Biliyorum, bu çok önemli olayı çok az kişi okuyacak.
Ama okuyan, nefes almayı unutacak, hatta belki de onları unuttuğu için utanacak. 😔
İbrahim Erten (Konya)
Mustafa Yılmaz (Konya)
Erkan Kaçan (Konya)
Mevlüt Özkan (Konya)
Hilmi Şahin (Konya)
Ali Arar (Konya)
İlyas Uyar (Konya)
Hüseyin Çelik (Denizli)
Ahmet Apak (Denizli)
Ercan Çobanoğlu (Denizli)
Mustafa Koçanoğlu (Denizli)
Baki Umutlu (Denizli)
Şeref Tay (Denizli)
Mehmet Öztürk (Denizli)
Hasan Gültutan (Hatay)
Mehmet Tura (Adana)
Şenol Cansız (Samsun)
Cavit Yaman (Samsun)
Nihat Odabaşı (Kastamonu)
Ramazan Akkaya (Kastamonu)
Uğur Bozacı (İstanbul)
Ünal Kalafat (İstanbul)
Ahmet Aran (Manisa)
Haydar Aslan (Trabzon)
Murat Elibol (Çanakkale)
Aydın Kuzey (Çanakkale)
Adem Zongur (Kırıkkale)
Musa Sarıgöz (Osmaniye)
Murat Menteş (Bolu)
Hikmet Özdemir (Malatya)
Abdullah Kara (Antalya)
Birol İrfan Askar (Afyon)
Selahattin Aysan (Isparta)
33 kişinin ismini okudunuz.
Bu isimler çoğunuza bir çağrışım yapmamıştır.
Ben size hatırlatayım:
Okuduğunuz bu isimler,
24 Mayıs 1993 günü,
üzerlerine 1570 adet Kalaşnikof mermisi sıkılarak
(her birine ortalama 50 mermi),
katledilen,
33 silahsız, 20’li yaşlarında gencecik vatan evladının ad ve soyadlarıdır.
Evet, 33!
Bu rakamı ömrünüzün sonuna kadar unutmamanız dileğiyle…
Aşağıda yazılanları, kendinizi o tarihte o askerlerimizin yerine koyarak okumanızı rica ediyorum…
Yer: Elazığ-Bingöl Karayolu, Bilaloğlu Mevkii
Yıl: 24 Mayıs 1993
33 vatan evladının şehit olduğu, 24 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker yaşadıklarını anlattı:
Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili; üniforma ve postalları çantalarında.
Hiçbirinde silah yok. Kendilerine refakat eden tek bir askerî personel de.
Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var.
Dağlık, dar bir yol.
Birden silah sesleri yankılanıyor.
İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar.
Şoföre bağırırlar: “Geri dön!”
Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş…
Otobüsün kapısını, “Orada ben yoktum.” diyen Şemdin Sakık,
o zamanki adıyla “Parmaksız Zeki” açıyor.
+
2 Temmuz - Suay Karaman @SUAYKARAMAN
Sivas’ta 30 Haziran ile 2 Temmuz 1993 tarihleri arasında düzenlenen 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri çok acı olaylara sahne oldu. 2 Temmuz 1993 tarihinde dinci grupların kışkırtması sonucu Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle 33 aydın, yazar ve sanatçı ile 2 otel çalışanı olmak üzere toplam 35 kişi yanarak ve dumandan zehirlenerek hayatını kaybetti.
1 Temmuz 1993 sabahı Sivas’a gitmiş ve aynı gece Ankara’ya dönmüştüm. Sivas’taki ortam her an patlayacak bir bomba gibiydi. Oğlu öğrencim olan Vali Ahmet Karabilgin ile görüşmemde bu gergin ortamdan söz ettim. Ama nasılsa Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) hükümet ortağı, sıkıntı olmaz diye düşündüm, ancak bin beteri oldu. Kentteki bazı camilerde dağıtılan bildiriler, cemaate yönelik tahrik edici söylemler ve yerel basında çıkan kışkırtıcı manşetler ile toplumsal gerilim tırmandırılmıştı. Kışkırtılan binlerce kişi, şenlik için gelen katılımcıların konakladığı Madımak Oteli’ni ateşe verdiler. Güvenlik birimlerinin ve askerî güçlerin olayları önlemede yetersiz kalması sonucunda büyük felaket meydana geldi.
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve SHP’li bakanlar için neler söylesek azdır. Tabii bu arada Doğru Yol Partili (DYP) Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı ve DYP’li diğer bakanları da unutmamak gerekir. Bu basiretsizlik, bu iş bilmezlik, bu donanımsızlık herkesin yüreğine büyük acı verdi. İşte bu ateş yıllardır kasıp kavuruyor bizleri.
Ülkemizde kara günler çoktur. Din adına, cemaat ve tarikatlar adına insanlarımızın yakıldığı 2 Temmuz günü de böyle bir karanlık gündür. Bugün çağdaşlık adına ne varsa yok ediliyor, laik ve demokratik cumhuriyetimiz bitirilmek istenmektedir. Ama unutmamamız gereken bir şey var: Karanlığın sonu aydınlıktır.
Artık 2 Temmuz denince aklımıza sadece yakılan insanlarımız gelmiyor. 12 Şubat 2022 tarihinde kurulan Altılı Masa’nın “gazanız mübarek olsun” diyenleri de gelecektir. Tarikatlara özgürlük isteyenler de gelecektir. AKP’nin artıklarıyla ortaklık yapanlar da gelecektir. “Laiklik tehlikede değildir.” diyenler de, “Yargıda cemaatçi yapılanma var diyemem.” diyenler de gelecektir. Ve tüm bu olanlara sessiz kalıp tepki vermeyenler de gelecektir.
Şimdi tüm bu yaşananlara sessiz kalanlar, bugün çıkıp meydanlarda konuşacak, mesaj yayımlayacak ve üzüntülerini bildirecektir; tıpkı önceki yıllarda yaptıkları gibi. 33 yıldır Sivas’ın hesabını soramayanlardan da bu hesap sorulmalı.
2 TEMMUZ
O güzel insanlar
Hiç geri gelmeyecek
Sivas’ın Madımak acısı
Hiç dinmeyecek.
Bir gün gerçek suçlular
Cezalarını çekecek
Mutlaka bu eşsiz ülkemize
Aydınlık gelecek.
Suay Karaman, Azim ve Karar, 2 Temmuz 2026
SİVAS ’93 - Muhsin Salman @MuhsinSALMAN
Ağustos sıcağında değil Temmuz’da ateşler içinde Semah dönerken Hak için Şeytanlar tekbir getirdi, duydunuz mu? Firavun’un İbrahim’i ateşe attığı gibi Devlet gözetiminde siz yandınız mı? Ebu Bekir oğluyken Al yolunda Ölü eşek içinde Muaviye zulmünde Siz hiç yandınız mı? Yüzüldü mü deriniz Nesimi olup Amasya Kalesi’nde Baba İshak olup parça parça Kesildiniz mi? Hüseyin davasında Muhtar Oldunuz mu hiç? Har iken hür olabilmektir güzel olanı Ömer İbn-i Sa’d oldunuzsa yazık Diyarbakır zindanlarında Çuvalla konan bir yiğit Kan Kızıldere’de isyan Darağacında İnan, Aslan, Deniz oldunuz mu hiç? 17’sinde Erdal olmak Berfin olmanın evveli Siz hiç ibadet ederken vuruldunuz mu? Kahpe kurşunlarda Cem evi avlusunda Malınızı, namusunuzu Canınızı helal eden Ebu Suud itlerle övünenler Suud itlerden işitler devşirdiler ya Zalim adından köprü kurarlar ya İlmihallerde sövüldü mü size? Siz hiç kanunsuza şehzade oldunuz mu? Siz hiç devlet korumasında Yandınız mı? Yakıldınız mı? Ve davanız mahşere kaldı mı? Ve hâlâ yanıyor musunuz 2 Temmuz’larda?..
2 TEMMUZ 2014 Muhsin SALMAN
Sözde Özgürlük Mitingleri - Suay Karaman @SUAYKARAMAN
Sorunlar yumağı olan ülkemizde etnik kimlikli DEM Parti ve işbirlikçilerinin, terör elebaşının özgürlüğüne kavuşturulması amacıyla düzenledikleri 27 Haziran Cumartesi günü Muş ve Mersin ile 28 Haziran Pazar günü Diyarbakır ve İstanbul mitingleri, yasalara göre suç oluşturmaktadır. Ancak bugün ülkemizde hukuk rafa kaldırıldığı için, her türlü hukuk dışı tutum ve davranış açıkça sergilenmektedir.
Yaklaşık elli binden fazla insanın katlinden sorumlu, bebek katili PKK terör örgütünün başı için özgürlük mitingi yapılmaması gerekirdi. Daha önce iki kez ertelenen bu mitingler, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre “terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma” gibi suçları oluşturmaktadır.
Almanya, İrlanda, İspanya gibi terör sorununu çözmüş hiçbir ülkede örneği olmayan böyle mitinglerin amacı, terörist elebaşı Öcalan’ı meşrulaştırarak ülkenin bütünlüğünü, barışını ve huzurunu bozacak yasal ve anayasal değişiklik girişimlerine toplumsal zemin hazırlamaktır.
Mersin mitinginde konuşan DEM Parti’nin genel başkanlarından Tülay Hatimoğulları ile İstanbul mitinginde konuşan DEM Parti’nin genel başkanlarından Tuncer Bakırhan, yaptıkları konuşmalarla açıkça suç işlemişlerdir. Konuşmalarında Kürt sorununun çözümü, ana dilde eğitim, eşit yurttaşlık, teröristlere af, terörist başına umut hakkı başta olmak üzere bazı istekler sıraladılar. Ancak henüz bu anayasa dışı istekler için işlem yapacak bir savcı bulunmamaktadır.
Her iki konuşmacı da 26 Haziran tarihinde ölen sinema sanatçısı ve 2013-2015 yıllarındaki açılım sürecinin akil adamı Kadir İnanır için övgü dolu sözler söyledi. PKK terör örgütü başının, Kadir İnanır için gönderdiği mesaj okundu. Bunun dışında Tuncer Bakırhan’ın yaptığı konuşmadaki şu sözleri de toplumu kandırmak amaçlıdır: “Bu savaşı durdurabilecek bu sorunun tek muhatabı olan Sayın Öcalan’ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Artık Sayın Öcalan’la Türkiye halkları arasındaki duvarları kaldırmak, Sayın Öcalan’la Kürtler, kadınlar, Aleviler, emekçiler arasındaki duvarları kaldırarak Sayın Öcalan’ın Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayacak bir sürecin içerisindeyiz.” Öcalan için kapatılan İmralı Adası’nda, 12 metrekarelik hücre gerçek olmadığı gibi, bu bebek katili her türlü olanağa sahip ve istedikleriyle de görüşebilmektedir.
Bu bölücü mitinglere karşı 27 Haziran Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda, İYİ Parti tarafından “Haksızlığa, Hukuksuzluğa, Adaletsizliğe Bayrak Açıyorum” sloganıyla 150 binden fazla insanın katılımıyla miting düzenlendi. Mitingde konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu; “terörsüz Türkiye yalanıyla ülkeyi bölmek isteyenlere bayrak açıyorum” diyerek yaşanılan süreçlerin değerlendirmesini yaptı.
Ancak konuşmasında “Apo bir halk önderidir” diyen Kadir İnanır’ı anması, mitingin amacının dışına çıktı. “50 senelik ağabeyime Allah’tan rahmet dileyemeyeceksem, asıl bu siyaset batsın.” söylemiyle kendini haklı çıkarmaya çalışan Dervişoğlu, siyasetin ne kadar yozlaştığının ve çürümüşlüğünün örneğini sunmuş oldu. Böylece Müsavat Dervişoğlu ile terör elebaşısı Öcalan, Kadir İnanır’a övgü konusunda birleştiler. Kürsülerde, meydanlarda vatan diyerek övgü alıp, kulislerde bütün vatan düşmanlarıyla kucaklaşarak vatan korunamaz.
26 Haziran Cuma günü Özgür Özel, yanında TR 705 kodlu Sezgin Tanrıkulu ile birlikte Diyarbakır sokaklarını dolaşarak açılım komisyonu masasına destek açıklaması yaptı ve Kürtleri kurucu unsur olarak tanıyan çok uluslu bir anayasa yapımının kapısını araladı. El yükseltip Kürtlere devlet vaat eden Özel, Ankara Anakent Belediye Başkanı ve Çankaya Belediye Başkanı’nı, İYİ Parti’nin düzenlediği açılım karşıtı mitinge yolladı.
+
IŞİD’in aşağılayarak diri diri yaktığı iki askerimiz için Meclis’te, bir bebek katili kadar bile konuşulmadı.
Ne yürüdük, ne hesap sorduk. Burada ‘unutmayacağız’ demekle yetindik.
Bu vefasızlığın bedelini çok ağır ödeyeceğiz!!!
Muhabir: “Kılıçdaroğlu mu Özgür Özel mi?”
Vatandaş: “Kılıçdaroğlu.”
Muhabir: “Bir seçim olsa oyunu kime verirsin?”
Vatandaş: “Mhp'liyim ama Akp'ye.”
Yazdım yazdım sildim, yazdım yazdım sildim, heybemde bunlara kelime yok!
Deniz Göktaş'ın gösterisindeki gözaltı esprisi:
"Bedavadan aydın olacağım diye çok heyecanlandım. Aydın olmanın çok övüldüğü bir evde büyüdüm.
Babam arıyor 'Dizi oyuncularını bile alıyorlar, seni niye almıyorlar, işbirlikçi misin?' diyor."
Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'ndeki basın salonunun tasarımını değiştirdi.
Salona 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri'nden sonra yazılan "Türkiye'nin Birinci Partisi" ibaresi kaldırıldı.
Bakın bakalım KK başka neyden rahatsız olmuş ⬇️
Dükkanında Atatürk resmi olmayan yerden alışveriş yok!
Atamızın portresini bile asmayan esnaf bizim paramızı hak etmiyor.
Bu bilinci her yere taşıyalım. RT’le destek ol! 🇹🇷 #Atatürk
"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak."
32 yıl önce karanlık zihniyetler tarafından Madımak Oteli'nde vahşice katledilen insanlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
#unutMADIMAKlımda
Bugün Babalar Günü.
Evlatları için bir dağ, bir çınar, bir sığınak olan tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Başta; milletin evladı olarak yetiştirdiği gençliğe, her zaman bir baba gibi sahip çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Babalar Günü’nü minnetle anıyorum. +
🚂 Doğu Ekspresi
Bu bir yol hikâyesidir: bittiğini sandığınız ama aslında hiç bitmeyen, geçmişten günümüze hız çağından Anadolu’nun bağrına uzanan bir yolculuk. Ankara Tren Garı’ndan başlıyor, Kars’a uzanıyor…
Flood :
12. Bu vatanın dağlarında hâlâ yankılanıyor onların sesi
Bir gün bir köy okulunda yeniden bir çocuk şunu söylediğinde:
“Ben de öğretmen olacağım!”
Bil ki, o sesi hâlâ yaşıyorlar.
O cinayetler ne kadar karanlık olsa da, onların aydınlığı kolay kolay sönmeyecek.
Her biri birer yıldızdı.
Gökyüzü kararsa da onlar parlamaya devam edecek.
PKK, bilhassa Kürtlerin bulunduğu yerlerdeki okulları öğretmensiz bırakmak istemiş, Kürt çocuklarının okuma hakkına saygı duymamıştır!
Kürtlerin de bu acılarını görmezden gelmem mümkün değil, çoğu kendilerine gelen en büyük zararın PKK’dan geldiğinin farkında olduklarına inanmak istiyorum.
Türkiye unutmasın bu acıları! Güvenmesin bu sürece!
11. Unutmak, ihanettir!
Bu cinayetleri unutmak, sadece geçmişe değil, geleceğe de ihanettir.
Katilleri affetmek, masumiyetin cesedini ikinci kez gömmektir.
Unutmak, gelecekte yeni kurşunlara davetiye çıkarmaktır.
Bu ülkede öğretmenler, sadece mesleklerini değil; hayatlarını ortaya koyarak çalıştı.
Ve biz onlara bir borçluyuz: Unutmamak.
Bu yazı bir ağıt değil.
Bir söz.
Bir hatırlatma.
10. Adları bizde, yasları onlarda kaldı
O öğretmenlerin bazıları 22 yaşındaydı.
Hayatının baharında.
Kimisinin ailesi öğretmen olmasına karşı çıkmıştı ama o “çocuklara dokunacağım” diyerek gitmişti.
Geriye annesinin tuttuğu mendil kaldı.
Kimi evin tek çocuğuydu, ardında yaşlı anne babasını bıraktı.
Kiminin mezarı köy okulunun karşısında.
Her gün oradan çocuk sesleri yükseliyor…
O sesi o öğretmen artık duyamıyor.
9. Taşımalı eğitimle değil, taşıdığı yürekle gitmişti
O öğretmenler görev yerlerine otobüsle, bazen sırt çantalarıyla, bazen kendi cebinden aldığı kitaplarla giderdi.
Bazen köy yollarına yürüyerek ulaşır, bazen çamura bata çıka giderdi.
Ama her defasında çocuklara ulaşırdı.
Ve onları kimse silahla tehdit etmiyordu.
Ama onları öldürenler, kalemi tehdit saydı.
Kitapları düşman sandı.
Öğretmeni hedef yaptı.
Çünkü öğretmen, karanlığın düşmanıdır.
Çünkü öğretmen varsa, cehalet yok olur.
Ve onlar, cehaleti besleyerek var olanlardı.