O hâlde, öncelikle komşu ülkelerinizle iyi ilişkiler kurabileceğiniz bir dış politika yürütmelisiniz. Çünkü devrimin başarıya ulaşması ancak bu şekilde mümkün olabilir.
İran’ın mevcut rejiminden zaten yeterince zarar gördük. PKK’yı desteklemesinden İran, Suriye, Irak ve diğer çevre ülkelerdeki Sünni kardeşlerimizin katledilmesine kadar, bu rejim hem bize hem de Orta Doğu’ya fazlasıyla zarar verdi.
Ancak bugün İran rejimi, tarihinin en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. Eskisi gibi devrim ihracı politikasını sürdüremiyor ve dolayısıyla çevre ülkeler açısından geçmişteki kadar büyük bir tehdit oluşturamıyor.
Şahınıza gelirsek… Onun İran’ın başına geçememesinin sorumlusu diğer ülkeler değil, tamamen kendi siyasi beceriksizliğidir.
Bir rejim yalnızca havadan gerçekleştirilen bombardımanlarla değiştirilemez. Rejimin fiilen devrilmesi için karada bir güç oluşturmanız gerekir. Bunu ya silahlanmış halk aracılığıyla ya da dışarıdan gerçekleştirilecek bir askerî müdahaleyle sağlayabilirsiniz.
İşte tam da bu noktada yalnızca İsrail’e bel bağlamak büyük bir stratejik hatadır. Çünkü İsrail, ciddi askerî kayıplar verme ihtimali bulunan bir kara harekâtı için bir bölgeye asker göndermeye yanaşmaz.
Oysa şahınız, sadece İsrail’e dayanmak yerine Suriye gibi İran rejimine karşı tarihsel ve mezhepsel husumet taşıyan Sünni ülkeler ve gruplarla da ilişkiler geliştirseydi çok farklı bir tablo ortaya çıkabilirdi. İranın en büyük kolu olan şii hilalinin büyük parçası olan Esad rejimini deviren Sünni silahlı gruplar, İran’daki rejimin devrilmesi amacıyla sınır üzerinden halka silah, askerî destek ve insan gücü sağlayabilecek bir aktör hâline gelebilirdi.
İsrail de İran rejimi gibi Orta Doğu’da agresif politikalar izleyen ve bölge halklarıyla köklü, meşru bir ilişki kuramamış bir devlet yapısına sahiptir. Bana kalırsa bu iki siyasi yapının da mevcut hâlleriyle ömürleri çok uzun olmayacaktır.
Kendinize müttefik olarak bizleri de düşünseydiniz bugün pek çok şey farklı olabilirdi.
Fakat görünen o ki bizi yeterince tanımıyorsunuz. Orta Doğu siyasetinin dinamiklerine, bölgedeki aktörlerin çıkarlarına ve kimin ne istediğine pek hâkim değilsiniz.
Örneğin Türkiye’nin, İran’da rejim değişirse oradaki turizmin gelişeceğinden ve dolayısıyla Türkiye’nin rekabet gücünün azalacağından endişe ettiğini düşünüyorsunuz. Açıkçası bu son derece komik ve genel devlet ilişkilerinin gerçeklerinden çok uzak bir değerlendirme.
Bizlerle biraz daha iletişim hâlinde olsanız Türkiye’nin gerçek pozisyonunu, bölgesel çıkarlarını ve stratejik hedeflerini size çok daha iyi anlatabiliriz.
Her şeyden önce, İran’da bir rejim değişikliği Türkiye açısından petrol fiyatlarında ciddi bir düşüş potansiyeli anlamına geliyor.
Mevcut rejime uygulanan yaptırımlar nedeniyle İran’dan petrol tedarik edemiyoruz. Bu nedenle Irak gibi diğer üretici ülkelere bağımlı olup daha yüksek fiyatlarla petrol almak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla yaptırımlardan kurtulmuş ve uluslararası enerji piyasalarına yeniden entegre olmuş bir İran, Türkiye açısından ekonomik olarak çok daha avantajlı olacaktır.
Üstelik mesele yalnızca petrol de değil.
İran, nüfusu, doğal kaynakları, coğrafi konumu ve ekonomik potansiyeli itibarıyla komşu ülkeler için son derece önemli bir pazardır. Uygun siyasi ve ekonomik koşullar oluştuğunda, başta Türkiye olmak üzere birçok komşu ülkenin şirketleri İran’a yatırım yapmak, ticari ilişkilerini geliştirmek ve bu büyük pazardan yararlanmak isteyecektir.
Kısacası İran’da rejim değişikliği, yalnızca İran halkı açısından değil, komşu ülkelerin ekonomik çıkarları bakımından da arzu edilebilir bir gelişmedir.
Bu nedenle Türkiyenin İran’daki rejim değişikliğine turizm rekabeti gibi yüzeysel gerekçelerle karşı çıkacağını düşünmek, hem Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını hem de Orta Doğu’nun jeopolitik gerçeklerini yanlış okumaktır.
Ana sorun sizin bölgedeki potansiyel müttefiklerinizi yeterince tanımamanız ve yanlış aktörlere bel bağlayarak stratejik fırsatları değerlendirememenizdir
O hâlde, öncelikle komşu ülkelerinizle iyi ilişkiler kurabileceğiniz bir dış politika yürütmelisiniz. Çünkü devrimin başar����ya ulaşması ancak bu şekilde mümkün olabilir.
İran’ın mevcut rejiminden zaten yeterince zarar gördük. PKK’yı desteklemesinden İran, Suriye, Irak ve diğer çevre ülkelerdeki Sünni kardeşlerimizin katledilmesine kadar, bu rejim hem bize hem de Orta Doğu’ya fazlasıyla zarar verdi.
Ancak bugün İran rejimi, tarihinin en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. Eskisi gibi devrim ihracı politikasını sürdüremiyor ve dolayısıyla çevre ülkeler açısından geçmişteki kadar büyük bir tehdit oluşturamıyor.
Şahınıza gelirsek… Onun İran’ın başına geçememesinin sorumlusu diğer ülkeler değil, tamamen kendi siyasi beceriksizliğidir.
Bir rejim yalnızca havadan gerçekleştirilen bombardımanlarla değiştirilemez. Rejimin fiilen devrilmesi için karada bir güç oluşturmanız gerekir. Bunu ya silahlanmış halk aracılığıyla ya da dışarıdan gerçekleştirilecek bir askerî müdahaleyle sağlayabilirsiniz.
İşte tam da bu noktada yalnızca İsrail���e bel bağlamak büyük bir stratejik hatadır. Çünkü İsrail, ciddi askerî kayıplar verme ihtimali bulunan bir kara harekâtı için bir bölgeye asker göndermeye yanaşmaz.
Oysa şahınız, sadece İsrail’e dayanmak yerine Suriye gibi İran rejimine karşı tarihsel ve mezhepsel husumet taşıyan Sünni ülkeler ve gruplarla da ilişkiler geliştirseydi çok farklı bir tablo ortaya çıkabilirdi. İranın en büyük kolu olan şii hilalinin büyük parçası olan Esad rejimini deviren Sünni silahlı gruplar, İran’daki rejimin devrilmesi amacıyla sınır üzerinden halka silah, askerî destek ve insan gücü sağlayabilecek bir aktör hâline gelebilirdi.
İsrail de İran rejimi gibi Orta Doğu’da agresif politikalar izleyen ve bölge halklarıyla köklü, meşru bir ilişki kuramamış bir devlet yapısına sahiptir. Bana kalırsa bu iki siyasi yapının da mevcut hâlleriyle ömürleri çok uzun olmayacaktır.
Kendinize müttefik olarak bizleri de düşünseydiniz bugün pek çok şey farklı olabilirdi.
Fakat görünen o ki bizi yeterince tanımıyorsunuz. Orta Doğu siyasetinin dinamiklerine, bölgedeki aktörlerin çıkarlarına ve kimin ne istediğine pek hâkim değilsiniz.
Örneğin Türkiye’nin, İran’da rejim değişirse oradaki turizmin gelişeceğinden ve dolayısıyla Türkiye’nin rekabet gücünün azalacağından endişe ettiğini düşünüyorsunuz. Açıkçası bu son derece komik ve genel devlet ilişkilerinin gerçeklerinden çok uzak bir değerlendirme.
Bizlerle biraz daha iletişim hâlinde olsanız Türkiye’nin gerçek pozisyonunu, bölgesel çıkarlarını ve stratejik hedeflerini size çok daha iyi anlatabiliriz.
Her şeyden önce, İran’da bir rejim değişikliği Türkiye açısından petrol fiyatlarında ciddi bir düşüş potansiyeli anlamına geliyor.
Mevcut rejime uygulanan yaptırımlar nedeniyle İran’dan petrol tedarik edemiyoruz. Bu nedenle Irak gibi diğer üretici ülkelere bağımlı olup daha yüksek fiyatlarla petrol almak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla yaptırımlardan kurtulmuş ve uluslararası enerji piyasalarına yeniden entegre olmuş bir İran, Türkiye açısından ekonomik olarak çok daha avantajlı olacaktır.
Üstelik mesele yalnızca petrol de değil.
İran, nüfusu, doğal kaynakları, coğrafi konumu ve ekonomik potansiyeli itibarıyla komşu ülkeler için son derece önemli bir pazardır. Uygun siyasi ve ekonomik koşullar oluştuğunda, başta Türkiye olmak üzere birçok komşu ülkenin şirketleri İran’a yatırım yapmak, ticari ilişkilerini geliştirmek ve bu büyük pazardan yararlanmak isteyecektir.
Kısacası İran’da rejim değişikliği, yalnızca İran halkı açısından değil, komşu ülkelerin ekonomik çıkarları bakımından da arzu edilebilir bir gelişmedir.
Bu nedenle Türkiyenin İran’daki rejim değişikliğine turizm rekabeti gibi yüzeysel gerekçelerle karşı çıkacağını düşünmek, hem Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını hem de Orta Doğu’nun jeopolitik gerçeklerini yanlış okumaktır.
Ana sorun sizin bölgedeki potansiyel müttefiklerinizi yeterince tanımamanız ve yanlış aktörlere bel bağlayarak stratejik fırsatları değerlendirememenizdir
@MimShin95@RyanFerrson Biz yatırımsal teknolojik proje yapmayı denedik tahranda ama senin orospu çocuğu devletin yüzünden yapamadık
Çevre devletler İrana dair bir çok projeyi faliyete geçirmede can atıyorlar fakat iranın mevcut rejimi buna engel oluyor
@AvayIran Bu bir zerdüşt geleneğidir
Zerdüştlerde anne ile oğul baba ile kız evliliği övülen bir şeydir
İslamda ise bu yasak ve sapıklıktır
@grok farsça açıkla
İranlılar müşriklerdi o dönem bu ama iranlı olmanın kötü bir şey olduğu anlamına gelmiyor
Niyetini bana söyle kardeşim sen iranlılara sadece kinin var dinini bunun arkasına saklama
Her millet zaman zaman şirke küfre düşmüştür ama onun dışında her millet Allahın katında eşittir ırkçı olmamalısın
İslam bunu emreder zaten her millet Allahın bir ayetidir ve Allah bizleri birbirimizle tanışalım diye milletlere ayırmıştır
سورهٔ حجرات، آیهٔ ۱۳ — قرآن کریم
متن اصلی آیه به عربی:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
ترجمهٔ فارسی:
«ای مردم! ما شما را از یک مرد و یک زن آفریدیم و شما را به ملتها و قبیلههای گوناگون تقسیم کردیم تا یکدیگر را بشناسید. بیگمان گرامیترین شما نزد خداوند، پرهیزگارترین شماست. همانا خداوند دانا و آگاه است.»
منبع: قرآن کریم، سورهٔ حجرات (۴۹)، آیهٔ ۱۳.
این آیه بیان میکند که خداوند انسانها را با قومیتها و ملتهای گوناگون آفریده است تا یکدیگر را بشناسند، نه اینکه به دلیل نژاد یا قومیت بر یکدیگر برتری بجویند. ��لاک برتری انسانها ن��د خداوند، تقوا و پرهیزگاری است.
@sotoudehsunni1@hosseinasmdv They was not till Safavis
Til shah ismail came iranians was 90 percent sunni muslim
@grok ehli sünnetteki iran kökenli alimleri sıralar mısın
İranlıların ehli sünnette büyük yer ettiğini göstermek için
@sotoudehsunni1@hosseinasmdv Onlar dediği Farslar değil Sasaniler Peygamberimiz hiç bir kavme lanet etmez ancak müşrik hanedanlara eder
Selmanı Faris üzerinden çokça kez onun kavmini övmüştür sana attığım hadisteki gibi
@sotoudehsunni1@hosseinasmdv We cant hate any race we re muslim
İf Arab is muslim he is my brother aqida is important
Too many ıraqi arabs are rafidhi ı dont like whos rafidhi mushrik for example
O siyasi bir hüküm iranlılar için dini bozar demen peygamberimizin hadisine karşı gelmen demek
كَانَ الدِّينُ عِنْدَ الثُّرَيَّا لَذَهَبَ بِهِ رَجُلٌ مِنْ فَارِسَ أَوْ قَالَ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ حَتَّى يَتَنَاوَلَهُ»
ابوهریره (رضیاللهعنه) روایت کرده است که رسول خدا (صلیاللهعلیه��سلم) فرمودند:
«اگر دین در ستارهٔ ثریا نیز باشد، مردی از سرزمین فارس یا یکی از فرزندان فارس، قطعاً به آن دست خواهد یافت.»
منبع: صحیح مسلم، حدیث شمارهٔ ۲۵۴۶ — باب فضیلت فارس (ایرانیان).
این حدیث از احادیث صحیح است. در متن حدیث بهصراحت از «فارس» و «فرزندان فارس» نام برده شده است.
@sotoudehsunni1@hosseinasmdv Arapların tarafı niye diyorsun mesela
Mesele araplıkta mı biliyor musun sasanilerin yanında müslümanlara karşı savaşan arap devlet vardı hepsi araplardan oluşan
Müslümanlar diyeceksin bu bir Arap Pers savaşından öte Müslüman Müşrik savaşıdır
@hosseinasmdv@sotoudehsunni1 Sünni bir yönetimde şiiler rahatlıkla var olabilmişlerdir ama şii yönetimlerde bu geçerli sayılmaz
Ve şiiliğin yönetim anlayışında liderin sözü bi nevi nas gibidir hatasızdır dolayısıyla hep bir kişinin hep diktasıyla var olmuş yönetimler olmuştur hep
Fetihleri Allah nasip eder bu imanın ölçüsü değildir başarıda başarısızlıkta Allahtandır birisi daha çok güç, para, zenginlik elde etti diye Allah onu daha çok seviyordu diyemezsin
Nuh aleyhisselam Tevhidi çok az yere yayabildi yani senin düşüncene göre daha çok toprağa yayılmış Emeviler Nuh aleyhiselamdan daha mı imanlıydı
Kardeşim dini tebliğ yapmadan önce birazcık oku senden ricam bu şekilde insanlara dini anlatamazsın