Son zamanlar kendime ve çevreme çok sorduğum soru:'kendini tatmin eden davranış ve açıklamayla yaşayanlara hâlâ vicdan sahibi diyebiliyor muyuz?' Zulümden dışarıya belki kısıtlı olarak susturulabilir, fakat insanın kendine karşı hak ve hukukta vicdanı olmalı.
Yaklaşık bir hafta süren Doğu Türkistan seyahatimiz sona erdi.
Gulca, Kaşgar ve Urumçi’de pek çok yeri gezme ve görme imkanı bulduk. Tamamen kendi imkanlarımızla gerçekleştirdiğimiz bu geziye dair notlar ise şu şekilde ++
Ekrem Mehmet Doğu Türkistan'daki toplama kamplarında öldürülen öğrencilerimden biridir.
2013-2016 yılları arası (2014 olabilir) Ankara'da @yurtdisiturkler bursiyeri olarak Yüksek Lisans yaptı. Türkiye'de bulunduğu sıralarda Çin'e dönüşünde sorun olmasın diye ben dahil Pekin'de öğrencilik yıllarında tanıdığı çoğu kişilerle herhangi bir temas kurmadı. 2016'de Ürümçi'ye döndü, Maarif Enstitüsünde ��ğretim üyeliğine devam ederken 2017'de "Türkiye'de Eğitim aldığı" (26 Terör veya Teröre destek veren ülke listesinin başında Türkiye bulunuyor) gerekçesi ile tutuklanarak kamplara atıldı. 2018 yılının başlarında işkenceye dayanamayıp can vermiş...
Ürümçi'ye Çin parasıyla giden akademisyen, gazeteci ve diğer müsveddeler elbette "Ekrem neden öldürüldü?", "Suçu ne idi?" demezler.
Eskiden olsaydı dakikalarca kendimi aklamaya çalışır, “Bakın ben yapmadım, delilim şu” diye uğraşırdım. İnsan haklı olduğunu kanıtlamak için epey enerji harcıyor.
Ama zamanla şunu anladım: Yanlış anlamaya kilitlenmiş bir zihne gerçekleri anlatmak neredeyse imkânsız. Bazen yapmadığınız şeylerin suçlaması üzerinizde kalıyor ve bunu düzeltmeye çalışmak, o suçu üstlenmekten daha yorucu oluyor. Artık hiç çabalamıyorum. Biri beni yanlış mı anladı? Kendi kurgusunda yaşamaya devam edebilir. Biri haksız yere mi suçladı? Anlatıp enerjimi tüketmek yerine kapıyı kapatıp kendi sessizliğime çekiliyorum.
The book addresses two fundamental questions. First, why is it that identities and cultures distinct from “Chineseness” cannot coexist on equal terms in environments where it is dominant? Second, how has “Chineseness” itself historically manifested an interventionist impulse, consistently seeking to assimilate or appropriate the “Other”? Each chapter focuses on a specific research question within this broader analytical framework.
The book is grounded in the author’s extensive academic research, observations, and fieldwork in China spanning more than two decades. Between 1990 and 2014, a combination of academic training, teaching, research, and professional activities enabled the author to examine different nationalities and the socio-cultural contexts in which they are situated directly and in depth. The study draws on a range of data sources, including ethnographic observation, sociological interviews, and textual analysis, as well as quantitative data from questionnaires and other sources. Some chapters employ a mixed-methods approach, combining qualitative and quantitative research methods.
Drawing on this extensive body of research, the book examines how the Chinese state manages its relations with non-Han nationalities and ethno-religious communities, and analyses the historical and ideological foundations of policies aimed at integrating these groups around the concept of “Chineseness.” The author explores the concept of “Chineseness” in relation to Han and non-Han nationalities, while conceptualising China through two interconnected dimensions: “Cultural China” and “Political China.” This theoretical framework elucidates how “Chineseness” extends from Cultural China to Political China, highlighting the expansionist nature of this process and what the author terms “assimilation with Chinese characteristics.”
The central finding of the study is that China's contemporary policies towards non-Han nationalities are shaped not only by modern Marxist and nationalist ideologies, but also by a multilayered assimilation strategy that is deeply influenced by traditional Chinese cultural and civilizational practices of governance. The author refers to this strategy as "assimilation with Chinese characteristics." Focusing on the concept of "Chineseness," this strategy aims to transform target nationalities through the process of impoverishment at various levels, including economic, political, social, cultural, psychological, physiological, biological, and ecological. The book's analytical framework demonstrates how governance and assimilation strategies targeting non-Han nationalities are implemented, using the Uyghur case as a central case study through which these dynamics can be examined in concrete terms.
Çoğu zaman ÇKP rejimi ile ilgili olayları anlattığımda, genel dinleyici ' şu devirde bunlar nasıl olabilir?' tepkisini gösteriyor. Yaşadık, yaşıyoruz fakat hala anlatamıyoruz....
The Chinese government is interrogating Uyghur Australians visiting Xinjiang, pressing them to collect information. Beijing exploits the vulnerability of separated Uyghur families as an opportunity for surveillance & disruption of communities abroad. @hrw https://t.co/n6zp0vnHZV
@bugrabugdays@A101iletisim@ticaret 31 Temmuz yazıyor diyenlere, o zaman etiketi çıkaracak. Bu A101 ve BİM'in genel sorunu sanırım; sürekli etiketteki fiyatı ile kasadaki fiyatı farklı. Bir şey deyince 'benim görevim değil' diyor; bu resmen dolandırıcılık, müşteriye düşük fiyat gösterip yüksek fiyattan satmak!
Türklük veya Çinlilik kaygısı olanlar okuyabilirler:
Çin’in Türkiye Büyükelçisi Jiang Xuebin (姜学斌), Ocak 2025’te Ankara’ya geldiğinde, Türk siyasi, ticari, medya ve sivil toplum ağlarına çoktan yerleşmiş bir nüfuz ekosistemini devraldı. Görevi, bu nüfuz altyapısını doğrudan büyükelçilik düzeyindeki temaslar aracılığıyla ölçeklendirmek, koordine etmek ve kurumsallaştırmaktı. Jiang, 18 ay içinde Türk kurumları genelinde 210’dan fazla belgelenmiş temas gerçekleştirerek geleneksel ikili diplomasinin çok ötesinde bir tempo ve kapsamda faaliyet yürüttü.
Jiang, eşgüdümlü ve iki yönlü bir kampanya yürüttü. İlk olarak, bakanlıklar, valilikler, üniversiteler, düzenleyici kurumlar ve iş dünyası örgütleri dahil olmak üzere Türk devlet aygıtı genelinde Çin’in kurumsal erişimini sistematik biçimde genişletti. İkinci olarak, medya angajmanı, kamu diplomasisi, kültürel programlar ve Uygur meselesine ilişkin anlatı yönetimi yoluyla Türkiye’nin bilgi ortamını yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bu çabalar birlikte, daha geniş bir Birleşik Cephe mantığını yansıtıyor: Çin’in siyasi varlığını normalleştirmek, ekonomik ve kurumsal bağımlılığı derinleştirmek ve Pekin’i eleştirmenin Türkiye için giderek daha maliyetli hale gelmesini sağlamak.
https://t.co/PybHZUC33x
Çin’e giden, Çinlilerle temas kuran, herkes dikkatli olmalı.
Çin, Doğu Türkistan Türklerinin gözünde Türkiye’yi itibarsızlaşmak için her türlü manipülasyonu yapmakta olan bir ülkedir. Öyle ki, bazen diplomatik nezaket içinde söylenmiş en masum sözleri bile çıkarına kullanmaktan çekinmez.
Bunun son örneği, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan’ın Çin’in InXinjiang adlı haber platformunda yer alan sözleri oldu.
Söz konusu platformda Kaan’ın “Bugünkü Xinjiang’ın istikrarlı, güvenli ve barışçıl ortamının bozulması kesinlikle kabul edilemez” dediği iddia edildi.
Elbette, her cuma, hutbede Doğu Türkistan’daki zulmü lanetleyen bir kurum mensubunun Çin’in dünyanın gözü önünde milyonlarca Müslümana uygulanan zulüm ve soykırımı Çin’in propagandasına uygun olarak onun dezenformasyonu ile tekrarlaması akla ziyan bir durumdu ve Sn. Kaan’ın da böyle bir ifadede bulunması düşünülemezdi.
Nitekim Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Kaan, https://t.co/QPaw2IISgq’a gönderdiği açıklamada bunu teyit etmiş, “Doğu Türkistan bizim kırmızı çizgimizdir” diyerek, bir anlamda Çin haber platformunun haberini yalanlamıştır.
Benzer bir duruma, Çin’in İstanbul Başkonsolosu’nun Küçükçekmece Belediye Başkanlığı’na yaptığı ziyaret sonrası yaptığı sosyal medya paylaşımında da tanık olmuştuk. Çinli diplomatın iddiası bizzat Belediye Başkanı Kemal Çebi tarafından yalanlanmıştı.
Ancak Çin, medya yoluyla manipülasyon ve dezenformasyon çalışmalarını en gü��lü şekilde yürüttüğü Türkiye’de bu tutumundan vaz geçmeyeceğini biliyoruz.
Çünkü, yaptıkları haberler, iddia ettikleri açıklamalar yalanlansa da amacına ulaşmış, bu iddiayı Doğu Türkistan’dakiler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşayan Doğu Türkistan Türklerinin Türkiye’ye olan sevgilerini, umutlarını kırmak için çoktan propaganda malzemesi yaparak amacına ulaşmış olacaktır.
Bilindiği gibi, Çin Halk Cumhuriyeti, en son Doğu Türkistan’a götürülen ilişik gazeteciler ya da Cem Küçük olayında ortaya çıkan haber karşılığı ücretle Çin politikasına ram edilen basın mensupları örneğinde olduğu gibi Türkiye’de Doğu Türkistan’a olan sevgi ve duygu yakınlığını zayıflatabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Bu arada zaten Çin’e gönülden bağlı medya organları olduğu da biliniyor.
Bütün bu şartları altında, sağduyu ve vicdan sahibi, kardeşlik ve tarih şuuru olan herkesi Çin’le ilişkilerinde dikkatli olmaya davet ediyoruz.
#Çin #propaganda #Türkiye #DoğuTürkistan #soykırım
Yüce Rabbim Allah'tan insana düşünme yeteneğini vermiş; bu insanların iddialarını duyunca hep kendime ' bu yeteneği kaybeden biz miyiz de herşey normalken biz ÇKP'yi kötülüyoruz? Herşey güzeldi, biz hâlâ 'zulüm var, imdadımıza yetişin' diye bağırıyoruz," diye sormadan geçemiyorum
Ways of Understanding Chinese Expansion: Chineseness and Two Chinas | Springer Nature Link
https://t.co/o3LhgYXPXC
高中时期,以下这些问题一直萦绕在我的脑海,也成为推动我多年阅读、思考与研究,并最终完成本章的动力:
• 为什么维吾尔人成为了一个与他们没有任何文化或历史联系的国家的公民?
• 为什么汉族移民的人数不断增加,而维吾尔人的土地、资源和发展机会却不断被剥夺?
• 为什么随着汉族移民数量的增加,他们对维吾尔人的支配与干预也变得越来越强?
• 为什么中国政府以及许多汉族民众坚持排斥维吾尔人,并对他们抱有敌意?
归根结底,维吾尔人的故土,本质上是否是一块殖民地?
📘Academic Literature On Deepfakes And Related Topıcs In Taiwan: A Structural Topic Modeling Analysis Of Emerging Research Themes
✏️Ahmet Yiğitalp Tulga
🔗https://t.co/o5ScXIXpaT
Türk Yurtlarından Notlar’da bu sefer ben kamera arkasına geçtim. 2017’de #DoğuTürkistan’a giden ve yerinde gözlem yapan @viduygulu anlattı. 9 yılda değişen her şey kötüye gidenler olmuş. Doğu Türkistan’ı, Çin Komünist Partisi davetiyle gezip yalan rüzgarı estiren eski tüfek Mao’culardan değil Vasıf Hoca’dan dinleyin.
Alınmayın hanımlar/efendiler biz demedik; “devletsiz isen soydaş, kandaş, dindaş, insandaş hepsi hikaye imiş…” demiş, doğru demiş…
Uygurlar mevzu bahis olunca güç, etki, söz, slogan sahibi çoğu Türkçüler, milliyetçiler, İslamcılar, Hümanistçiler, Feministçiler, Liberaller, çevreciler… üç maymunculuğa başlar!
50 yaşlı görme engelli bir Uygur’a operasyon… sırada hangi Uygur var şu mübarek ramazanda?
Celal Karatüre ekibi ile bu ama Uygur’un çocuklarının içini ısındırmak için “Kabece Hacılar Hu der Allah” ilahisini söylemek için kapısını çalar mı?
Benim çocuk bu ilahini söylerken şöyle uyarlama yapıyor: İzin ver de Kaşgar’a gidelim Allah….