve güvenliği doğrudan etkileyen böylesine kritik bir konuda alınacak kararlar; günlük siyasi hesaplarla, parti değiştirmeyi sıradanlaştırmış milletvekillerinin iradesine bırakılamaz.
İdeolojisini ve seçmenine verdiği sözü bir gecede değiştirebilen, farklı partiler arasında kolayca geçiş yapabilen bir siyaset anlayışı, toplumun güvenini zedelemektedir. Güvenin zedelendiği yerde ise en önemli yasaların bile meşruiyeti tartışılır hâle gelir.
Barış gibi tarihi önemdeki konular, şeffaf, katılımcı ve toplumsal mutabakata dayanan süreçlerle ele alınmalıdır. Türkiye'nin ihtiyacı, yalnızca Meclis çoğunluğu değil; milletin güvenini kazanmış, hesap verebilir ve ilkelere bağlı bir siyaset anlayışıdır.
@onralpyilmaz@yeniParti@yavuzyilmazd@iyiparti@zaferpartisi@gazetesozcu@timursoykan@halktvcomtr@BirGun_Gazetesi@barispehlivan@baristerkoglu
KARGASI REHBER OLUNCA!
Bugün tartışılan görüntüler, CHP adına Türk siyasetinde uzun süre hatırlanacak bir algı riski yaratmıştır. Bir partiyi büyüten vitrin değil, inandırıcılığıdır.
İnandırıcılık kaybolduğunda, figüranlar değil, partinin kendisi siyasi sahnede figüran konumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Milletler Ligi (VNL) Şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten kutluyoruz.
Azimleriyle, emekleriyle ve takım ruhuyla bir kez daha hepimize büyük bir gurur yaşattılar.
Bu tarihi başarıda emeği geçen tüm sporcularımızı, teknik ekibi ve katkısı olan herkesi gönülden tebrik ediyor; nice yeni zaferler diliyoruz.
İyi ki varsınız, Cumhuriyetin kızları! 🇹🇷🏆
#CumhuriyetinKızları #VNL #ŞampiyonTürkiye #KadınlarınGücü
Yeni siyasi oluşuma başarılar diliyoruz.
"Bu partiyi kurmamızı halk istedi." sözü, halkın isterse siyasete yön verebildiğini gösteriyor.
Dileğimiz, bu anlayışın kuruluşla sınırlı kalmaması; partinin her aşamasında katılımcı demokrasinin yaşatılmasıdır.
Demokrasi, halkın yalnızca oy verdiği değil; yönetime sürekli katıldığı zaman güçlenir.
Kadın Partisi olarak, halkın yönetime katılımını, şeffaflığı ve hesap verebilirliği güçlendirecek her demokratik adıma ilkesel destek vermeye devam edeceğiz.
Yeni siyasi oluşumun yolu açık olsun.
#YeniParti #Değişim #KadinPartisi #OzgürÖzel
SANDIK DEMOKRASİ İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR!
Bir gün oy veriyoruz.
Sonra dört-beş yıl susmamız bekleniyor.
Adına da "demokrasi" deniyor.
Hayır!
Demokrasi, halkın sadece temsil edilmesi değil; yönetime sürekli katılmasıdır.
Denetlenmeyen iktidar güçlenir.
Denetlenemeyen güç yozlaşır.
Bedelini ise daima halk öder.
Türkiye'nin ihtiyacı olan,
Halkın yönetime her gün katıldığı yeni bir demokrasi düzenidir.
Sözde, kararda, denetimde halka ait olmalıdır.
Çünkü egemenlik, seçim günü değil; her gün milletindir.
Bu görsel doğrumudur, düzenlenmişmidir bilmiyoruz.
Ancak;
Eğer bu ilan gerçekse, konu derhal Sağlık Bakanlığı tarafından açıklığa kavuşturulmalıdır.
Kadın sünneti, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan hakları ihlali olarak tanımlanan bir uygulamadır.
DSÖ ayrıca sağlık çalışanlarının bu uygulamayı yapmasını ("medicalization") da kesin olarak reddeder.
Türkiye'de böyle bir hizmetin reklamının yapıldığı iddiası kamu vicdanını derinden yaralamaktadır. Toplumun doğru bilgi alma hakkı vardır. Yetkili kurumları acilen açıklama yapmaya ve gerekli incelemeyi başlatmaya davet ediyoruz.
Kadınlar ölürken susan vicdan, mizaha mı tahammül edemiyor?
Çocuk istismarına sessiz, düşünceye tahammülsüz bir düzen adalet üretemez.
İfade özgürlüğüne gösterilen sertlik, kadın ve çocukları korumaya da gösterilseydi bugün başka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk.
Bir komedyenin sözüne gösterilen hassasiyet, keşke çocukların ve kadınların yaşam hakkı için de gösterilseydi.
#VicdanNerede #İfadeÖzgürlüğü
Bugün susturulan bir komedyen değildir; ifade özgürlüğüdür, demokrasidir, hukuktur.
İktidarlar eleştiriden, mizahtan ve farklı düşüncelerden korkmaya başladığında, kaybeden yalnızca bir kişi olmaz; bütün toplum olur. Çünkü özgürlük, sadece bizim hoşumuza giden sözlerin değil, rahatsız eden sözlerin de güvencesidir.
Türkiye korkuyla yönetilemez. Mizahı, sanatı, gazeteciliği ve düşünceyi yargı yoluyla susturmaya çalışmak, toplumsal barışı değil, kutuplaşmayı büyütür.
Bir ülkeyi güçlü yapan, eleştirenleri susturması değil; eleştiriye tahammül edebilmesidir.
"Bugün susturulan bir komedyen olabilir. Yarın sıra kime gelecek? Hukukun sustuğu yerde hiçbir yurttaş güvende değildir."
#DenizGöktas #DahaFazlaCesaret
NATO, insanlığa barış değil; savaş, silahlanma ve kutuplaşma getiren bir askeri ittifaktır.
Soğuk Savaş sona ereli onlarca yıl oldu. Ancak dünya daha huzurlu bir yer hâline gelmedi. Aksine, savaşlar büyüdü, milyonlarca insan yerinden edildi, kentler yıkıldı, kadınlar, çocuklar ve siviller en ağır bedeli ödedi.
Buna rağmen insanlığa yine aynı reçete sunuluyor: Daha fazla silah, daha fazla askeri harcama, daha fazla gerilim...
Biz bu anlayışı reddediyoruz.
İnsanlığın geleceği silah tekellerinin kâr hesaplarına teslim edilemez. Halkların vergileri ölüm üreten savaş ekonomisine değil; eğitime, sağlığa, bilime, çevreye, üretime ve sosyal adalete ayrılmalıdır.
Bugün dünyayı bekleyen en büyük tehditler açlık, yoksulluk, iklim krizi ve eşitsizliktir. Bu sorunların hiçbiri savaş uçaklarıyla, füzelerle ve askeri bloklarla çözülemez.
Kadın Partisi olarak, NATO'nun temsil ettiği güvenlik anlayışının dünyaya barış getirmediğini düşünüyoruz. Güvenliğin yolu silahlanmadan değil; hukukun üstünlüğünden, uluslararası iş birliğinden, diplomatik çözümden ve halkların eşitliğinden geçmektedir.
Bu nedenle NATO'nun varlığının uluslararası toplum tarafından yeniden sorgulanması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye'nin NATO üyeliğinin de ulusal egemenlik, demokratik denetim ve dış politika hedefleri çerçevesinde halkın katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bizim tercihimiz savaş blokları değil, barış bloklarıdır.
Bizim tercihimiz silah değil, yaşamdır.
Bizim tercihimiz güç siyaseti değil, insanlık siyasetidir.
Çünkü hiçbir ülkenin güvenliği, başka halkların acısı üzerine kurulamaz.
Yaşasın barış!
#NatoyaHayır, #YaşasınDünyaBarışı
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta yaşanan katliam, yalnızca yitirdiğimiz canların değil, vicdanımızın da ortak acısıdır. Aradan 33 yıl geçmiş olsa da, adalet arayışı, toplumsal hafızamızdaki yerini korumaktadır. Yaşamını yitiren 33 aydını, sanatçıyı ve 2 otel çalışanını saygı ve rahmetle anıyor; farklılıkların tehdit değil zenginlik olduğu, düşünce ve inanç özgürlüğünün güvence altında bulunduğu, hiçbir insanın kimliği ya da düşüncesi nedeniyle hedef alınmadığı demokratik bir Türkiye özlemini bir kez daha yineliyoruz. Unutmadık, unutturmayacağız.