#İBBDavası'nda 47.gün
"AKP döneminde Medya A.Ş'den bir yapımcıya 4.5 milyon dolar ödenmiş"
İBB Başkanı #Ekremİmamoğlu
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'e soru sormak için söz aldı.
🔺️Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan önce sorularımı soracağım sonrasında müsaadesinizle düşüncelerimi paylaşmak isteğim var sizinle ilgili
Ben tabii insan kaynakları sürecinden sonra benimle gelip tanıştırıldığınız zaman şunu hatırlıyorum. Geçmişte de genel olarak bu süreçlerde, son aşamada yönetici arkadaşlarımızla tanıştırılırdı. Sürecin öncesinde insan kaynakları birimi değerlendirmesini yapar ve kararını verirdi elbette.
Size de şunu söylemiştim: Bu bir kamu hizmetidir. Zor bir süreçtir, zorlukları vardır. Serbest piyasadan ya da özel sektörden farklı bir boyutu vardır. Farklı fedakârlıklar gerekebilir. Buna hazır mısınız? Maddi yönden beklentinizi karşılamayacak bir alan olduğunu biliyorsunuz. Çünkü özel sektörden çok arkadaşımız aramıza katıldı. Sizin gibi değerli arkadaşlar.
Bu bağlamda siz de bana o buluşmamızda, “Ben tam da bu iş için buradayım” tarzında bir cevap vermiştiniz. Ben de açıkçası çok mutlu olmuştum. Kadın yönetici olarak aramıza katılmanızdan da gurur duymuştum.
Umarım karşılıklı olarak görev arkadaşı, yol arkadaşı olarak geçirdiğimiz süreci hep beraber anacağız uzun yıllar boyunca.
Burada işinizi, kurumunuzun gelişimini, atacağız adımları, yapacağız atılımları ve benzeri birçok hususu tartışmanın dışında; bu iddianamede bahsi geçen ve daha önce tarif ettiğim gibi kötü bir kahvehane dedikodusu şekilde tasarlanmış iddianame kapsamında, bizimle ilişkilendirilen biçimiyle herhangi bir dünyamız oldu mu sizinle?
Böyle bir süreç, bu tarz konuşmalar ya da iddianamede yazıldığı şekliyle dayatmalar, önünüze kabul edemeyeceğiniz teklifler getirilmesi gibi şeyler oldu mu aramızda?
🔺️Pınar Türker:
Başkanım, olmadı.
Bilakis, rutin olarak her sene iştirakler yılı kapattıktan sonra sizinle sunum yapıp o senenin nasıl geçtiğine dair bir özet geçerdik.
İlk toplantımızda da, benim daha iki buçuk ayım olmuştu
Medya AŞ'de.
Bana tam olarak şunu söylediniz, onu çok net hatırlıyorum:
“Aman Pınar hanım, mümkün olduğunca havuzda çok fazla firma alıyorsunuz değil mi?
Hem bakış açısı açısından hem yaratıcılık açısından. Aman rahatsız olmasınlar, mümkün olduğunca çok firma, her taraftan firmanın havuzunuzda bulunmasına dikkat edin.”
🔺️Ekrem İmamoğlu:
Tabii sizden önceki dönem olduğu için analiz edilmemiş olabilir ya da önünüze düşmemiş olabilir. Az önce 2025 rakamlarıyla ilgili konu geçti. Ben de gördüğümde üzülmüştüm.
Medya AŞ yılı 200 milyonu aşan bir zararla kapattı. Ne yazık ki bu kumpas operasyonuyla beraber zarar etti.
Orada aklıma şu geldi. Sizden önceki dönemde bir TRT dizisine, daha doğrusu bir yapımcıya, TRT'ye değil, yapımcıya yaklaşık 4,5 milyon dolar civarında sponsorluk parası ödendi Medya AŞ tarafından.
Yani bugünün rakamlarıyla neredeyse tam da o zarar kadar, 200 milyon liranın üzerinde bir rakam.
Milletin parası, İstanbul halkının parası, 16 milyon insanın parası bir dizi için ödendi. Başka örnekler de var ama şimdi onlara girmeyeceğim.
Size böyle bir talimat verildi mi? Ya da buna benzer bir talimat gelseydi, siz böyle bir şey yapar mıydınız?
Pınar Türker:
O konuyu ben Medya AŞ'ye ilk başladığımda, az evvel de söyledim, yaptırdığım ilk denetimlerde fark ettim.
Diziyle ilgili önce bir sunum yapılmış. Sonrasında da Medya AŞ tarafından sponsorluk verilmiş.
Bu zaten bizim kamu iştiraki olarak asla yapamayacağımız bir şeydir. Çünkü biz karşılığında bir hizmet ya da mal almadığımız hiçbir şeye sponsor olamayız. Sadece sponsorluk amacıyla para aktaramayız.
Bize de böyle bir talep ya da istek asla gelmedi.
Ekrem İmamoğlu:
Evet. Bu tespitlerimizin de yine, ne yazık ki, kötü anılarınızda anlattığınız gibi savcılık tarafından görmezden gelindiğini, yargılama aşamasına sokulmadığını ya da kamu zararına yol açan bu tür işlerin hasır altı edildiğini burada tekrar Yüce Türk Yargısı huzurunda beyan etmiş olalım."
İBB davasında 47. celse
Fatoş Pınar Türker savunmasında savcının kendisini çocuklarıyla tehdit ettiğini belirtti: "Savcı bana 'çocuklarını asla göremeyeceksin' dedi. 'Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını' dedi."
https://t.co/xJNC0yJVIU
@herkesicinCHP CHP'nin Genel Başkanı Özgür Özel'dir. Bu hesap gerçek sahiplerine geri dönene kadar sessize alıyorum. Sizin işbirlikçi propagandanıza katlanacak değiliz.
74 il başkanımızın ortak açıklaması:
"Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Adayımız ise milletimizin oylarıyla seçilen Ekrem İmamoğlu’dur.”
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
Seçim dönemi değil, 1 buçuk yıl oldu şehir şehir, ilçe ilçe her toplantı dolu. Her temas mitinge dönüşüyor. Böyle bir şeyin eşi benzeri yok ülkede. Yurttaş Cumhuriyet'e tutunuyor. Gençleri otobüslere doldurup festivale diye götürüp miting yapmaya BENZEMEZ. Halkla inatlaşmayın.
Ortalama bir çalışan maaşının yarısını vergi ve prim olarak öderken, yabancılar Türkiye'ye gelecek ve 20 sene vergi falan ödemeyecek. İşte bu sefer gerçekten Osmanlı olduk. Halk ağır vergiler altında ezilirken, yabancılar kapitülasyonlarla zenginliğine zenginlik katıyor.
Türkiye’de asıl süresiz olan nafaka değil. Kadınların bir ömür süren ücretsiz bakım emeği, düşük ücretleri, iş hayatının dışına itilmeleri, dört duvar içinde bırakılmaya çalışılmaları, boşandıktan sonra tek ebeveyn bırakılmaları…
Yıllardır nafaka tartışması bu eşitsizliklerin önüne geçirildi. Bugün biraz daha eksiltilen, kadınların hayata tutunma imkanlar��.
Bunlar alemi aptal zannediyor. Kılıçdaroğlu, bu ülkede adalet yok diye yürüyüş yaptı. Şimdi yargı doğru karar verdi diye masal anlatıyor. Hem de Türkiye'de yargıya güven %10 gibi dip seviyelerdeyken bu masalı anlatıyor. Siz sarayın aparatlarısınız, millet bunu gördü.
Özgür Özel, bu yeni rejim oldu bittisiyle küçümsenen, iradesi hafife alınan; elinden yalnızca sandığı değil, haysiyeti ve onuru da alınmaya çalışılan bu yorgun halkın vicdanının temsilcisine dönüşüyor.
İstanbul'da tezgaha para fırlatıp emir vererek limonata isteyen şahıs, çalışan tarafından nazik olması yönünde uyarılınca kafeyi birbirine kattı.
Yanındaki bir başka şahıs da kadını parmak sallayarak tehdit etti.
Birinci Lozan’da anlaşma sağlanamıyor ve İsmet Paşa Şubat 1923’te Türkiye’ye dönüyor. Anlaşma sağlanamama nedeni sorulunca İsmet Paşa diyor ki;
“Önümüze öyle şartlar koydular ki, bu şartları ancak akşam yiyecek yemeği olmayan bir adam kabul edebilir”
Türkiye ekonomisi nasıl şartlarda ki yabancı sermayeye bu kadar kapitülasyon veriliyor?
İstanbul Anadolu Adliyesi'ne geldik. Ekrem İmamoğlu, Tuzla Belediye Başkanı'na hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada ilk kez hakim karşısına çıkacaktı. Cezaevi aracı 60 km yol gittikten sonra bozulmuş Silivri'ye geri götürmüşler. Şimdi Segbis'le bağlanıyor mahkemeye!.
Ekrem İmamoğlu:
"Saat 07.20’de koğuştan alındım ve 07.30’da cezaevinden çıkarıldım. 60 kilometre yol gittikten sonra araç durdu. Kaput açılıp kontrol edildi, daha sonra araç geri dönmeye başladı. Aracın arıza yaptığı ve bu nedenle geri dönüldüğü söylendi. Ben de 'Bir dakika, ne yapıyorsunuz? Arıza yaptıysa neden geri dönüyoruz? Arızalı bir araçla geri dönmek nasıl bir çözüm olabilir?’ dedim
Aracın gerçekten arızalı olduğuna inanmadığımı söyledim. 'Bu yapılan yanlışa ne Türk askerini ne de şoförü alet etmeyin' dedim. Bunun ayıp, yazık ve günah olduğunu söyledim. İtiraz ettim, sesimi yükselttim. Daha sonra kapıyı kapattılar ve beni tekrar araca bindirerek cezaevine geri götürdüler
Bir başsavcının egosu zedelenecek diye, bir başsavcının adil yargılanmamı engellemeye yönelik tutumu nedeniyle gece yarısı ya da sabah saatlerinde bir talimat verilmiş ve benim duruşma salonuna gelmemem için bir tezgâh kurulmuştur
Bu tezgâh işletilmiş ve ben ciddi anlamda psikolojik işkenceye maruz bırakılmış durumdayım. Bu ilk değildir, son da olmayacaktır. Bugün yaşanan tarihi bir zulümdür, işkencedir. Bu işkenceye sebep olanlar hakkında işlem yapılmasını mahkemenizden talep ediyorum. Bu konuda avukatlarımla acilen görüşmek istiyorum. Bu bilinçli bir işkencedir
Canlı canlı işkenceye tabi tutuluyorum. Ayrıca bana yalan söylendi. Araç arızası denilerek bu ülkenin askeri ve komutanları bir başsavcının talimatına alet edildi. Tarafıma gerçeğe aykırı bilgi verildi"
TÜİK'e göre yıllık manşet enflasyon yüzde 32,61 ancak birçok temel mal ve hizmetin fiyatı bu oranın çok üzerinde artıyor.
Bazı mal ve hizmetlerde yıllık artışlar:
📌domates, biber, salatalık vb. %121,73
📌doğalgaz % 102,43
📌yeşl baklagil sebzeleri % 65,31
📌Tereyağ % 55,92
📌havayolu taşımacılığı %51,92
📌mazot %50,37
📌kira % 49,77
📌çiğ süt 49,35
Dün İBB Davası’nda Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken gazetecilere dönerek, "Hepinize iyi hafta sonları, iyi dinlenin. Biz yarın da devam edeceğiz," dedi.
Avukatına konuyu sorduğumuzda, "Yarın Kartal Adliyesi’nde davası var. Hakim huzurda dinlenmesine karar verdi. Çağrı yapmadık ki duruşmaya getirmekten vazgeçmesinler. Sabah saatlerinde duyurusunu yaparız; araç bir kez yola çıkarsa geri döndürmezler," demişti.
Aylardır Silivri Cezaevi'nde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun, kendi mahkemesine gitmek üzere yola çıkarıldığı ancak "araç bozuldu" denilerek cezaevine geri götürüldüğü öğrenildi.
Daha önce iki kez beraat ettiği “Hakaret” davasında, İstinaf’ın bozma kararının ardından üçüncü kez hâkim karşısına çıkmaya hazırlanan İmamoğlu, duruşmaya
SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlanmış.
SEGBİS ekranında duruşma hâkimine seslenen İmamoğlu, "Nasıl bir işkence yapıldığını yargıca anlatacağım. Saat 07.20'de yola çıkarıldım; 60 kilometre giden araç, 'araba bozuldu' denilerek geri getirildi"
Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Anadolu Adliyesi'nde yapılacak duruşma için Silivri'den 60 km getirildikten sonra "Araç bozuldu" denilerek Silivri'ye geri götürüldüğü ortaya çıktı.
İmamoğlu, duruşmaya SEGBİS ile katılacak. (Halk TV)
Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi( Skm) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da Chp Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık!
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracım�� kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden, kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar ?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!